Tam o sırada, başka bir pillinetwork sitesi olan 3ayak.org'da: "sony cyber-shot dsc t20 için servis çağrısı"

Ön Sayfa yazılarını, çok tutulan yazıları ya da tüm yazıları gösterebiliriz

Etiket:

gençlik hakkındaki yazılar:

Son zamanlarda okullarda artan şiddet olaylarını,her gün yaralanan ya da ölen birilerini görmeniz mümkün.Haber bültenlerine katılan M.E.Bakanı Hüseyin Çelik ise, durumu basının abarttığını sık sık vurgulayarak,"Napalım hepsinin başına bekçi mi dikelim.Ailenin ve çevreninde sorumluluğu var.Çocuklar okuldan sonra grup halinde yürüyorlar..." şeklindeki sözleriyle bu konuya müthiş bir şekilde hakim olduğunu gösterdi ve içimize su serpti! Hepimiz ilkokulda okurken sıra dayağı denilen aptalca bir durumla karşı karşıya kalmışızdır elbet.Küçükken sınıfta öğretmen denilen bir kişinin bir çocuğu sırf konuştuğu için ağızı burnu kanıyana kadar dövmesini gördükten sonra mavi önlüğü giydiğim anda 'suskunluk saatlerim' başlamıştı.Ben böyle tepki vermiştim,böyle korkmuştum bi de o çocuğu düşününce bugün gördüğüm görüntüler şaşıtmıyor beni.Fransa'da çıkacak olan istihdam yasasına öğrenciler ve işçilerin nasıl el ele mücadele verdiğini gördük.Bütün öğrenciler sokağa döküldüler,ilginçtir ki tam bu sırada Türkiye'deki öğrencilerde sokaklardaydılar. Ama onlar YÖK'e,eğitimdeki uygulamalara,küçük yaştaki çocukların köle gibi çalıştırılmasına karşı değil,'neden bana öyle baktın?,bizim grup sizi döver... gibi kişisel kompleksler ya da bir anlık öfkeler nedeniyle sokaktalar.Ellerinde bıçaklar,bellerinde silahlar hepsi şu meşhur 'Polat Alemdar' nidalarıyla meydanlarda kendilerini gösteriyorlar.Noldu bu çocuklara böyle?Biz nerde yanlış yaptık sorusuna kimse cevap bulmak istemez eminim ki, çünkü muhakkak bu olaylara ilişkin bizde suçluyuz.MEB yanlış politikaları nedeniyle,ailleler ise ekonomik durumlarını ortaya attıkları için,bizde bunca yıl okullarda olan olayları,eğitim sisteminde yapılan yanlışları oturup öylece mal gibi seyrettiğimiz için bu soruya cevap veremeyiz.Sosyal bir vaka yaşanıyor,bir nesil yavaş yavaş kendi yolunu! bulmaya başlıyor.40 ve 50'li yıllarda kendini bulmaya çalışan bir nesil ,60'lı ve 70'li yıllarda devrimci,isyancı,haklarını korumaya çalışan gençler,80 ve 90'lı yıllarda ise boşlukta olan kendilerinden öncekiler yapılanlar nedeniyle kendi kabuğuna çekilen bir gençlik,2000'li yıllarda ise artık kendini bulamadan çöken bir gençlik var.Farkında mısınız kültürel,ekonomik,sosyolojik,psikolojik vb. her bakımdan bir kuşak varolmadan yok oluyor,varoluşlarının altında eziliyorlar ama kimse onlara dönüp bakmıyor bile!

0 ahkam var

Bir de şöylesi var:


Bir gençlik, bir gençlik, bir gençlik...



"Zaman bendedir ve mekân bana emanettir!" şuurunda bir gençlik...



Devlet ve milletinin büyük çapa ermiş yedi asırlık hayatında ilk ikibuçuk asrını aşk, vecd, fetih ve hakimiyetle süsleyici; üç asrını kaba softa ve ham yobaz elinde kenetleyici; son bir asrını, Allah'ın Kur'an'ında "belhüm adal" dediği hayvandan aşağı taklitçilere kaptırıcı; en son yarım asrını da işgal ordularının bile yapamayacağı bir cinayetle, Türkü madde plânında kurtardıktan sonra ruh plânında helâk edici tam dört devre bulunduğunu gören... Bu devirleri yükseltici aşk, çürütücü taklitçilik ve öldürücü küfür diye yaftalayan ve şimdi, evet şimdi... Beşinci devrenin kapısı önünde dimdik bekleyen bir gençlik...



Gökleri çökertecek ve yeni kurbağa diliyle bütün "dikey"leri "yatay" hale getirecek bir nida kopararak "Mukaddes emaneti ne yaptınız?" diye meydan yerine çıkacağı günü kollayan bir gençlik...



Dininin, dilinin, beyninin, ilminin, ırzının, evinin, kininin, öcünün davacısı bir gençlik...



Halka değil hakka inanan, meclisinin duvarında "Hakimiyet hakkındır" düsturuna hasret çeken, gerçek adaleti bu inanışta ve halis hürriyeti Hakka kölelikte bulan bir gençlik...



Emekçiye "Benim sana acıdığım ve yardımcı olduğum kadar sen kendine acıyamaz ve yardımcı olamazsın! Ama sen de, zulüm gördüğün iddiasiyle, kendi kendine hakkı ezmekte ve en zalim patronlardan daha zalim istismarcılara yakanı kaptırmakta başıboş bırakılamazsın!", kapitaliste ise "Allah buyruğunu ve Resul ölçüsünü kalbinin ve kasanın kapısına kazımadıkça serbest nefes bile alamazsın!", ihtarını edecek... Kökü ezelde ve dalı ebedde bir sistemin aşkına, vecdine, diyalektiğine, estetiğine, irfanına, idrakine sahip bir gençlik...



Birbuçuk asırdır yanıp kavrulan, bunca keşfine ve oyuncağına rağmen buhranını yenemeyen ve kurtuluşunu arayan Batı adamının bulamadığını, Türkün de yine birbuçuk asırdır işte bu hasta Batı adamında bulduğunu sandığı şeyi, o mübarek oluş sırrını çözecek ve her sistem ve mezhep, ortada ne kadar hastalık varsa tedavisinin ve ne kadar cennet hayali varsa hakikatinin İslâm'da olduğunu gösterecek ve bu tavırla yurduna İslâm âlemine ve bütün insanlığa numunelik teşkil edecek bir gençlik...



"Kim var!" diye seslenilince, sağına ve soluna bakınmadan, fert fert "Ben varım!" cevabını verici, her ferdi "Benim olmadığım yerde kimse yoktur!" duygusuna sahip bir dava ahlâkını pırıldatıcı bir gençlik...



Can taşıma liyakatini, canların canı uğrunda can vermeyi cana minnet sayacak kadar gözü kara ve o nisbette strateji ve taktik sahibi bir gençlik...



Büyük bir tasavvuf adamının benzetişiyle, zifiri karanlıkta ak sütün içindeki ak kılı farkedecek kadar gözü keskin bir gençlik...



Bugün, komik üniversitesi, hokkabaz profesörü, yalancı ders kitabı, çıkartma kağıdı şehri, muzahrafat kanalı sokağı, fuhş albümü gazetesi, şaşkına dönmüş ailesi ve daha nesi ve nesi, hasılı, güya kendisini yetiştirecek bütün cemiyet müesseselerinden aldığı zehirli tesiri üzerinden silkip atabilecek, kendi öz talim ve terbiyesine, telkin ve telbiyesine memur vasıtalara kadar nefsini koruyabilecek, tekbaşına onlara karşı durabilecek ve çetinler çetini bu işin destanlık savaşını kazanabilecek bir gençlik...



Annesi, babası, ninesi ve dedesi de içinde olsa gelmiş ve geçmiş bütün eski nesillerden hiç birini beğenmeyen, onlara "Siz güneşi ceketinizin astarı içinde kaybetmiş marka müslümanlarısınız! Gerçek müslüman olsaydınız bu hallerden hiçbiri başımıza gelmezdi!" diyecek ve gerçek müslümanlığın "ne idüğü"nü ve "nasıl"ını gösterecek bir gençlik...



Tek cümleyle, Allah'ın, kâinatı yüzüsuyu hürmetine yarattığı Sevgilisinin âlemleri manto gibi bürüyen eteğine tutunacak, O'ndan başka hiçbir tutamak, dayanak, sığınak, barınak tanımayacak ve O'nun düşmanlarını ancak kubur farelerine denk muameleye lâyık görecek bir gençlik...



Bu gençliği karşımda görüyorum. Maya tutması için otuz küsür yıldır, devrimbaz kodamanların viski çektiği kamıştan borularla ciğerimden kalemime kan çekerek yırtındığım, kıvrandığım ve zindanlarda çürüdüğüm bu gençlik karşısında uykusuz, susuz, ekmeksiz, başımı secdeye mıhlayıp bir ömür Allah'a hamd etme makamındayım. Genç adam! Bundan böyle senden beklediğim, manevî babanın tabutunu musalla taşına, Anadolu kıtası büyüklüğündeki dâva taşını da gediğine koymandır.





Necip Fazıl Kısakürek

17 ahkam var

AŞKOLSUN

Kadıköyün’de yağmurun ince bir rengi vardı. Aşağıda iskelenin oralardan bir deniz kokusu gelir, alırdı aklını adamın. Güz akşamları erken kararan havalarda, rıhtımdaki büfelerde sosisli, döner satan büfelerin kırmızı ışıkları olurdu. Eski bir lodos unutulmuş şarkılar söylerdi bana.

Ordaydım. O ilk gençliğin tükendiği yerde. Ara sokaklardan hep aşağı doğru inerdim. Sevgilim yoktu, sevenim yoktu, tek başımaydım. Yüzümde arkadaş evlerinin kirli sarı kokusu, içimde geceden kalmış bir kanyak-çay acılığı. Yürüyüp giderdim. Üniversiteli, gözlüklü, ceketli bir öğrenciydim. Uzun bir yağmurluğum vardı, atkım karışır giderdi rüzgara.
Çantamda bir dolu şiir, ucuz kitap, renkli kalem, eski resim...Ders kitaplarından ölmüş babama mektuplar atardım. Annem uzaktaydı Eskişehir’de , gelip geçenleri gören bir tren istasyonunda. Ordaydım ve tektim.

18 ahkam var

Bugunlerde Turkiyeye cok ilgi var nedense. Israil


Genelkurmay baskani Moshe Yalon Turk GK Bs. H. Ozkoku ziyaret ediyor, CIA heyeti Ankarada, Tayyib Erdogan ABD elcisi ile Irak sorunu gorusuyor, babasi CIA ajani gibi calisan Kurt agasi Barzani Ankarada, zamaninda Sovyet kuklasi Talabani de Ankarada. Gazetelerde Irak ile ciddi bir yazi ve elestiri yok.


Cok ilginc gelismeler bunlar. Orta doguda Iraga karsi dunyayi umursamiyan BM bile ciddiye almiyan ABD yonetimi ve en kustah ve bilgisiz Cumhurbaskani Bush, buyuk bir savasa hazirlaniyor. Turkiyede uslerin kullanilmasi ve hatta asker ve Irak esirlerinin depolanmasi icin izin ariyor. Elimde Amerikan Dis Isleri bakanliginin yayinladigi Turkiye uzerine bir kitap var, benim ve bizim halkin bilmedigi ABD nin kullanilimina acik ustler var. Bu ikili antlasmalari halka ve meclise danismadan imzalayan Adnan Menderes idi. Amerikan ajanslari ve yetkilileri televizyonda, Turkiye bizim tarafimiza katildi diye bildiriyorlar. Bizim AKP hukumeti daha karar vermedik filan diye naz yapiyorlar gerdan kiviriyorlar. Amerikan basininda ve sivil toplum kuruluslarinda Bush a ciddi elestiriler var, Amerikan halki Bush bizi yeterince ikna edemedi (yuzde ellibes) ilk once terrorizme onem vermeli, Irak harbi terrorizmi artiracak diye aciklamalar ve tartismalar yapiliyor. Amerikan basini ve yonetim arasinda her zaman ciddi ayrimlar ve tartismalar olmustur, sorumzus ve tutarsiz kucuk bir renkli basin gurubu disinda Amerikan basini cok ciddidir ve arastirmaci gelenegi, halkin cikarlarini savunma ilkesi cok eskidir. Vietnam harbini ilk once destekleyen ve sonra savas ortasinda yerinde gercekleri gorup en acik ve carpici sekilde karsi cikan Valter Cronkite bakin ne diyor " gazetecinin gorevi buyuk hukumeti ve buyuk isverenleri suphe ile izlemek gercekleri halka aktarmak zorundadir." benzeri yazarlarin karsi cikmasi ve Amerikan halkinin desteklememesi sonucunda Vietnam harbi bitmistir. Almanya ve Ingilterenin butcesinden buyuk butcesi olan Standart Oil tekeli nasil bir kac gazeteci tarafindan dize getirilmis ve tekel dagitilmis yeni anti tekel kanunlari cikmistir. Bu gazetecilere " Mudracker" yani camur temizleyen denmistir, son gunlerde uc dort gazetecilik okulu ogrencisi Illinois de on uc idam mahkumunu DNA testi imkanini saglayarak serbest biraktirmistir. En onemli basari ise iki gazetecinin ortaya cikardigi Watergate olayidir, kuvvetli Cumhurbaskani Nixon istifa etmek zorunda kalmistir. Basinda en onemli en gizli kuruluslar olan CIA, FBI, National Security Administration ve benzerleri en agir sekilde elestirilmekte ve denetimden gecmektedir, demokraside asil olan budur zaten. Hatta hukumetin en gizli belgeleri halkin baskisi ile, hatta kisilere mahkeme karari ile aciklanmak zorundadir. Bizdeki ABD isbirlikcileri yardakcilari usaklari belli bir sene sonra halka aciklanacaktir, asker sivil satilmislarin listesini ABD kaynaklarindan okuyabilirsiniz. Silideki askeri junta ve yardakcilari aciklanmistir.

12 ahkam var
Etiketler: ,

31.12.2002 saat 20:37 Zincirlikuyu, İstanbul. Otobüse bindim. Az evvel makineden doldurttuğum Ak-Bil'i dokundurup "bibip" sesini aldım. Arkaya doğru yürüdüm. elimde bir torba içinde "çocuk" tabir ettiğim 5 litrelik Efes var. Sırtımda çanta... Altımda gayetlen ferah ve bol bir kot, neredeyse baggy. Üstümde fermuarlı ama kapişonlu bir sweat. Kapişonumu gri montumun üzerinden çıkartmış kafama geçirmişim. Sabah traş olmuştum. Hatta fantezi olsun diye bıyık ve dudak altı sakal olayıyla D'Artagnan modundayım biraz da.


Arka taraflara doğru geçiyorum. Karşılık 4erden çift kale görünümlü koltukların 4 ayrı köşesinde 4 velet. Hip-hopçular...


[Bir an aklıma Weird Al Yankovic'in Another one Rides the Bus adlı şarkısı geliverdi]


Bir tanesi atlıyor: "Abi gel, hip-hopçu yeri bura"


Oturdum...

Bana seslenen velet aralarında en büyük göstereni. 16 yaşlarında falan. Üzerinde yarım fermuarlı bir mont var, Urban Style yazıyor.


Yanımdakine bakmıyorum pek.


Karşımdakilerde sol dipteki tam bir abuş. BBG Demircan'a benziyor. Kafasında Wilson marka beyaz bir tenis saç bandı var. Bacaklarını bej renkli bir çuval kaplıyor. Tek paçasına tüm vücüdu sığar sanırım. 15 yaşında olmalı.


Sağ kanattaki velet ayrı bir alem. Gözlüklü. Saçlar karman çorman. Kafasında Vakkorama'dan alınma bir bandan saç bandı şekline getirilmiş ve üstüne tepesi açık siperlikli bir tenis şapkası geçirilmiş. Üstünde, kendisi M ebatken gidip XXL alınmış bir mont var. altında kazak üstüne giyilmiş bir Mighty Ducks buz hokeyi forması. Pantalon tabiî ki çuval.


Dörtgöz birden cüzdanını çıkardı. İçinde hiçbir halt yok. "Bak ollum, Fred Durst!" dedi. Hı, ne alâka, onların yaşındayken rap dinlerdim ne bileyim popüler olan dışında Public Enemy'sini de dinlerdim, Run DMC'sini de, ama Limp Bizkit ne alâka?


Bir anda cüzdan havalarda uçuşmaya başladı. Diğerleri de cüzdana bakıp gülüyorlardı ama etkilenerek?!? Yanımda oturan "ollum onu bıraaak, gel de bende ki Lopez'e bi baaak" diye ritimli bir söyleme girdi. Her nedense, bir anda öndeki bereli veletlerle beraber sözlerini anlayamadığüım ama Türkçe olduğu belli bir iki kafiyeli laf ediverdiler. İki tane velet ise ritm veriyordu. Biri "ıts-ıts-ıts" diye yutkunarak, diğeri ise "fıcı-fıcı" derken eliyel pikapta plak scratchleme hareketleri yapıyordu.


O sırada Dörtgöz gene atladı. "Ollum Taksim'den sora paranoyaya gidelm". Demircan "o ne lan?" dedi. Dörtgöz "Karaköyde bi yerde, bin tane dicey varmış... fıcı-fıcı". "Hadi ya?" dedi dierleri. "Kim var?". "DJ Ertan, DJ Mahmut falan". İşkembeden atması dışında bayağı bir komiklerdi de. Dörtgöz gene atladı "TIR geçiyordu bugün dım-tıs dım-tıs... pisiko tesisat vardı." Hayırdır, hidrofor bağlatıp 24 saat sıcak su mu veriyorlarmış ki? "Olm, o partideki hoparlörden brini alcan eve, uff yıkarsın." Demircan cevap verdi: "Üst kattakiler zıplar böle." "Hahahahöhahehuhehöhü!" diye dağıldılar bir an. Bir yandan da zıplama taklidi yapıyor hepsi. Allahım öleceğim daha Beşiktaş'ta mıyız?


O anda kurtarıcı telefon çaldı. "Alo?.. Ya bizim radyo kaçtı?"


91.0 Radyo Alaturka.


Sen taze taze Impreza'na EVC takıp 1.2 bar basınca kadar turboyu daya, ol 270 beygir kadar, çık sokağa M3, Porsche ne çıkarsa avla, bana alaturka çalan radyoyu sor. Peh, dedim. Çançançan bu konuları irdelerken zaten Ayazpaşa'ya gelmişiz. Atladım hemen arkadaşın evine daldım. Derin bir soluk. Taksim'in dibindeyim ama kalabalıkta değilim. Oh be!


...


Gece yeni yapılan Halaskargazi Caddesi'nden Nişantaşı'ndaki sokak festivaline gidiyorum. Saat 02:27. Elmadağ'da bri bakıyorum benim veletler. Parmaklarını garip şekillere sokarak bana selam veriyorlar. "Rispekt abi!" Ynaımda kızlar falan var ya! Göz kırpıp geçiyorum. Ama o anda... Olamaz, sabah eve döneceğim ve yan odada beni bekleyen bunlara benzer model bir herif daha var!

0 ahkam var

Mim Nehri

geri »

Arama

pillinetwork hesabınızla giriş yapın.

etiket menüsü

kaynaklar

RSS Dosyası
pillikutu