Atlı karıncalar dönmekte yavaştan, üzerinde sen, şahlanmış bana geliyorsun. Soğukça bekliyorum. Bana, ne yaşatacaksın, hiç merak etmiyorum.Her kadın gibi, çok hayal kurmuyorum. Genç kızlık heveslerim, hiç olmadı, biliyorsun.
Dön ya da dönme dolap, her durduğun noktada inip yoluma devam edeceğim..Heyecan duygum yok. Sana alışmak istemiyorum.Bağımlılık nedir, anlamını bilmenin bir önemi yok..
Sabah, yatakta bıraktığım geceliğim olmanı istiyorum. Ben, sıradanlığı seçiyorum. Hiçbir beklentisi olmayan, dümdüz; yavan, çıplak bir aşk. Ot gibi. Buna, sen, ‘’aşk denilemez’’, diyeceksin. Sana göre denilemez, bana göre denilir. Herkesin mutluluğu, kendi isteği olan..
Ben, bunu istiyorum. Sana, ilk günden, yirmi yıllık, hayat arkadaşım gibi davranmak, yanında, konu yaratmamak, tüm sessizliğimle öylece sana bakmak, sevimli görünmek için rol yapmamak istiyorum. Beni, güzel bulmamanı istiyorum. Sana göre, son kurduğum cümle düşük, bana göre değil. Ruhumun seçildiğini, her fırsatta, sadece muzipçe yüzüme gülümsediğin, birkaç saniye içinde yaşamak istiyorum..Ruhunu seçtiğimi sessizce yanında yürüdüğümde, adımlarımı atarken, her tökezlememde, kolunu tutmak istediğimde, sana hissettirmek, istiyorum.
Evde,işte,okulda,sokakta etrafınızda dolanan yığınları anlamak,kendinizi anlatmak,ortak bir bağ yaratmak gibi sıkıntıları bohçalayıp bir kenara kaldırdığınızdan beri her ses,her yüz,her ifade birbirine benzer.
Biraz güvensizlik,biraz doymuşluk vardır.
Birlikte vakit geçirmek ,ortak bir nokta yakalamak,kendini birine anlatmak zor gelmeye başladığında yalnızlık tümörünün de büyüdüğü verdiği acılarla duyumsanır.
işte nedensiz bir durumda bir bakıştan, bir yazılandan, bir telefondan sonra yığınlardan sıyrılıp farkını hissettirenler vardır.bunu anlamak sürprizdir.
Sabahın körü. Daha afyonum patlamadı. Daha “bugün günlerden ne?” diye düşünmedim bile. Güneşin ışıklarının gözümün içinde patlamasına daha yarım saatten fazla var. Var da neden o kara gözlükler? Neden gözlerini o simsiyah camların arkasına saklıyorsun?
Sebep?
Kaç haftadır aynı yolu takip ediyoruz? Kaç gündür aynı araçlara binip, aynı eksoz dumanını soluyoruz? Neden hep aynı bekleme duraklarında boş yüzlerle hayatın akışını seyrederken, aynı sokak köpeklerinden korkuyorken, aynı trafik lambasına sinirlenip, aynı simitçiye gülüyorken… Gizleniyorsun…
Daha ilk bölümünün yayınlanmasının ardından olumsuz yönde eleştirilere maruz kalan bu programı ben oldukça güzel ve başarılı buluyorum. Bence keyif verici bir eğlence programı. Hele o güzeller güzeli oyuncu-sunucu Melike Güner'in gülüşü yok mu? Özellikle Behzat Uygur'un sunumuyla renklenen programda yarışmacıların daha önce topluluk önünde hiç gerçekleştirmedikleri aktiviteleri gerçekleştirmesi oldukça etkileyici. Düşünsenize seneler boyunca ailesinin karşısında tek figürle de olsa dans etmemiş, şarkı söylememiş gençlerin milyonlar karşısında bunları gerçekleştirmesi ne kadar fark yaratıcı bir çalışma.
Yalnız benim ilk gözüme çarpan ve biraz da haksızca bulduğum durum ise yarışmacıların giyimiyle ilgili: Hanım yarışmacılar muhteşem ayrıca da mini elbiselerle insanların karşısına çıkarılırken yakışıklı dahi kardeşlerimiz paspal bir giyimle ekranlara taşınıyor. İlk başta bunu yadırgadım. Gerçi program formatıdır kesin ama nasıl hanımlar kızların cehaletini söz konusu ediyorlarsa ben de buna taktım.Lütfen yapımcılar bunu dikkate alın, bu çocuklar çalışkan, zeki olabilirler ama sunum konusunda görsel olarak biraz özenirseniz çok güzel olacak.