
Sevgili kardesler...
Simdiye kadar actigim tüm konularda kendimizi bilmeden bahsettim, simdide insanin kendini bilmesi nedir, nasil yapilir? Onu anlatmaya, yüce Yaratan'in verdigi müsade ölcüsünde sizlerle paylasmaya calisacagim...
Allah (cc)'nun bir benzeri yoktur o her yerdedir. Ve esrefi mahluk olarak yarattigi, adina insan
denilen yaratiklarin kalbindedir. Bütün melekleri o insanin önünde secde ettiren de odur. (Seytan
haric) Bizleri Esrefi Mahluk olarak yaratan Mevla, bizimde buna layik kullar olmamizi istiyor. Söyle
ki:" Rabbimiz bize beni bilin, ve bana kulluk edin buyuruyor, pekiyi beni bilin buyurmasi ne
demektir? Yani kendi öz varligimizi bilmemizi, bunu bilincede onu taniyacagimizi, ona yakin
olacagimizi, ve sonra yapacagimiz kullugun sadece sekli degil, mana itibari ile de bir anlam
kazanacagini cesitli Ayetlerle bizlere bildiriyor.
“KUR EVLİLİK DAMINI , ÇEK EBENİN GAMINI”
Eskiler böyle derler...
“Onu o kadar çok sevdim ki,beni aşağılamasına,iteleyip kakalamasına bile izin verdim.Onunla evlenebilmek için her şeyi göze almıştım...Olmadı, evliliğe ikna edemedim...Şimdi başkasıyla evliyim, onunla daha rahat görüşebiliyorum...Eski hırçınlığı da kalmadı...”
Yukarıdaki sözler bir kadının yaşadıkları ile ilgili itirafı...Bu ve buna benzer hikayelere rastlamak mümkün...
Kadınlar kabullenmeseler de erkeğin ”koruyucu” rolü yavaş yavaş ortadan kalkmakta, çağın koşulları erkeğin “cankurtaran simidi” gibi algılanmasına meydan vermemektedir...
Peki! Hal böyleyken kadınlar neden evlenmek ister?...
- Özgür olabilmek
- İstenmemiş olmanın utancı
- Kendi başlarına yaşayabilecek gücü elde edememek
Freud'un seksten uzaklaşıp kendini daha çok mitolojiye ve tarihe vermek isteyen öğrencisi Carl Gustav Jung'a söylediği
incisiyle başladım böyle nazik bir konuya.
Hafif-te yeni sisteme geçildiğinden beri gözümün biri sürekli alttaki 'en son okunan'-a takılıyor, e göz bu takılır takılır
lakin;
Ah deme oh de
Göstermek isteyeniniz var mı
Hülya avşar
Seda sayan playmen pozları
Kadınlar yatakta ne ister
Porno piyasasından kaçış
Çocuk pornosunu ispiyonla
anal ...trasyon(neydi unuttum)
gibi başlığı seksi çağrıştıran yazıların neden rutin olarak okunduğuna bir anlam veremiyorum; bir diil, iki diil, ne zaman baksam mutlaka 3 tanesi bu üstteki başlıklardan oluşuyo; hadi misafirler okuyor diyelim e daha içerikli bir çok site var bu konularda bol resimli hem de, niye hafif-e girip te bunları arasınlar, evet hanginiz sürekli bunları okuyosunuz çıkın ortaya (depresifleşiyorum konuyu uzatmayayım)
Adam Okyanusu Yuttu
Derinlik Sarhosluğu'nu seyredip etkilenmemiş birisi var mıdır? Elbette vardır ama ben kesinlikle onlardan değilim. Filmden çıktığımda deniz suyunun ısıran serinliğini, tuzunun yakıcılığını, en müthişi de derinliğin sarhoşluğunu üstümde hissediyordum.
Yıllar sonra denizin dibini keşfettiğim zaman hissettiğim sarhoşluktan pek farklı değildi bu. Dipte, belli bir derinlikte insanın çiçek toplayası, dans edesi, melankolik şarkılar söyleyesi geliyor. Balıkların neden sersem sersem dolaştıklarını anlayabiliyorum. Dip o garip büyüsünün içine alıveriyor tüm canlıları. Dipte vurgun yemiş ve hayatları karada yatağa bağlı geçen felçli insanların suda tekrar hayat bulduklarını ilk öğrendiğimde dehşete düşmüştüm. Deniz, onlardan aldığı canı onlara geri veriyordu. Sanki böylece sadece Ona ait olduklarını,Onun esiri olduklarını gösteriyordu. Ve o insanlar tekrar dibe kavuşacakları günü sabırsızlıkla bekliyorlardı, çünkü hayat onlar için sadece dipte vardı. Alan ve geri verenin kaynağının aynı olması nasıl da etkiliyor insanı...Denizin gücünü hissetmek, dalgalarından kaçmamak, dibinde boğulmamak, denizden korkmak ama yine de içine atlamak hayatin ta kendisi gibi. Son derece basit Freud'cu bir kişilik testi vardır: bir kelime söylenir ve ne çağrıştırdığı sorulur. Basit olmasına rağmen son derece isabetli sonuçlar çıkar. Bu test de deniz hayatı simgeler, yani deniz için söylenen her şey aslında kişinin hayatı anlatmasıdır. Cam cinselliği, duvar olumu simgeler... Düşünüyorum da hayatı simgeleyecek denizden başka bir şey bulamıyorum. İşin garibi aslında hayata bağlı olduğumu, onu hem ürkütücü hem de inanılmaz çekici bulduğumu da deniz sayesinde anlayabildim. Galiba en çekici tarafı da bu: hem korkutmak hem haz vermek.''İhtiyar Adam ve Deniz'' bu ikili mücadelenin, insan ihtirasının ve yaşamla verdiği emsalsiz kavganın belki de en sade ama aynı zamanda en vurucu anlatımı olduğu için etkiler okuyanı. Bir rüya dinledim. Anlatan hala etkisindeydi, gözleri fal taşı gibi açık anlatıyordu : Kocaman ağzının içinde denizi taşıyan bir adam vardı, dalgaların sesini bile işitebiliyordum, ağzında dalgaları görebiliyordum, arkadan bir ses ise söyle diyordu 'Adam okyanusu yuttu'.'' Bu rüyanın ne anlama gelebileceğini çok düşündüm. O kadar fazla şey ifade ediyordu ki anlamda boğulmaktansa sihrinde kaybolmayı tercih ettim. Ama dinlediğim başka bir deniz rüyasında simge çok daha canlıydı. Rüya bir gece vakti güzel kumsalda geçiyordu. Anlatan hiçbir zaman olmadığı kadar sık bir şekilde deniz kenarında verilen bir davete katılmıştır. İnsanlar keyifli bir gece geçirmektedirler. Derken denize girme fikri ortaya çıkar. Durgun denize doğru mutlulukla yürüyen kadın elini suya sokar, eğer sıcaksa mutlaka girecektir. Elini sığ suya soktuğu anda aslında bunun ne zannedildiği gibi sığ ne de göründüğü kadar masum ve zararsız olmadığını fark eder. O, karanlık ve derinliğinde insanı yutmaya hazır beklemektedir. Denizin bilinci vardır ve bu açıkça anlaşılmaktadır. Tıpkı hayatlarımızda olduğu gibi, dibinde kaybolabileceğimizi bile bile kendimizi içine bıraktığımız derinlik... Denizi hic görmemiş bir insanın o ilk karşılaşmada hissettiği heyecanı yaşamadım çünkü ben neredeyse denizde doğdum. Ama okyanusun kenarinda durmanin ve açıklara doğru dalıp gitmenin verdiği heyacanı tattım. Ve birçok insan gibi sıkıntımı deniz kenarında iyot kokusuyla attım. Hayatta anlamlı bir şey aradığım zaman ilk gördüğüm oldu deniz. Balıkçıları seyretmeyi sevdim. Filmlerde ihtiyar deniz adamlarının sade bilgelikleriyle hayatın ince felsefesini yaparken kelimelerindeki olgun duyarlılığı sevdim. Gemileri yutan, kentleri sular altinda bırakan mitolojik deniz canavarlarını bile sevdim ben çünkü onlar denize aitti. Tıpkı benim gibi.Ben içine girebildiğim, dibine inebildiğim, korktuğum ama vazgeçemediğim,tutkuyla bağlanabildiğim şeyi, Denizi seviyorum. Ben denizde hayat buluyorum,başka hiçbir yerde bulamadığım bir yudum hayatı...