Size bir gerçeği itiraf edeyim: İnovasyon yenilik demek değildir.
Ülkemizin ilerlemesini istemeyen kötü güçlerin, sadece 'innovation' kelimesini 'yenilik' olarak türkçeye çevirmesi, yurdum insanlarının kavramla tanışmasını 3 yıl geciktirmiş.
İnovasyon konusunda doğru bilgileri öğrenmek için sanırım gözümüzü yurtdışına çevirmek gerekiyor. Türkçe içerik arayanlara aşağıdaki linkler başlangıç için faydalı olabilir:
www.focusinnovation.net
www.irc-anatolia.org.tr
Hastalığımız var, doktora gittik.
Ya da, genel bir sağlık kontrolünden geçeceğiz.
Ya da, orduya katılmak için muayeneden geçeceğiz.
Böyle durumlarda alışık olmadığımız bir durumla karşılaşırız.
Karşı koyamayacağımız bir direktif.
Türkçesiyle yönerge...
"Soyun!"
O ana elbisemizle gizlediğimiz,
vücudumuzun en mahrem yerlerini göstermek zorundayız.
Doğal olarak utanırız, sıkılırız.
Utanmak insan olmanın bir emaresi.
İşareti...
Bedenimizin mahrem yerleri olduğu kadar,
ruhumuzun da mahrem yerleri vardır.
Duygularımızın,
düşüncelerimizin,
hislerimizin,
bakış açımızın,
isteklerimizin,
beğenilerimizin,
nefretimizin...
Hayat bu... Doğarız, yaşarız ve ölürüz. Doğanın belli bir kuralı diyorlar bu döngüye. Kimimiz normal bir biçimde yaşarız bu döngüyü fakat bazılarımız beklenmedik, istenmeyen ya da doğduğumuzda bizimle beraber olan ve asla ama asla ölene kadar bizi terk etmeyecek bir takım sıkıntı/dert/hüzün/zorluk ile yaşamaya çalışırız.

Doğduk fakat bunun farkında değildik, ihtiyacımız olan şeyler olmadı mı oldu tabi ama biz bulmadık bu ihtiyaçlarımızı karşılayacak yolları. Çünkü küçücüktük bir de masumduk... Birileri bir şekilde hep yanımızdaydı. Büyüdük, büyüdük ve büyüdük... Okumayı bile öğrendik. İşte bu anlar bizim farkında olmaya başladığımız anların en başlarıydı belkide. Tabi ondan öncede aklımız fikrimiz vardı ama okullu olmuştuk ve öğreniyorduk, kendimizi geliştiriyorduk. Her gün hayat bizim için bir macera gibiydi belkide. Bazılarımız için belkide farklı bir anlam ifade ediyordu ama herkes için bir şekilde olağandı. Tek bir şey var ortak olan bizler için; hayat hayattır, başlar ve biter.

Çırpınır durur içime akıttıklarım. Hâlâ bekliyorum. Bir gün gelecek ve bu tutsaklığım bitecek. Özgür olacağım. Tıpkı “şeyler” gibi… Hımmm… Şeyler gibi canım. Özgürlüğü doyasıya yaşayabilen ne vardı ya…? Çıldırtmayın adamı!
(…)
Adımlarımla yoruyorum yolları. Sağımdan solumdan insanlar geçiyor. Soluk yüzlüler, çirkin suratlılar, tedirgin gözlüler, aylak bakışlılar, kahkaha atanlar, ömür törpüleri… İçlerinden birini yolundan çevirip özgürlüğü sorsam, diyorum. Gülüp geçiyorum. Sonra gülüp geçtiğim için uyumadan önce kendime kızacağımı hatırlıyorum. Yürümeye devam ediyorum. Adımlarımla tutsaklığımı aşmayı deniyorum. Hiçbir işe yaramayacağını bile bile. Hiçbir işe yaramayacağını bile bile bir şeyler yapmak bazen haz verir insana. Kendini aldatma zevki. Buyur burdan yak!