Gazetelerin kuponlarla kendilerini satmaya çalışmaları, televizyon kanallarının magazin bile denilemeyecek görüntülerle reyting toplama amacı, basın çalışanlarının birbirleri arasındaki sürtüşmeler, rüşvetler, haber alım-satımı... Liste uzayıp gidiyor. Peki, bu işin bir etiği varken, bu etiğe uyanlar nerede?
Aşağıda okuyacağınız maddeler hemen hemen tüm dünya tarafından kabul edilmiş olan, Türkiye’de de Basın Konseyi tarafından hazırlanan “Basın Meslek İlkeleri”nden birkaçı.
Düşünce, vicdan ve ifade özgürlüğünü sınırlayıcı; genel ahlak anlayışını, din duygularını, aile kurumunun temel dayanaklarını sarsıcı ya da incitici yayın yapılamaz: Özellikle televizyon kanallarının uyması gereken en can alıcı kurallardan biri. Acaba hangi kanal tam manasıyla bu kurala riayet edebiliyor? Çünkü televizyon kanalları reyting peşinde koşmak zorunda… Sebep? Para kazanmak. Bunun için yapılabilecek en iyi şeylerden biri de tabii ilgi uyandırabilecek, insanları yormadan kendini izlettirebilecek, düşünce kapılarını kapatan programlar yapmak. Bu programların her nasılsa ortak noktası da televole kültürünün uzantıları olmaları. Ülkemizde öyle bir televole furyası var ki, ötele ötele gitmiyor. Gitse bile başka bir formatta geri dönüyor. Ama aslında pek çok değerli insanın da söylediği gibi, bu programları ayakta tutan, programları yapan kimselerin inatçılığı değil, halkın yeterince bilinçlenmemesinden kaynaklanan seçimleri. Bu bahsettiğimiz programlar direkt olarak bu maddeye aykırı yayınlar yapıyorlar. Tabi bu noktada RTÜK’ün yetersizliğinin de olduğunu düşünüyorum.

illus: delizadeSizlere I.Dünya Savaşı öncesinde Almanya üzerine Hitler'in bazı tespitlerini aktaracağım. Yazının sonunda belirttiğim benzerlik üzerine düşündürebilirsem ne mutlu.
Hitler, erken gençlik döneminde ve bir asker olarak hem cephe gerisinde hem de cephede yaşadığı tecrübelerden sonra zorunlu olarak, neden-sonuç ilişkisi kuran siyasi bir kafa yapısına sahip olmaya başladı ve hırsla, kinle ve haksızlığa uğrayan bir insanın ezikliği ile her geçen gün kendisini bu minvalde besledi. Oldukça fazla kitap okuyordu, ülkesinin her unsuru üzerinde disiplinli ve itinalı bir gözlem yapmaktaydı. Bu yolda günde 16 saat okuyup çalıştığından bahseder. Bu beslenme uzun bir dönemi içine almaktadır. Tarafsız olmaktan elbetteki çok uzakta olan bu fikir yürütmeleri sonucunda ülkesi Almanya üzerine aşağıdaki tespitleri yapar. Hitler'in eğitim, aile, evlilik, fuhuş ve basın üzerine bazı tespitlerine yer vereceğim bu yazıda.
Diyelim ki nüfus cüzdanınızı kaybettiniz,
ya da faturalarınızı, daha başka resmi belgelerinizi...
Bazı resmi işlemler için sizden "kayıp ilanı kupürü" isteyebilirler.
Herhangibir gazetede ilan vermeniz gerekiyor.
Ve böyle birşey için para ödemek hoşunuza gitmiyor.
Tüketici Gazetesi yaklaşık on yıldır yayınlanıyor ve bazı
ilanlartınızı ücretsiz yayınlıyor.
1998'li yıllarda sadece İstanbul'da yayınlanırken,
şimdi başka illerimizde de gazetecilerde bulunabiliyor.
Gelelim suanki duruma,
Türkiye Polis Dergisi'nde yer alan bir yazıda bu fotoğrafla
insanların kandırıldığı ve haksız kazanç elde edildiği ileri sürüyor.
Dergiye göre Uzmanlar, Türk Askerinin hiçbir zaman böyle bir kıyafetle gezdirilmediğini söylüyorlar. Buradaki fotografta kıyafetleri incelemiş ve iddalarının kaynağını açıklamaya çalışmışlar.

İzmirli Thomas diye nitelendirdiği, ismi Thomas Sherak olarak anılan bu kişinin Türk vatandaşı olduğunu İzmir doğumlu ama Türkçe bilmediğini ana dilinin Arapça olduğunu ekleyerek yazısına devam ediyor.
ilginç bir araştırma: siz kimsiniz? (ahmet inam'ın cevabı pek hoş)
selattin abi ,kadınlar hakkında önemli bir sırrı daha açıklıyor.... "müthiş göz kremi"
Ben her gün gazetelere bakarken anlatım bozukluklarını, tashihleri de gözden kaçırmamaya çalışırım. Özellikle de spor sahifeleri bu alanda çok leziz örneklerle doludur her gün. Ama bugünkü gazetelerde, fazla karıştırmadan, şöyle bir baktığımda bile, hataların had safhaya çıktığını görüp şaşırıyorum. İnsan yazısına İki ülke futbolunda çok fark var başlığını koyar mı yahu? Hadi gözden kaçırdın, koydun; bu gazetenin yazı işleri, müdürü, genel yayın yönetmeni de mi yok? Kimse mi görmedi? Peki şu cümleye ne dersiniz: "Kadro yeterliliği içeriğine rağmen, Avrupa düşüncelerinin teknik çıtaları arasındaki geçerli refleksleri ile yarışması imkansızdır bu kadronun." (E.Ş., Milliyet). Şaka mı yapıyor bunlar bize? Aklınız hafsalanız almıyor, değil mi? Şu cümleye bakın bir de o hâlde: "Aklım hafızam almıyor.". Aynı yazıda şu da var: "Fenerbahçe genel görüntü olarak ben kendime de şaşırmaya başladım." (ŞŞ, Fotomaç). Bu da kaçar mıymış gözden, diyeceksiniz, bakın: "Öyleyse öy Terim" (KK, Sabah). ‘Öl’ demek istiyor, ‘öy’ olmuş ve bu da çıkmış gazetede başlık olarak.
Birkaç dakika içinde rastladım inanın bunlara ben. Biraz deşsek neler çıkacak kimbilir! Türkçe fakiri yazarlara ödenen tonla paradan biraz da redaktörlere ayırsalar fena olmayacak gibi.
Bu gazete adam olmaz. Buyrun size sanat aleminin en ilginç sırlarından biri. Aydin Dogan'in porno sektorune girecegi gunu merakla bekliyorum.