Bugün hazırlıklarımızı tamamlıyoruz, Galapagos adalarına gelmiş geçmiş en kapsamlı geziyi düzenliyoruz. Ekibimiz tam 20 kişi 3 dalında uzman bilim adamı,2 sağlık uzmanı,kaptan,gemi tayfası ve 10 asistan var. Asistanların neredeyse yarısından fazlası Fransız ben tek Türk'üm aralarında. İngilizce konuşuyoruz başka dil kimse konuşmuyor,kaptan Fin asıllı olmasına rağmen şakır şakır İngilizce konuşmakta. Buna gerçekten şaşırdım günlük.
Genelde onları denizci sinbad öykülerinden,karayip korsanlarından anımsardım. Kaptan denilince aklıma mutlaka sakalı olan ve kafasından şapkayı eksik etmeyen tütün sarıp içen, balık yağına bayılan adamlar düşünürdüm. Yanılmışım günlük bizim kaptan vejeteryan ne balık yiyor ne de yağını içiyor. Güvertede elinde bir salatalıkla görebilirsin onu günün her saati.
Bir o kadar da sağlıklı ayrıca,ben tabir yerindeyse öküz gibi yememe rağmen onun kadar sağlıklı değilim 2 dakika bir kumanya kasasını tuttum kollarım 2 gün ağrıdı.
Trafik polisi her sabah olduğu gibi işe gitmek için yatağından kalktım.Eşinin hala uyuması ve kahvaltı hazırlayacak gibi durmaması hafif bir asabiyet yarattır.Güne nasıl başlarsanız öyle gider diyen burç yazarlarına tama etmeyen arkadaşımız bunun bir anlamı olmadığını düşündü.
Yüzünü yıkamak için kalkacaktı ki ayaklarının çarşafa dolandığını gördü gece fazla dönmüş bütün çarşaf adamın ayaklarında 4 5 tur sarılmıştı.Kurtulma uyku sersemliğide üstüne eklenince adeta bir işkenceye dönüştü.Yaklaşık 5 dk çarşafla uğraşam polis memuru arkadaşımız bu esnada karısını ve hatta 3 yaşındaki çocuğunu bile uyandırmıştı. Üniformasını giyerken gömleğinin düğmelerinden bir tanesinin dolaba asarken yırtıldığını hatırladı.Allahtan en alttaki düğmeydi ve pantolonun içine girince bir sorun olmayacaktı.Bu sıcakta da pantolonun içine gömlek mi sokulurdu?Buna diğerleri kadar sinirlenmedi ve pantolonunu giyip kravatını takıp evden çıktı.

Ama yaşamak ağır geliyor bana. Peşimi bırakmayan sorulara beni tatmin eden cevapları bir türlü üretemedim. Kim ve ne olduğumu tarif edebilirsem kurtulacağım sanki. Çok çırpındım. Ruhumun derinliklerine yaptığım yolcuklar öyle bitkin bıraktı ki beynimi bilemezsin. Ama cevap koca bir sıfırdan öteye geçmedi. Çok yoruldum, anlıyor musun?
Bazen Hayat bize hiç istemediğimiz şeyler yaşatır.Olmak İstemediğimiz insanlarla,yapmak istemediğimiz bir işi yapmak zorunda kalırız.Böyle zamanlarda hep şansızlıkla suçlarız kendimizi.Oysa hayatta olan birçok güzel şeyin aslında tuhaf rastlantılardan,beklenmedik olaylardan çıktığını hiç düşünmeyiz.Hepimiz sürprizleri severiz ama hayatın bize yaptığı sürprizleri fark edemeyiz.Olabilecek güzelşeyleri bu karamsarlığımızla kendimizden uzaklaştırmamak için,artık hayata biraz daha sevecen bakmaya ne dersiniz?


Şimdi size aşktan bahsedeceğim... Gidip de dönmeyenden, arkasına bakmadan yürüyenden, güneşe sırtını dönüp aya yüz sürenden, ne gidebilen, ne kalabilenden, yaşanmış ve yaşanılamamış sevdalardan, sevda deyip de geçilmeyenden söz edeceğim... Belki dokunmadan yüreğinize, gözlerinizden süzülüverecek ahlar, belki bir parça olup akıp gidecek birkaç dakikası yaşamın içinde, var olacak belki yoksulluğunuz... Belki belli belirsiz bir gülümseme yerleşecek dudaklarınıza... Eğer başlayışla bitiş arasındaki o çizgiyi yaşamışsanız, ‘tabii varsa?’ diyeceksiniz... Neredeyse?..

Sondan
Bir adım önce
Bu,
Sana doğru
Yürüdüğüm
Sen
İyi bilirsin koşmayı
Kanat açıp uçmayı
Kovalarken yakalanmayı
Hep koştun
Sen koştun
Ben yoruldum
Tükendin her adımında


Mavi bulut küsmüş sana
Bir gün olup,
Bakmaz mısın?
Toprağa çevirirsin yüzünü
Yere bakıp bakıp
Yorulmaz mısın?
Kilit vurup açtığım kapım
Her gün söylediğim şarkım
Kimileri çarptığım yüzün
Kapanıp kapanıp bir gün
Açılmaz mısın
Yüz yüze gelip de konuşmadığım
Her gün baktığım ayna
Yalan figan olur susuşun
