Korsanlık ve yağmacılık her devirde olmuştur. Bahsedeceğim olayın da bir geçmişi var. Tesadüfen oluşan bir durumun, yağmacılığa ve belki de korsanlığa dönüşerek günümüze kadar nasıl ulaştığını anlatıyor.

Olayımız İngiltere’nin batı kıyıları ve özellikle Devon isimli kıyı kasabasında geçiyor. Buradaki insanlar yüzyıllar önce kıyılarda ateşler yakarlarmış. Gecenin karanlığında fırtınalı havalarda, gökyüzü delinmiş halde yağmurlar yağarken, göz gözü görmez haldeyken, gemi kaptanları kıyıdaki bu ateşleri fener zannederler ve olumsuz koşullardan kurtulmak için teknelerini oraya yaklaştırmaya çalışırlarmış. Kurtulma ümidiyle kıyıya çok yaklaşan gemiler, kayalıklara bindirir, paramparça olur, kaptan suratı şallak mallak vaziyette teknesini mi kurtarsın, malları mı kurtarsın ne yaptığını bilmez halde debelenirmiş. Canını kurtarmak isteyen denizciler kendilerini kıyıya zor atar, yaralı maralı sağ kalmaya çalışırlarmış. Ertesi sabah da buranın halkı kıyıya vuran malları görüp, bunlarda nereden geldi diye şaşırıp ama yine de sahibi kimdir, nedir ne değildir diye araştırmadan toplamaya koyulurmuş.

Tarih tekerrürden mi ibaret yoksa yoğun rastlantı bombardımanı altında mıyız?
Daha önce Orhan Pamuk davasında da bir benzer yaşanmıştı.
Orhan Pamuk'un yargılanması, ceza alması çok da önemli değildir.
Ama öyle bir gürültü koparıldı ki...
Birilerinin bazı yaraları kaşıdığı gözler önündeydi.
Normalde, sonuçlanmamış bir dava hakkında -özellikle basın yoluyla-, yargıyı etkileyebilecek yayın yapılması cezayı gerektirir.
Bu davada fazlasıyla -yorum- yapılmasına rağmen bu yönde bir girişim olmadı.
Çünkü bazen basın herşeyden güçlüdür.

gelenek ile modernlik (alaturka bir modernlik tabii) arasında yalpalayan fertlerimizin tenakuz içeren hal ve gidişleri
(jean vigo'nun hal ve gidiş'i ile françois truffaut'nun dört yüz darbe'si muhakkak izlenmesi gereken filmler arasındadır!) için birçok hazin örnek bulmakta zorlanmayız.
ramazan geldi hoş geldi, döneminde de bunlara yenilerini eklemekteyiz: ramazan davulcuları.
sahur vaktini davuluna indirdiği tokmağıyla haber vermeye kalkan davulcumuzun sağında solunda park halindeki ciplerden ve "moderen" arabalardan "türlü çeşitli" alafortanfonik alarm zillerinin yükselmesiyle davulcu, uyandırdığına uyandıracağına pişman...
mahalle sakinleri de sakinlikleri kelimede kalan uykulu halleriyle dinselliğin tavana vurduğu günlerde küfrü basma eşiklerinde ya sabır çekmekte... la havle ve la...
'El işi yorganlar sandıktan çıkıyor'
Her geçen gün moda değişiyor ve bu değişim hayatımızın her alanına yenilikler getiriyor.
Nadide el işi yorgancılık, eskilerin deyimiyle hallaçcılık mesleği şimdilerde yeniden moda oluyor ve hakettiği değere yeniden kavuşuyor.
Gelinlik genç kızların rüyalarını süsleyen renk renk çeyizliklerin olmazsa olmazı herbiri birer sanat eseri yorganlar, 90'lı yıllara kadar popülerliğini korudu; ancak bu yılardan sonra, ev tekstil ürünleri Türkiye'de hızla yayılmaya başladı ve yorgancılık mesleği için zor günlerin başlangıcı oldu..
Şimdilerde değişen modaya ve gelişen teknlojiye rağmen el işi yorganlar yeniden hatırlanır ve talep edilir oldu. Yeni nesil, annelerinin çeyizlerinde gördüğü bu nadide yorganlara ilgi duymaya başlayınca da, el işi yorganlar yeniden aranır oldu.
Kültürel bir miras olan yorgancılığın yaşayan nadir ustalarından biri, İstanbul Yorgancılar Derneği Başkanı Celalaettin Akyüz, Türkiye'de bu mesleğin yaşatılması adına bir ömür vakfetmiş, yurt içi ve yurt dışında onlarca fuar düzenlemiş ve bir çok yabancı devlet başkanına hediye ettiği yorganlarla ülkemizi başarıyla temsil etmiş bir kültür elçisi, Akyüz 1932 doğumlu ve 1943'den bu yana bu mesleği yapıyor, kendisiyle yaptığımız sohbette yorgancılık mesleğinin popüler olduğu dönemde İstanbul'un en işlek caddelerini, yorgancılık yapan dükkanların, rengarenk vitrinlerinin süslediğini ve o dönemde insanların bu vitrinleri durup durup seyrettiğini anlatıyor.
Değişen şartlara rağmen, yorgancılığa olan talebin yeniden canlandığını belirten Akyüz, yurt içinde ve dışında bu yorganlara ilginin arttığını ve yurt dışı için istenen el işi yorgan talebinin karşılanamadığını belirtiyor.
Sorunların çözülmesi ve mesleğin yaşatılması adına, Cağaloğlu Halk Eğitim Merkezi'nin bahçesinde Türk- El-İşi- Örtü ve yorgan sanat okulu inşaa ettirme projesini başlatan Akyüz, mali sıkıntılar nedeniyle projeye birkaç sene ara vermek zorunda kalmış ancak 2006 başında okulun tamamlanacağını ve eğitime başlayacağını söylüyor. Bu sanat okulunda genç nesillere el işi yorgancılık mesleğinin en iyi şekilde öğretileceğini böylelikle bu güzel sanatın geleceğe aktarılacağını ve yorgan talebinin rahatlıkla karşılanacağını ifade ediyor.
Yorgancılık mesleğine 35 senesini vermiş, bu mesleğinin bir başka duayeni Halit Turan da el işi yorganların yeniden genç nesil tarafından talep edilmeye başlandığını söylüyor. Turan,el işi yorganların bir çok renginin ve modelinin bulunduğunu, bir yorgan için yaklaşık 3.5 kg'lık koza pamuğu kullanıldığını, elyaf yorgana göre daha sağlıklı olduğunu, ve soğuk kış gecelerinde daha sıcak tutacağını belirtiyor.
Turan, Mesleğe ilk başladığı 1970'li yıllarda müşterilere yoğunluk nedeniyle 6-7 aylık bekleme süreleri verildiğini buna rağmen yorganları ancak yetitştirebildiklerini anlatıyor ve yakın gelecekte yorgancılık mesleğinin eskisi kadar olmasada yine de bu popileriteyi yakalayacağına inanıyor.
Kaliteli bir el işi yorganı piyasada; 120'YTL'den başlayıp 1000 YTL' ye kadar çıkanları var, yine kaliteli bir elyaf yorganı da 20 YTL'den 200 YTL'ye kadar bulmak mümkün.
Günümüzde insanın kullanımına sunulan herşeyde, daha pratik ve hazır olan tercih ediliyor gibi gözüksede insanın sahip olduğu eşyayı diğerlerinden farklılaştırma duygusu ve yine eşyanın yalnız kendisine has olması isteği, el işi yorgana yönelişi gün geçtikçe artıyor.
Dç. Dr. Şahin Filiz başörtüsünün yahudi geleneklerinden etkilenme sonucu ortaya çıktığını savunmuş.haber