yeni bir sabah...
yeni bir işgünü daha...
elimdeki açmayı dişlerken, bir yandan da bestekârı neredeyse bilinmeyen udî nasibin mehmet yürü'nün hüzzam şarkısını mırıldanıyordum:
"açmam, açamam söyleyemem derdimi/bir yaresi var ki kanıyor kalb üzerinde"...
vapurun havadar kısmındaydım.
başında uç kısmı erimiş, kir pas içindeki kasketi,
bir elinde naylon torbası (poşet değil!),
bir elinde de dürüm haline sokulmuş çok satan
bir gazete…
nasıl bağıra çağıra konuşuyor ama!
sanki biri evden çıkmadan tembihlemiş:
vapurun açık kısmında cep telefonun çaldığında iyice bağır ki, kaptan köşkündekiler de sesini
iyice duyabilsin…
amcamız çalan telefonun yes tuşuna bastı ve konuşma başladı:
- hee, evet, sürdüm ama daha da azdı…
- yok yok, pebantel sürdüydüm…
- sabah akşam mı sürücem?
- ama çok şişti muharrem!
- oolum mayasıl olmayak?
- işerken çok acıyo, bir de ucu çok kırmızı oldu!
KADIN:
Etraf çok kalabalıktı, karanlık ve dumandan yüzleri seçemiyordum. Seçsemde ne olacaktı, herkes bir alemdeydi şu anda. Sahne ışıkları yön değiştirdikçe yüzüm aydınlanıyor bu da beni rahatsız ediyordu. Yerimde müziğe eşlik ediyordum o sırada sahnede dans eden arkadaşlarımı seyretmek ve birazda içkimden yudumlamak için gelmiştim şu an bomboş olan masamıza.
Lenslerim batmaya başlamıştı, gidip çıkartsam diye düşünürken, yanıma birinin yaklaştığını hissettim, gözleri gözlerimdeydi. Kim di bu tanıyordum ama ahh şu isimleri kayıt altına alamayan beynim, gülümsedi gülümsedim.. Umarım sarhoş değilsin yoksa seni savsaklamaya çalışacak yada senden kaçacak gücüm yok.. Başıyla selam verdi, bende selam verdim. Yanıma oturdu, benimle müziğe eşlik etmeye başladı. Adın neydi neydi yahu, evet tamam karizmatik adam, uzak şehirlerden birinde yönetici, evet arada bir merkeze geldiğinde de uğrayıp mutlaka hatır sorar, ama adı neee??
ERKEK:
Uzun zamandır aynı yerde çalışıyoruz , farklı şehirlerde. Ne zaman merkeze gitsem onu görme hissi ile doluyorum, bir bahane ile ofisine uğruyorum. Şimdi orda tek başına oturuyor gitsem yanına, bu gürültüde sohbet edemeyiz ama, olsun beni çeken birşey var yanına gidiyorum. Çok güzel gözleri var, selam verdim, selam verdi. Gülümsemesi ile ortaya çıkan gamzelerine takılıyor gözlerim. Burda ne işim var, ne diyeceğim şimdi, gecenin bu saatinde ne konuşacağım, ortak bir konu bulmam lazım, şu müzik ne gürültülü, umarım çapkınlık için yanına gelen biri sanmaz beni, yok canım hem çapkınlar yaklaşamıyorlar yanına, çok mesafeli o duvarları kırmaya kimse cesaret edemez..
KADIN:
Bu tip toplantılarda çapkınlar açık kapı ararlar hoşça geçirilecek eğlenceli gecenin ardından belki de amaçları one stand night dır. Bunlardan sıyrılmanın en iyi yolu imajınızdır, imajınız sağlamsa kimse yaklaşamaz, ee benimde sağlamdır, ama içki bu siz istediğiniz kadar yıkılmaz duvarlarla çevrili olun, kaleyi fethetmek isteyen olacaktır. Bunun için korunmanın en iyi yolu çok iyi tanımadığınız insanlarla gözgöze gelmemek, arkadaşlarınızın yanından ayrılmamak, yine çok iyi tanımadığınız içkili insanlardan uzak durmaktır. Ama o böyle biri değil, öyleleri mimlenmiştir zaten..
ERKEK:
İçkisinden son yudumu aldı, tamam konuşmak için bahane ne içtiğini soruyorum, söylüyor, istermisin diyorum, bunları konuşurken yaklaşmak zorundayım çünkü birbirmizi duyamıyoruz. Çiçek kokusu geliyor burnuma, uzaklaşmak istemiyorum. İstiyor, çok mu kaçırdım içkiyi acaba, birşey yaptığım yok centilmence içki ikram ediyorum, ne var bunda hem yanlış anlasa istemezdi benden içki falan, arkadaşız biz, ama neden etkileniyorum bu kadından bu kadar anlayamıyorum.. İçkiyi beklerken onu izliyorum kendime engel olamadan, yerinde duramıyor, çok enerjik ve çok güzel. İlk ilgimi çeken kocaman kahverengi gözleri olmuştu zaten, gülerek bakan gözler o kadar az ki.. Kendine gel aynı yerde çalışıyorsunuz, hem senin hem onun başı bağlı, yüzüğünü görmedin mi? Gördün o zaman tehlikeli oyunlar oynama. Oyun oynadığım yok, merak ediyorum sadece, arkadaş olmak istiyorum, tamam çekici bir kadın ve beni delirtiyor ama olsun arkadaş olabiliriz. İçkisini veriyorum, gülerek alıyor. Sigara içtiğini görmedim hiç, içer mi acaba? Soruyorum, duraksıyor önce sonra alıyor, sigarasını yakarken gözlerimi gözlerine dikiyorum, başını sallıyor ne oldu diye, ne diyeyim ki sırıtıyorum sadece, kesin beni sarhoş sandı kesin rezil ediyorsun oğlum kendini. Kaçacak şimdi senden.
KADIN:
Ne içtiğimi sordu, energy drink votka içiyorum. Yenisini isteyip istemediğimi sordu, kendine de alacakmış, olurr dedim. Çünkü topuklu çizmelerin üzerinde deli gibi zıplayarak dans etmekten yorgun düşmüştüm. İçkim geldi, hala adını hatırlayamıyorum, şehir , görev tamam ama isim yok:) Neyse bu gürültüde sohbet edecek halimiz yok, hem kaçarım ben birazdan yanından yada birileri gelir şimdi diye düşünüyordum ki, bu sefer sigara ikram etti, kullanmıyorum ama gecenin bu saatinde canım çekti aldım bir tane, allahım neden gözümün içine içine bakıyor, ne var der gibi baktım, gülümsedi.
ERKEK:
Bu müzik çok güzel dans etsek, olur mu? Ya red ederse? Etmez çok kibar, kırmaz beni gibi geliyor. Hahh tamam sen daha düşün dur, götürdüler bile kızı, off off ne aptalım, neden müzik başlar başlamaz elinden tutup dansa davet etmedim ki..Bu çocuk stajeriydi, şimdi başka bölümde işe başlamış, çok samimiler, yok canım abla, kardeş gibiler, sinir oldum çocuğa, dangalak başka kimse kalmadı dimi dansa kaldıracak... Çok eğleniyor gibi gözüküyor, elimde değil gözlerim onu buluyor pistte, tamam kaçırdın konuşup kaynaşma fırsatını ne yapalım, herkesin varmış böyle hayran olduğu ama ulaşamadığı biri..Gidip uyumak en iyisi ..
KADIN:
O da ne çılgın dans müziklerine ne oldu, bu slow parçada nerden çıktı? Beni dansa kaldıracak, birşeyler yapmam lazım, dans etmemeliyim..Ohh kurtarıcım can kardeşim Ali ellerini uzatarak bana geliyor, ellerimden tutup beni pistte çekiyor, allahım ne yücesin sen:) İzlendiğinizi görmeseniz bile anlarsınız, hele kadınlar gözlerin üstünde olduğunu çabuk sezerler, evet bende izleniyordum.


Kadın erkekten daha güçlü olduğunda ilk ortaya çıkan tepki "anlayışlı davranmaya çalışmak" olarak tanımlanabilir. Kadın erkeğin herhangi bir alandaki sonradan ortaya çıkan güçsüzlüğüne veya hep varolan güçsüzlüğüne, durumun geçici olduğunu varsayarak, anlayışlı davranmaya çalışarak tepki verir. Yalnız bu noktada, kadınların çoğu zaman bu konuda kendini zorladıklarını da gözlemledim çünkü çoğu kadın için erkeğin güçsüzlüğü tahammül edilmezdir.
Bizi bir Fransız'ın gözünden görmek isterseniz( ama ne yazık ki fransızca olarak) Marie'nin blogunu size kesinlikle tavsiye ederim. Normal karşıladığımız, kültürümüze, alışkanlıklarımıza farklı bir bakış açısı.
Sitemizde ve hayatta yaptığım bir gözlemimin çıkarımlarını payla$ayım istedim $imdi de!
Sanatın özellikle sinema dalı tüm dünyada çok popüler. Bloglarda da girilen kategori sayısına bakacak olursak sinema ve müzik kategorisinin rakipsiz liderliğine $ahit oluruz. Nedir acaba bu ilginin sebebi?
Benim sabit fikirli olu$umdan olsa gerek‚ ben bunu tembellik olarak yorumluyorum. Ama $imdi sabit fikrimi bir kenara bırakıp ba$ka manalar çıkartmaya çalı$acağım.
Öncelikle bana verdiği rahatsızlığın sebebini açıklayayım. Bana göre sinema sanatında çok büyük eksiklikler var. Eski çağların multimedia'sı olarak adlandırabileceğimiz resim ve klasik müzik sanatlarını $araba benzetirim, ki$inin damak tadına göre deği$ir çünkü. Size verileni her yudumladığınızda ba$ka tatlar bulmak ba$ka anlamlar çıkartmak mümkündür. Yani siz eserin büyük bir parçasısınızdır. O an nasıl hissettiğiniz‚ nasıl bir hayat yaşadığınız‚ alacaklarınızın malzemesi gibidir‚ deği$kenliğidir size zevk veren. Neyse çiçekten çiçeğe konan kelebek gibi uzatmaya gerek yok demek istediğim anla$ıldı sanırım.