
David Letterman Alton Brown' ı programına davet ettiğinde stüdyoda olup bitenler her zaman ki Brown show' du hiç şüphesiz.
Tek kişinin açlık sınırını düşündüğümüz zaman hemen sayısal veriler bizi bulur ve 940 YTL gibi bir miktar gözümüzün önüne gelir. Bu miktarın hemen her yıl katlanarak arttığını da ayrıca belirtmeye gerek yok, birçok kişi bunun farkındadır. Bu kadarlık bir parayla aklımıza gelen bütün harcamalardan sadece, sağlıklı beslenme kısmını alalım ve düşünmeye başlayalım. Bu sınırda beslenme gibi önemli bir ihtiyacı karşılayabilmek için neler yapılabilir? Üstelik, küresel ısınma yüzünden yavaş yavaş başlayan kuraklık yaşanırken. İşte tam da bu noktada, aklımıza gıda bankaları -ufak bir çözüm olsa bile- gelebilir ve böylece bu yazının konusu belirlenmiş olur.

1) Gıda Bankacılığı fikri malesef benim değil, John van Hengel’in. Kendisi 1967 ‘de pek küçük olan bu organizasyonu Arizona’da kurmayı akıl etmiştir. Hengel, ancak yaşlı teyzelerde olabilen bir meraka sahip bir insandı. Bu merakını bakkallardaki stoklar üzerinde kullanmayı düşündü. Stoklardaki ürünler arasında yırtık pakete sahip olanlar ve son kullanma tarihi geçenler, doğrusu onu cezp ediyordu. 1965 yılında gönüllü olarak katıldığı St. Vincent de Paul derneği için gereken gıdayı bu yolla karşılamayı düşündü ve sanırım bunu başardı. St. Mary's bankası faaliyete geçti. (Bu arada 39 yıl sonra Türkiye'de ilki Diyarbakır'da açıldı.)
İslam inancına göre,
Allah'ın adıyla kesilmeyen bir hayvanın eti mundardır
yenmez.
Bizler, nufüs cüzdanımza "İslam" yazdırıp,
elhamdülillah müslümanım deyip İslam'ın çoğu kuralını hiçe sayıyoruz.
Olmuşuz kaşar!
Burakın Alah'ın adıyla kesmeyi,
kanguru eti bile sofralarımıza girer de
bizler afiyetle yer, gevşekçe geğiririz.
Bakınız Yahudi'ler ne yapıyor!
http://www.gidaraporu.com/helal-gida-helal-sertifika_g.htm
Türkiye'nin en büyük gıda üreticilerinden birini,
Türkiye Hahambaşılığı'ndan birkaç haham denetlemeye geliyor.