Darwin'den beri evrim teorisi çok kuvvet kazandı. Diğer bilim dalları ile olan etkileşimi sonucu evrimi, Darwin'in hayal edemeyeceği bir berraklıkla görebiliyoruz.
Matematik ve istatistik kullanılarak bir toplulukta farklı bireylerin oranlarının zamanla nasıl değiştiğini anlayabiliyoruz.
Paleontolojinin bulgularıyla canlıların son birkaç milyon yılda nasıl bir değişim sürecinden geçtiğini tahmin edebiliyoruz.
Genetik ise, yeni tiplerin oluşma mekanizmalarının en ince ayrıntılarını ortaya çıkarıyor.
Yakın yıllarda ise sosyobiyoloji, Darwin'cilerin bir yüzyılı aşkın süredir çözümleyemediği bir soruna yeni boyutlar kazandırdı.
Sorun, canlıların niye birbirlerine yardım ettikleri.
Darwin'in teorisine göre, her bir canlı kendi varlığını sürdürmek ve üreyebilmek için bir savaş verir. Başkalarına yardım etmek, o canlının sağ kalma olasılığını bağıl olarak azaltacağına göre, uzun vadede evrimde bu davranışın elenmesi gerekir.
Oysa canlıların özverili olabilecekleri (oldukları) bilimsel gözlemlerle kanıtlanır.


Birinci sonuç: Irklar arasında yalnız deri rengi, saç yapısı, yüz ifadeleri değil, düzinelerce fark olduğudur. Bu fark kemik biçiminden kulak kirinin kıvamına ve vücut kimyasına kadar değişir.
İkinci sonuç: İnsanın evriminde başarılı oluşunun büyük genetik farklar göstermesine bağlı olduğudur. İlk atalarımız yeni bir çevreye göç ettiklerinde içlerinden hiç olmazsa bir bölümü farklı oluşları sayesinde o çevreye uyarak sağ kalabilmiştir.
Üçüncü sonuç: Bir ırkı diğer ırklardan ayıracak kesin bulguların olmadığıdır. Örneğin deri rengi ırkları ayıramaz. Büyük Sahra'nın güneyindeki Afrikalılar ve onların dünyaya dağılmış torunları koyu kahve renklidir. Fakat Hindistan'da antropolojistlerce beyaz ırktan sayılan milyonlarca insanın rengi Amerikan zencilerinden bile daha koyudur. Diğer yandan Kuzey Afrika'da yaşayan birçok insan bir İspanyol, İtalyan veya Lübnanlıdan daha esmer değildir.
Serinin başı için buradan...
Beş duyumuz içinde üvey evlat muamelesi yapsak da kokusuz bir hayat, karanlık ya da sessiz olanı kadar çekilmez. Belki dışardan farkedilmediği veya devlete ekonomik bir yükü olmadığı için es geçiliyor ama araştırmalara göre Amerikan nüfusunun % 1’ine ve 50 yaş üstü kişilerin %24’üne yakını kısmi de olsa koku alamıyor. Koku alamamak aynı zamanda tat duyumuza da ket vuruyor. Dil dört temel tadı almaya devam da etse koku duyusu olmadan yediğimiz çilek tatlı ve sulu bir şeye, varken de birşeye benzemeyen karnıbahar ve kereviz hiçbir şeye benzemeyecektir.
Bunun haricinde koku hafızayla da yakından ilgilidir. Beyin, insan yaşamını sürdürebilmek adına önemli kabul ettiği kokuları unutmaz. Bu beslenebilmek, zehirlenmemek, anne, eş ve çocuk bulmak ve tehlikelerden kaçmak adına evrimsel açıdan en eski görevlerden biridir. Evrimsel diyoruz, çünkü insan koku genlerinin çoğu on milyon yıldan daha eski olmakla beraber bu genlerin bir çoğu günümüzde artık çalışmıyor. Ancak buna rağmen insan genomunun %3’ü gibi yüksek bir oranı kokuları ayırt etmek üzere görev yapıyor.
Koku alabilmek, diğer taraftan,sağlık ve sosyal bir yaşam için de gerekli. Duman, gaz sızıntısı ya da bayatlamış yiyeceklere karşı koku duyusu vücudumuz için bir erken uyarı sistemiyken, yokluğu durumunda farkına varamayacağımız vücut kokuları sosyal felaketleri de engeller. Dahası kokunun eş seçiminde çok önemli bir rolü vardır. Her insan genetik olarak belirlenmiş, feromon dediğimiz sadece kendine ait bir koku taşıyor. Etkileri kesin olarak henüz anlaşılamamışsa da çiftleri birbirine yaklaştırdığı, uyum ve mutluluk halini arttırdığı bir gerçek.
Anosmiden önce nasıl koku aldığımızı da incelemek lazım. Koku duyusu burun boşluğu tavanında yerleşmiş bir pul büyüklüğündeki koku bölgesine (Olfactory Epithelium) hava içerisindeki koku moleküllerinin ulaşması ile başlıyor. Burun içerisindeki bu koku bölgesinde beş milyon kadar koku alıcı hücre (epithelial cells) var. Bu hücrelerin sayısı farede on, tavşanda yirmi milyon iken bir av köpeğinde 200 milyona kadar çıkıyor. Koku molekülleri burun içerisinde dolaşan hava ile beraber koku bölgesindeki sadece kendilerine uyan koku reseptörlerine bağlanmayı başarabildiklerinde koku algılanması başlıyor. Bu uyarı 3-4cm.’lik bir sinir iletimiyle (olfactory nerves ve olfactory tract) beyindeki koku merkezine ulaştığında beyin daha önceki deneyimlerle belirlenmiş olan şifreleri çözerek kokuyu tanımamızı sağlıyor. Tüm diğer sinirlerden farklı olarak koku sinir uçları kendisini uyaranla doğrudan kendisi karşılaşıyor, bir başka deyişle beynin kafatasından dış ortama açık olduğu tek yer burun içerisindeki koku sinirleri bölgesi.


Bu konudaki yazıyı, tam da bir üniversite hastahanesinin girişine yakın pis bir bodrum katında deneyde kullanılan koyunların yarı ölü halde bir kamyonete çuval gibi fırlatılışına şahit olduğum gün okudum. Yanımda bulunan arkadaşım , ben yapılan hunharlığa tepki gösterince “Ama hayvan deneyleri insanlığın yararına yapılıyor. Tıbbın gelişmesi, insanlığın ilerlemesi, mır mır mır...” şeklindeki klasik argümanları hemen sıralamaya koyuldu. Bense gördüğümüz koyunların büyük olasılıkla, yasa gereği belirli bir unvanı elde etmek amacıyla, belirli bir tezi, araştırmayı, bilmemneyi yapmak zorunda olan bir öğrenci, asistan ya da öğretim üyesince, tıp literatürüne AİDS'e çare bulmak türünden bir katkı sunmayacak bir sözde araştırmayı tamamlamak için can çekişerek öldürüldüğünü düşünüyordum. Bakın, bir tıp doktoru, Dr. Koray Tuncer konuyla ilgili ne diyor:
♠
Gelin size 80 bin yıllık bir masal anlatayım, yalnız biraz sabır ve dikkat gerektiriyor. Bu yazıda "Kadim Zamanlar" yazısında bahsettiğimiz efsaneler ve henüz kanıtlanamamış bazı tezlerle, günümüz genetik çalışmaları arasında bağlantılar olup olmadığına bakacağız.
Göçler ve mutasyonlar sonucunda insan topluluklarında gen havuzlarının oluştuğundan ve bunlara haplogroup dendiğinden “Daha fazla genetik” yazısında bahsetmiştik. Şimdi babadan oğula aktarılan Y kromozumuna (Y-DNA) ait haplogroup’ların izini “Biz Kadim Türkler” için birlikte süreceğiz.
♥
İnsanın yapı taşı olan hücrenin çekirdeğinde kromozom adı verilen ipliksi yapılar bulunmaktadır. Hücre çekirdeği içinde 23 çift, yani 46 adet kromozom bulunur. Her bir kromozom çiftindeki bir kromozom anneden bir kromozom babadan gelir. 23 çift kromozomun 22’sinde vücudumuzla ilgili değişik kodlar saklanırken, geri kalan bir çift kromozom ise cinsiyet bilgimizi saklar.

Cinsiyeti belirleyen kromozom çifti kadınlarda XX, erkeklerde ise XY ile sembolize edilir. Bir kadının yumurtası tek bir X kromozomu barındırır, bu nedenle bir kadın kız olsun erkek olsun, çocuguna X kromozomunu geçirir. Kadın yumurtasını dölleyen sperm ise beraberinde ya X, ya da Y kromozumunu getirdiğinden annenin yumurtasındaki X kromozomunun yanına ya X ya da Y kromozomunu koyar. Sperm X kromozomu taşıyorsa doğan çocuk KIZ (XX), Y kromozomu taşıyorsa doğan çocuk ERKEK (XY) olur. Bu anlamda doğacak çocuğun cinsiyetini baba tayin eder (Halbuki Anadolu’da kız çocuk doğurdu diye nice kadının canı yanmıştır).

FTDNA bunlardan biri. FTDNA şirketi 12 marker'dan 67 marker'a kadar DNA analizini yapabiliyor. Marker, DNA'nızda test edilen ve diğer kişilerle karşılaştırılabilen gen bilgisi olarak tanımlanabilir. Kendim, önce 12 marker Y-DNA testini yaptırdım, daha sonra ait oldugunuz gen grubundan (haplogroup) emin olmak için ek bir test yaptırılabiliyor, bu testi de yaptırdım. Test sipariş ettiğinizde FTDNA posta ile bir kit gönderiyor, yanağınızın içinden bir miktar doku aıip bu kitten çıkan tüpe koyup, yine posta ile geri yolluyorsunuz. 2 ay kadar sonra sonuç elinize geçmiş oluyor. Bir proje grubu üzerinden sipariş verdiğinizde testi bir miktar indirimli yaptırabiliyorsunuz.
Columbia Üniversitesi'nde fareler üzerinde yapılan deneyler göstermiş ki, annelik davranış biçimi, anneden kıza geçmekteymiş. Bebekken annemiz bizi ne kadar kucaklamış ise, kendi bebeklerimizi o kadar kucaklıyormuşuz. Anne fare tarafından daha az yalanan ve tımarlanan dişi farelerde, belli başlı genler kapanıyor, böylece annelik davranışlarını belirleyen, aynı zamanda aşk hormonu olarak da bilinen estrogen ve oxytocini de içeren kimi hormonların üretimi egnelleniyormuş. İşin özü, sevgi dolu bir anne olmanın yolu, annemizden geçiyormuş.
En cengaver spermin yumurtayı döllemesi benim için önemli değil diyorsanız, The Fertility Institutes, 20.000$ karşılığında, sperm seçmece yaparak, çocuğunuzun cinsiyetini belirleme imkanı sunuyor.
Amerika'da henüz bu konuda yasal düzenleme olmadığı için, havayolları dergilerine reklam verip, zenginleri avlayaraktan, ufak ve gizli saklı bir endüstriye dönüşmüş bu yöntem. Diğer ülkelerin çoğunda yasaklanmış.