Tam o sırada, başka bir pillinetwork sitesi olan torpilli.com'da: "zamazing'e yazı göndermeden önce okuyun"

Ön Sayfa yazılarını, çok tutulan yazıları ya da tüm yazıları gösterebiliriz

Etiket:

gri hakkındaki yazılar:

Etiketler: , , ,
a
a
“Beyaz çabuk kir tutar.”
Diye bir şey yoktur.
Bütün renkler kirlenir.
Ama bunu çabuk yapan sadece
Beyazdır.

Kara-siyah dermiş ki;
“Yer yüzünün insanlık insancaları,
Beyaz olmayın öğüdümtür size.
Görülmeğe çabalamayın, göstermeğe çalışın.
Ancak böyle varolabilirsiniz.”

Beyaz yanıtlamış;
“Ben olmasam, senin farkına varılmaz.
Senin yokluğun benim varlığımdan sorulur.”

Ve bir ülkede aklanmak için karalaşan insanların gri hayatları,
Kirlendikçe kir tutuyor.
Bu ülkede beyaz olmak suç mudur?
Karalar yanıtlasın.

0 ahkam var

Toprak Ananın kendini lanetlediği bir mavilik.
Bakıyorum.Söylemek istediklerimi yazamıyorum. Tanımadığım bi koku var havada.Herşey yasaklanmış sanki.
Bakıyorum...
Anlamadığım bir sürü sayfa açılıp kapanıyor onümde. Renksiz, yeni uyanmış İstanbul sabahı gibi saklıyor kendini.Gökyüzüne bakmaya cesaret edemiyor. Heryanı şehvet kokan mavi bir boğaz manzarası fakat kuytularında ki leşleri saklayamamaktan şikayetçi.Balıkçılara bakıyorum.
Önümde koca bir saydamlık ve anlamadığım bir dilde 'merhaba' diyor bana.

0 ahkam var

Önce uzun bir süre kuraklık yaşandı yüreğimde. Sen vardın ama yoktun. Yakınımda bir yerlerdeydin ama bana hep uzak durdun. Zor oldu seni ikna etmem herşeye, aşka, sevgiye,gönlüme, sevgime.. Kurak günlerdeki güneş beni mutlu ediyordu sanma, sayende puslu havaları sever olmuştum.
Aradan biraz zaman geçti. Gri bulutlar ilk damlalarını gösterdi bize. Çiseliyordu sadece ve sadece serinlikten ürpermiştik. Bu ürpertiyle koştum sana, kollarına.. Birazcık daha sevdirmek için kendimi ama yeterli değildi. Güneş hemen kurutmuştu yaprakların üzerindeki yağmur damlalarını. Daha toprağın kokusunu bile çekememiştik içimize. O yüzden çabalarım çokta başarılı oldu zannedilmesin..
Günlerden bir gün şiddetli bir fırtına ve yağmur yaşandı. Damlalar cama çok hızlı çarpıyordu. Gecenin bilmem kaçı heralde sabaha karşı 4 ya da 5 idi. Uykumdan uyandım, sana koşmak istedim çünkü bu sefer yağmur yağıyordu, doya doya.. Her yer gri gözükecekti yarın, toprağın kokusu da saatlerce gitmeyecekti yeryüzünden, ve puslu havayı seven herkes mutlu olacaktı. Sen, yer yüzünde sudan kaçmayan ve korkmayan tek kedim, kedi kılıklı sevgilim, nihayet yağmur yağıyor. Sokaklarda avare avare, üstünün başının sırılsıklam olacağını bile bile saatlerce yağmurun altında gezeceğini biliyorum şimdi.. Ve ben çok mutluyum çünkü sen mutlusun..
Ben de mutluyum çünkü kuraklık bitti....
Her yerde..
Yüreğimde ve yer yüzünde..

16 ahkam var

Yazın yapış yapış sıcaklığını geride bıraktı İzmir dün itibariyle. Dün gece yağmur yağdı. Hava yeniden serinledi. İzmir de yaşamama rağmen sevmiyorum yazı. Güneşi, denizi mutlu günleri, akşam yenen çoban salatasını. Sonbahar daha güzel geliyor. Japon bahçelerindeki kırmızılar ve sarılar, toprağın içten gelen sıcak kahverengiliği, yağmurla ıslanmış yumuşaklığı. Sonbaharın masallardan çıkmış hali
Sonbahara yakışır bir gün yaşıyorum tüm bunların yanında. Dizdiğim bunca övgünün nedeni de bu zaten. Hava kapalı. Uyandığımdan beri kitap okuyorum. Bir yandan bir şeyler çalıyor fonda. Durumla tamamen alakasız. Keyfimi bozan tek şey balkonda kurumayı bekleyen çamaşırlar. Zaten az olan ışığımı engelliyorlar. Hala yazlık giysilerimle oturuyorum. Ayaklarım üşüyor. İnatla çoraplarımı giymiyorum. Uyku vaktimin gelmesini bekliyorum bir yandan, kapı pencere açık yorganıma sarılmayı ve içten içe üşümeyi... Kışı özlüyorum. Klozete oturma korkusu yüzünden tuvalete gitmeye üşenmeyi özlüyorum.
Evim o kadar huzurlu ki. Hüzün mutluluk dağıtıyor. Dinginlik. Sakinlik. Ne kadar zamandır sakin kalamadığımın farkına vardım. Yaşadığım anı kaybetmenin düşüncesi bile beni ağlatabilir.
Hayatımın biraz daha iyiye gittiğini görüyorum artık. Sevgi açlığımın gereksizliğinin farkına varıyorum. Beni ne kadar yıprattığına şahit oluyorum. Aptallığımın da. Ne zaman oldu tüm bunlar ne zaman başıma geldi ben neredeydim yaşarken. Baygın olarak geçirdiğim beş yıl bana ne verdi diye sorgulamadan önüme gelenler arasından fark etmeden seçimler yaparken nerede kaybettim beni ve her şey ne zaman başladı diye sorguya çekmek istiyorum kendimi ürkütmeden.
Geriye dönüp baktığımda üzüldüklerim sevindiklerim gittikçe farklılaşıyor. Araları açılıyor. Büyümek mi bu kendini kandırmak mı? Büyüyoruz hayat zorlaşıyor diyoruz sürekli. Ya da keşke çocuk kalabilsek; temiz ve saf. Beyazlara bürümeye çalışıyoruz kendimizi masumiyetin rengi diyerek. Gerçekten masumiyet mi beyaz? Tüm renklerin karışımı tüm renklerin rahmi. Siyah ve beyazdan dengeler yaratıyoruz. Sonra hayır siyah ve beyaz değil gri de var işin içinde kesin hatları yok duyguların, hayatın diye ahkam kesiyoruz. Bir şey bildiğimizden değil anlam yüklemek için yırtınmamızdan. Söyleyecek bir şeyimiz kalmamasından korkuyoruz. Sürekli boşluk doldurma oyunları oynuyoruz. Tanrı olup yaratıyor ya da öldürüyoruz. İç içe tiyatro sahnelerinde abartılı mimikler ve jestler silsilesi hayatımızda. Dikkat çekmek için çırpınıyoruz. Kendi tanrılarımızı eğlendirmek üzmek; çocukları, tanrıya güçlerini fark ettirmek için umutsuzca çırpınıyor. Kolumuzu kaldırıp, rolümüze devam edecek halimiz kalmadığında ise son nefesimizi veriyoruz. Yeni gelenler sahneden sürükleyerek, hırsla kaldırıyorlar bedenlerimizi. yerimizi önce kapabilmek için. Perdenin kapanmasını bile beklemeden

0 ahkam var

Mim Nehri

geri »

Arama

pillinetwork hesabınızla giriş yapın.

etiket menüsü

çok tutulan gri yazıları

kaynaklar

RSS Dosyası
pillikutu