
Kaç bahar, kaç kış geçti üstünden, bilmiyorum……….. bana demiştin ki: biliyor musun yavrum, insan ölürken bir en sevdiğinin yüzünü, iki anasının yüzünü, üç en sevdigi şehrin yüzünü görürmüş, onların içinden çıkarmış sanki ruhu. Gidiyorum buradan, sizi gittiğim yerde bekleyeceğim….dermiş….. Doğru mu bilmem!! Niye böyle denmiştir, onu da bilmem!… Sevgiliden ve yaşamdan ayrılmak zor sanılıyor, belki ondan ya da insan gözüyle yaşama aynı şekilde bakamayacak olmaktan duyulan korkunun aldatıcı kandırması mı desem… Teselli işte.
Sadece oturuyordum. Serin olduğunun yâda güneşin çoktan dünün bulutları altına girdiğini görmedim bile. Sadece denizle ikimizin arasından geçen insanları görüntümü kestikleri için görmek zorundaydım.
Konuşunca yanımda oturduğunu ve bana baktığını fark ettim. Şaşırtıcı derecede tatlı ama sert bir sesle ”Özür dilerim” dedi, “ama sizinle konuşmam mümkün olmayacak” Gözlerimi denizin üzerindeki martıdan ayırmadan
“Ben size bir şey söylemedim ki” dedim.
“Haklısınız” dedi, “Ama yabancılarla konuşma huyum olmadığını bilmenizi istedim.”
“Tekrarlıyorum” dedim, “Ben size bir şey söylemedim.”
“Evet, ilk söylediğinizde de duydum bunu. Ama nedenini merak etmiyor musunuz?”
“Sanırım etmiyorum” dedim “İyi laf. Sizin mantıklı bir adam olduğunuz belli.” Omuzlarımı silkip yanıt vermedim. Tepeden tırnağa kayıtsızlık örneğiydim şimdi. Bunu görünce yüzünde geniş bir gülümseme yayıldı. Bana doğru eğilip bir sır paylaşıyormuş gibi “Sanırım sizinle anlaşacağız” diye fısıldadı.
Uzunca bir süre sonra “Görürüz bakalım “dedim. Güldü.(kısa derinden gelen bir hah sesiydi), sonra sözüne devam etti.”Oldum olası yabancılardan hoşlanmadığımı sanmayın. Kendini takdim etmeyen insanlarla konuşmamayı yeğliyorum. Başlayabilmek için elinde bir ad olması gerek”
“Ama adımı size söylersem artık yabancı sayılmam ki?” dedim.
“Haklısınız. İşte bu yüzden yabancılarla hiç konuşmam” dedi…
Gördüklerimiz ve gördüklerimizin yaratıcıları. Bu yaratıcılar aslında kendileri için mi yoksa görenler için mi yaratırlar yarattıklarını?
Gözlerime ressam rolünü versem, gördükleri bu güzelliğinin biçimini beynime çizdiklerinde seni olduğun gibi mi yansıtmış olurlar. Malum, resmin konumundan bilinir usta ressamın sanatı. Acaba gözlerim üslendikleri bu ressam rolünde ustalar mı?
Yine şüpheciyim işte gözlerin sanatında yine de bir eksiklik var gibi. Gördüklerini çiziyorlar yalnız. Ya görünmeyen yürek, onu nasıl çizecekler?
Nasıl bir kazmayım ben ya, bu kadar haketmeyen bir adama aşığım ya! Unutamıyorum. Arıyorum. Kimseyle uyuyamıyorum. Kimseye niye yemek yapmıyorum onun dışında, hizmet etmiyorum.
Bu kazma sanki anlıyor? Odun! Ya hak ediyorum ben. Yapma o zaman. Hayvan. Ne var. Hani bi laf var ya, deveye diken insanı siken aynen öyle..
Adam nasıl ya, hasta ediyor beni, hiç kaile almıyor, bu kadar mı odun olunur onca güzel lafa bir şey demiyor. Ama sorun onda değil ben de. Ben arızalıyım. Kazmalık ben de. Dünyada adam kalmadı.
Böyle çıldırtan bir adamı niye özlüyorsun ya! Kazma. Nerde benim karizmam ya. Bakma yüzüne köpeğin. Arama, görüşme.
Neden ise sürekli anlaşamadığımız bir durum var ortada ;
"Arkadaşlar lütfen özümüze dönelim artık" diyeceğim ama bunun arkasından da hemen gene ırkçı ithamları yağmaya başlayacak . :))
Ama unuttuğunuz bazı şeyler var , lütfen bir hatırlayın ;
Bizim kültürümüz de birlik ve beraberlik var ,
Bizim kültürümüz de anlayış ve hoşgörü var ,
Bizim kültürümüz de her türlü zorluğa karşı tek vücud tek beden olmak var ,
Bizim kültürümüz de Düşünmek var , öğrenmek var , bilmek var ,
Bizim kültürümüzde bakmak yok görmek var ,