Fani hayatta cezası kesin olarak verilecek olan tek günah, anne-babaya karşı işlenen günahlardır. Ve bunların en büyük cezası ''vicdan cezası''. En ağır cezalardan bir tanesi.
Annelerin vasıflarını anlatmak değil amacım. Ne kutsal bir göreve sahip onlar, herkes farkında. Anlatmak istediğim şey, ondan uzakken; ondan kilometrelerce uzakta başka bir ülkedeyken, onu hatırlamak, onu duymak...
Birkaç yıl annemle yalnız yaşamıştım. Hayatımın en dönemeçli zamanlarıydı. Attığım adım için bile bir kılavuz gerekiyordu resmen; bir anne. Ben onu o yıllarda itmeye çalıştıkça o bana daha da sıkı tutunmuştu. Anne işte...
Bu gece, kulağımda ki “Camdan Kalp” şarkısının hüznüne, mail kutuma gelen Sayın Ahmet Altan’ın yazısından bir alıntının, kalbime verdiği sızı eşlik ediyor.
Gözler, tüm gerçekleri söyleyen ve baktığınızda acı ve mutluluğu görebileceğiniz, duyguların saklanmasının en zor olduğu yerdir. Hele ki bir kadının gözlerinde…
Zihnimin kabul ettiği tek gerçektir, mutlu ve mutsuz kadını gözlerindeki ışığın ele verdiği. Mümkün değildir ki sevgiye doymuş bir kadının gözlerinin içinin parlamaması, şevk ve heyecan dolu olmaması, enerjisi ve kahkahası ile gururla gezinmemesi. Ne acıdır ki, sevgiye hasret bir kadının gözlerinin feri sönmüştür. Bakışları donuk ve hissiz olabilecek kadar tepkisizdir. Tüm heyecan ve isteklerini yitirmiş, ertelemiş ve hatta unutmuştur. Amaçları da, kendi ben’i gibi kaybolmuştur. Sadece ve sadece yaşamın gereklerini yerine getirmek için hareket etmeye başlamıştır. Kırgın ve kırılgandır. Artık yıkılmış umutlarını bile hatırlamamaktadır.
