Son zamanlarda banyo dolaplarını yeni çıkan estetik cihazlar süslüyor.
Çoğu cep yakan bu cihazlar, gerçek olamayacak kadar iddialı vaatlerde bulunuyor. Kırışıkları azaltan bir cilt bakım fırçası, istenmeyen tüylerden kurtaran bir alet, daha genç bir görünüm sağlayan bir cilt bakım sistemi bunlardan bazıları.
Bu cihazların en yenisi sivilceleri hedef alıyor.
Tanda Skincare system (250 dolar), Claro (275


Güzel olmak, yakışıklı olmak göreceli mevzular.

Ama herkesin bir bakış açısı, beğenisi, tipi vardır muhakkak.

Dış görünüş önemli değil diyenlerin samimiyetinden şüphe ediyorum.

Kim istemez güzel bir kadını ya da yakışıklı adamı?
Şansın varsa bu dünyada
Bir melek girer, milyonda bir de olsa hayatına
Kusursuz güzelliği,
Sonsuz sevgi dolu yüreğinin ortasında,
Masum sesinde, ışıltılı bakışlarında,
Hayat veren aşkının gücünde,
Sımsıcak kucaklayan kollarında
Eğer şansın varsa bu dünyada
Doğanın dengeleyici gücü ile,
Elbet gelir arkasından bir talihsizlik unutma
Bir rüzgar, bir fırtına, kuvvetli bir kasırga
Alır götürür o meleği sonunda
Tekrar geri gelmeyecek günlerin
Akıp gider avuçlarının arasından,
Uğurlarsın eşsiz güzelliği, sonsuz sevgiyi,
Yüklü gözyaşlarıyla…
Yüz haritaları karışan kadınlar
Kahraman Çayırlı


Peki neden? Savaşa mı hazırlanıyor bu kadınlar? Yaşlılık, savaşılması gereken korkunç bir son olarak mı kodlandı zihinlerimizde? Üstelik sonu da yok. Eninde sonunda kırışıklar yerleşmeyecek mi yüzlerimizin muhtelif yerlerine? Aynı kadınlara uzaktan bakarsanız pek sorun yok aslında. “Canım acayip gençleşmişsin” “Her sabah aç karnına iki domates yiyeceksin, bütün gün elimde su şişesi ile geziyorum.” Tamam, biz de yedik zaten. Sahiden korkuyorum bir gün o yüz derileri kopacak, altından yepyeni insanlar çıkacak! Ve yüzlerdeki bu ifadesizlik çoktan bir moda vaziyetine erişmiş durumda, insanlar bu uğurda ev, araba satıyorlar (pardon, kriz mi vardı buralarda). Genç ve güzel görünmeyi öylesine soktuk ki insanların zihnine çeşitli medya araçlarıyla, insanlar yaşlanmaktan, kilolu görünmekten, çirkin görünmekten korkar oldular. Oysa sağlıklı olmak değil mi aslolan? 50 santim beli olan insan beslenme yetersizliğine gark olmaz mı eninde sonunda? İnsan kırışıklarıyla, zamanın yüzüne, vücuduna bıraktığı izlerle güzeldir. Kat edilen yolların, varılan noktaların emareleridir, yüzdeki her çizgi, germeye çalıştığımız her kırışık. İnsan bedeni, anlamlarıyla güzeldir. İstediğiniz kadar gerilsin deriniz, yüzünüzün hiç olmazsa bir yeri muhakkak haber verecek eski günleri. O zaman daha kötü görünmeyecek misiniz? O anlamlı, derin bakan gözler, 20 yaş gerginliğindeki derilerde nasıl da yabancı ve korkak görünüyorlar oysa. Bu ifadesiz, gergin yüzler bir savaş açtıysa yaşlı görünmeye; ben de aksi istikamette bir savaş başlatmak isterim. Sağlıklı, anlamlı görünmektir aslolan; kopma gerginliğinde, robot ifadesizliğinde derilerle gezmek değil. Şık caddelerde korkar oldum kadınların yüzlerine bakmaktan. İfadesizleşmiş, anlamsızlaşmış deri yığınları sardı, sarıyor her yanı…
Bir arkadaşım sayesinde duydum bu afet-i devranı. Lübnan'daki güzellik yarışmasında birinci seçildikten sonra ününe kavuşmuş. 1976 Lübnan doğumlu. Babası Lübnanlı, annesi Mısırlı olan bu güzelin bir albümü vardır: Baddi 'Ayš. Bu arada kendi ülkesindeki açıklamaları da gündem yaratmaktadır; Hasan Nasrullah'ı haklı bulması gibi. Bunun haricinde, bir konserinde açık giyinmeyeceğini belirtmesine rağmen konsere çıkması meclis kararıyla yasaklanmıştır. Böylesi güzel bir hatunu Allah her erkeğe nasip etmiyor işte.

Evde uyanıyorum ve banyoya yüzümü yıkamaya gitmeye yelteniyorum. Tam o anda bir eksiklik hissediyorum. Kulağımda... Hemen müzikçalara yönleniyorum ve gözümde uykunun izleri olduğu halde evvela müziğin sabaha dolmasını sağlıyorum.

Yüzümü yıkayıp aynaya bakıyorum. Gözlerimde, şişliklerde, dudaklarımın renginde bir güzellik arıyorum. Aynadakine bakan ben değilmişim gibi, ayndaki bir heykelmiş de onu izleyen bir seyirciymişim gibi bakıyorum aynaya.
Çok kısa bir müddet bakıyorum ama her sabah aklımdan bu geçiyor, eminim. Hani bazı şeylerin aklınızdan geçtiğini o anda kavrayamazsınız ya, sonradan öyle düşünmüş olduğunuzu anlarsınız.
Hemen arkasından Metro’dan indim. Sıraselviler ile İstiklal’in kesiştiği noktada, İtalyan bir kadını takip ediyordum. Sıcaktı; kadın saçlarını at kuyruğu yapmış, güzel boynunu sergiliyordu. Bir an gözlerimi ensesine yapışmış buldum. Utanç içinde başımı önüme eğdim. Panikliyor ve kızardığımı hissediyordum, ama bacaklarım peşisıra yürümeye devam ediyordu. Ne işim vardı benim burada? Uyan. Olmaz. Bu rüya bitmeden olmaz. Bir daha görmeye cesaret edemem. Hep birlikte Sıraselviler’i seçtik.

Birbirine karışmış müzik sesleri geliyordu. Kulağıma gelen her ses, burnuma değen her koku, gördüğüm herkes sisteme göbeğinden bağlıydı. Ama burada düzen bozucu bir durum vardı elbette; ben hepsinin rüya olduğunun farkındaydım. Bu yüzden susuyor, ve belli etmemeye çalışıyordum. Sol tarafta bir binaya girdi. Arkasından ben. Merdivenleri çıkarken, her basamakta gözlerim biraz daha açıldı, ve sonunda uyandım.
İnsan, zaman akıp geçtikçe değil, hayatın özüne dair sırları çözdükçe olgunlaşır. Sır hazinedir. Hazine, yeryüzüne serpilmiş tohumlardır. Her tohum güzellikle açılır ve açılan her tohumda sırra ait ayrı bir hazine vardır. Herkes için farklı güzellikte olduğu kadar, açıklıkta da farklı derecelerdedir tohumların her biri. Kimine her tohum güzel iken, kimi için çirkinliğin tâ kendisidir. Hayata olgunlaştıkça güzel bakar insan ve güzel baktıkça olgunlaşır birer tohum gibi. Güzellik olur, güzellik görür ve güzel göreceklere birer tohum olur âdeta.
