Kimyamı bozar gülüşün,gözlerine çakılır kalır irisim.Kim bilir bu kaçıncı iç çekişim.
Kimyanı,fiziğine katıp yemek isteyişim,yemeği ağır yiyişim,acayipçe çiğneyişim,her yutkunmam da ki inleyişim.
Biter mi bu seni sevişim?
Postası biter ama reklamlardan sonra devam ederim.
Bir baska ben var sende...
Der durursun ben benim diye,
sadece yemek icmek mi bu sence?
hic mi dinlemedin Hz. Yunus'u ne,
O, baska bir ben'den bahseder de..
E, hayvanlar da yer icer sadece,
bir farkin olmali onlardan bence,
hic merak etmez misin bu ne diye?
Yunus bahseder bir baska benden de..
Bülbül güle asiktir, bilir misin ne diye?
gül Bülbülü, Bülbül gülü cagirir menzile,
düsündün mü sen; senin gülün nerde?
Anlatir Yunus sana bir baska beni de..
Ne diye anlatirsin bunlari bre sende,
anlayan olur insaallah bir gün beni de,
anlatirim bunlari anlayana mesrebimce,
kardesim, yarenim bir baska ben var sende..
Gülebiliriz.. Mutlu olduğumuz için ya da mutlu görünmek istediğimiz için. Çokluklardan yokluklara, aydınlıklardan karanlıklara, sebeplerden sonuçlara, olanlardan olacaklara uzanan, uzanacak olan bazen yalın bazen karmaşık hayatlarımızda herbirimiz başrol isteriz. Bilmeyiz aslında yönetmenlerin bile bizler olduğunu; jenerik biziz, kameraman, söz yazarı (senarist) ve hatta replikler bile biziz. Hepsinden öteee, başrol bizim. Oyuncuları kendimiz seçiyoruz. Aktör/aktris sen ol, arkandaki fonda bir manav olsun veya bir deniz ve biraz da güneşli hava. Seçimler seçenekler sınırsız (beyin kıvrımlarınla sınırlı!). Seç, yaz, oyna sonra geç karşısına izle. Çünkü izlerken tebessüm edebildiğin kadar başarılısın hayatında, tebessüm edebildiğin kadar mutlu...

Adına türkü yakılıp,
Defalarca okunmuş.
Bir rüzgarlık ömrün
Yaprak dökünce
Unutulmuş...
1980'li yıllardan beri zaman zaman alevlenen, zaman zaman durulan tartışmalarla türban bir ölüm kalım meselesi haline geldi. annelerimizin, ninelerimizin güzelim baş örtüsü döndü bir garip kuşa.
işin trajikomik bir yönü de var…
siyasilerin büyük bir açlıkla üzerlerine saldırdığı müslüman vatandaşlarımız sevinç içinde…
dini vecibelerimiz yerine getiriliyor diye…
türkçe kuran-ı kerim diyanet mealini inceledim. başörtüsü ile ilgili nur suresini buldum. gerçekten de, iktidar örtünme konusunda dinimiz emirlerinin yerine getirilmesini sağlayarak, oldukça hayırlı bir iş yapmakta.
Bir adam vardı canı sıkılan diyorlar, oysa kadınların da canı sıkılır. Eskiden canım sıkılıyor diyen kıza evlenme vakti geldi derlerdi, şimdi de diyorlar mı? Bilmiyorum...Eee benimde canım sıkılıyor, üstelik ben evliyim de:) Bana ne diyecekler koca mı istiyorsun kızım diyemezler elbette, ne deseler hoşuma gider biliyor musunuz? Hadi çık gez gönlünce, saate bakmadan, kafanda iş listeleri olmadan, bir yere yetişme telaşın olmadan, akşama ne yiyeceğiz, dışarı çıkacağız ne giysem acaba, yarın için buzluktan et çıkarttayım diye düşünmeden, kadın gelecek evde temizlik malzemesi kaldı mı, eyvah çamaşırlar yıkanmadı, kadına ütüye kadar kururmu acaba diye düşünmeden gez deseler.. Deseler ki hadi çık dışarıya hadi ne duruyorsun, işlerini düşünme, toplantı mı ne toplantısı biz hallederiz, al bak bu da pasaportun shengen vizesi aldık sana, bankaya para da yatırdık 1 ay idare eder seni, uç istediğin yere deseler..
uffffffff
ne de zor aklında hiçbir şey yokken yazmak.
ama yazmalıyım.
sevgiliye ithaf edilen iki günün ardından kalakalmak, elinde olmasa da çantanda sevdiğin için hazırladığın gül ile.
işte bu duygu bile yazmaya değmeli bence...
biliyorken söylememek.
aklını çelmek istememek.
"sonuçta senin zararlı çıkacağını bilsen de yüreğine taş basabilmek.
ne de zormuş meğer...
yine bir cafee de buluştuk. bu sefer farklıydı her halinden belli. gülen yüzü gülmüyordu. ailem demek istedi önce ağzından babam çıkıverdi. sonra çevirdid ben babamı iki gün görmesem özlerim dedi. daha çok demeye çalıştı.
babasını tanırım, kardeşleriyle bir mobilya atolyesi işletirler. anca karın tokluğuna çalışırlar, lakin kimseye minnet de etmezler. babası eve gelir ve yemeğini yer yemez kahveye gider, bazı zaman yemeğe de gecenin bir yarısı kahveden gelir. babasını görmez yani serçe kuşum. ona bu ismi taktım. çünkü bir serçe kuşu gibi ürkekti yüreği.
ideallerim var sonra diyebilddi. daha 7 sene okumayı düşünüyom gibi saçma bir iki kelime diyiverdi, hıh diye güldüm karşısında. dürüst olalım diyebildim sonra.
seni o şahıs kandırıyor, herkesin lafını dinleme diyiverdim.
o şahıs dediğim kişi; bunun halası ve daha önce bize aracı olup kafamıza birbirimizi sokan ve bizi tanıştıran daha sonra da aniden çekiliveren kişi.
ben alayışlı biriyim dedim. seni anlayabilirim. ideallerin varmış, ne güzel dedim. fakat herşey inasanın düşündüğü gibi de gitmeyebilir dedim sonra. hem herşeyin hayırlısı de mi serçe kuşu dedim.
serçe kuşu demedim çünkü bunu sadece içimden diyebiliyordum.
onun en çok hanım hanımcıklığını sevmiştim. ivmesiz bir ses tonuyla konuşurdu, ne iniş vardı ne de çıkış. iki seneye kadar evleniriz diye plan yapmıştık. o okulunu bitirecekti ben de askerden gelicektim. eğer erkek çocuğumuz olursa adını "hakan kaan" koyacaktım. kız olursa da o koysun bana ne!
hanım hanımcık dedim ya, nedir bu hanım hanımcıklık? 21. yy kızlarından değildi yani, kendini özgür ve cooll diye tanımlayan hayatın zebunlarından değildi. biliyordu nerede olduğunu ve hayatın ne şartlarda yaşandığını. ama bilmediği birşeyler aklına sokulmuştu ve ben de ısrar etmemiştim.
çünkü gerçeğin kendisiyle yüzleşmesini istiyorum.
nitekim, acı başlamıştı yüreğinde ve konuştuğumu bildiği birine çok kötü oldum demişti...
ey idealleri olan kız!
allah seni hedefinden saptırmasın her daim.
yolun açık bahtın pak olsun.
her daim mutlu, her daim umutlu ve azimli ol.
serçe kuşum unutma; serçe kuşunu kabiliyetlendiren, atmacanın dalışlarıdır.