Tam o sırada, başka bir pillinetwork sitesi olan sinepil.org'da: "The Shining (Cinnet) 1980"

Ön Sayfa yazılarını, çok tutulan yazıları ya da tüm yazıları gösterebiliriz

Etiket:

hüzün hakkındaki yazılar:

Etiketler: , ,

Ölü şairin dediği gibi ; ‘yıllar geçse de demincek…’

Az önce, biraz evvel, üç dakika, taş çatlasın on dakika… gibi demincek ile saplanıp kalmıştı yolculuklara kadın.

Demincek misali canı yanıyordu. Demincek misali gülüyordu. Demincek misali bakıyordu…

Demleniyordu yaşam, yaşamlanıyordu dem.

Anlamaya başlıyordu nihayet. Düşmek ve uçmak aynıydı. Boşlukta olmaktı, yer çekimine uzun ya da kısa süre meydan okumaktı.

Meydanın ortasında, ölü şairi son kez okudu kadın. ‘–se- si yok artık,yıllar geçti.affet beni..yalvarırım affet.’ dedi bağırarak.

1 ahkam var
Etiketler: , , ,

Her gece olduğu gibi sabah kalktığımda neler yapacağımı planlıyordum bir yandan da internette araştırma yapıyorum. 02:26'da telefonuma mesaj geliyor.
İbo : Dinocum nikah masasını dinler misin?
Ben : Hayırdır gece gece niye nikah masası.
İbo : Sevinç evleniyor :(
Ben : İbo şakanın ne yeri ne zamanı. nerden çıktı şimdi bu gece gece
İbo : Şaka değil ciddi bu pazar Sevinç evleniyor. davetiyesi bizim arkadaşta var.
Ben : Hiç bir zaman kısmet olmamıştı bundan sonrada kısmet olmayacak zaten. Tamam dinleyeceğim.
İbo : Üzülme

Sevinç benim ortaokul son sınıfta sevdiğim aşık olduğum yani herşeyimdi ki aradan 9 yıl geçmesine rağmen hala unutamadığım insan. Ne zaman memleketime gitsem mutlaka evinin önünden geçerdim. Gördüğüm zaman bile heyecanlanırdım. Gerçi o beni gördüğüne sevinmezdi çünkü benimle konuşmuyordu. Arkadaşım yüzünden. İşin bu kısmı uzun hikaye hatasız olduğumu kaç defa anlatmama rağmen hatta birçok insanın anlatmasına rağmen 8 yıldır benimle konuşmaz. Bu pazar evlenecekmiş. Allah mutlu mesut etsin inşallah hiçbir zaman da mutsuz olmaz.
Nikah masasına oturmuş işte dayanmak çok zormuş böyle SEVİNC'E...

gelin oldun işte
gelin oldun işte

19 ahkam var
\

Gürül gürül akan suların şappadanak durduğu noktadır... Neden duruyo bu sular derseniz işte bu grubun yaptığı müziği dinlemek için... ahhh ahh markus burada olacağıdı... Hikâyemin başına sarıyorum... Ortam filen buğulanıyo böyle... Ben bi gün içmişim kederliyim böyle şiir filen yazmaktayım derkene sokaktan duydum seslerini demek isterdim ama ülkemizde seveni sayanı yoktur pek... Yani sokaktan duymadım, pek sevgili bi arkadaşım, yağız bi delükanlı geldi dedi ki; sen bilir misin empyrium diye bir grup var, çalar söylerler böyle, iliğine kemiğine işlerler... Dedim de git... yok dedi ille anlatacağım... Git-anlatçam, git-anlatçam derkene iyi dedim anlat kim miş bunlar neymiş bunlar...

0 ahkam var

Yine geldin!
Geldin ve oturdun baş köşeye.
Seni gidi davetsiz misafir.
Seni gidi utanmaz sıkılmaz pespaye!

Biliyorsun!
Biliyorsun senden nefret ettiğimi.
Senden ve çuval dolusu hüzüntü yükünden.
Sıkıntı ve keder

Geliyorsun!
Bilerek ve isteyerek,
beni sıkıntılara boğmak için.
Beni kasvete büründürmek için.

Biliyorum!
Kimlerden, nelerden yüz bulduğunu.
Kimi zaman anlamsız bir şarkının birkaç notası,
kimi zaman bir şiirin birkaç dizesi,
bir öykü,
bir roman,
bir film sahnesi...

Teğet geçiyorsun kimi duygulara,
Yanağından hiç öpülmemiş bir çocuk,
Ya da eksik bir anne şevkati,
Platonik bir aşk,
Yarım kalmış, eksik bir şeyler,
Boşa geçmiş bir ömür,
Ve daha neler neler...

2 ahkam var

Ya hüzünsün, ya hüznümsün…

Ya da hüzün benim. Ben olmuşum.

Tüm bedenimi kaplamış , kendimi alamadığım, içimden çıkaramadığım , içinden de çıkacak gücümün olmadığı bir hüzün. Öyle yoğun ki sanki bedenimi bile ayakta o yoğunluk tutuyor, hissettirmiyor, istetmiyor. Sadece gerekleri yapan teknolojik bir alet gibiyim. Nerdeyim, kimim, kim için ve kendim için ne ifade ediyorum bilmiyorum. Bildiğim bir tek şey var oda zorda olduğum.

17 ahkam var
tuttum
14

Mektup

Bir hüznün tam ortasındayız, şimdi. Gecikmişliğin, yitirilmişliklerin ve kanıksadığımız bu monoton gidişin tam da ortasındayız; aslında hep kendime verdiğim sözleri tutmamakla başlıyorum bir devinime; belki de hayata bıraktığım noktasından başlıyorum; bu dipsiz kuyuya tekrar bir umut salındırmaya...

Ne gerektirdi bu devinimi? Neyin yansıması düştü aklıma? Neyi arar oldum, yeniden? Bilmiyorum. Yanıtları sende mi? Onu da bilmeksizin yazıyorum. Farkına vardığım tek nokta, bu kağıtların benimle bir hüznü paylaşmakta olduğu.

Yine yere düşen bir çocuğu elinden tutup doğrultmaya çabalıyorum.

24 ahkam var
tuttum
5

HALA

Hala bir mesaj gelecekmiş gibi...
Hala telefonum çalacakmış gibi...

BİTTİ.

Bil-iyorum. Hala bekliyor bir yanım. Yeniden başlayacak mıyım, hayır. Ama bekliyor hala içimde küçük bir kız. Özlenilmek, aranılmak, peşinden koşulmak istiyor...

‘DÖN’!

demesini bekliyor bir yanım, şımarık bir çocuğun söz dinlemez, inatçı haliyle. Ben de inat’çı olmasını bekliyor illaki...

‘Her çalan kapıda, adıma gelen bir çiçek midir acaba...’ diye küçük bir merak pusu kurmuş içimde...

---
Bu boş hayata alışmam lazım. Yalnız eve gitmeye. Yalnız uyumaya. Saçlarını okşamadan uyumaya, sohbetsiz akşamlara, şarapsız, sözsüz zaman geçirmelere...

122 ahkam var

Aramızda kırık dökük ince bir ip... Giderek inceliyor. Gün be gün... Aramadığın, aramadığım altıncı gün...

Seviştim, sen değildin seviştiğim. Sevdim mutlu mu oldum, hayır! Peki seninleyken İstediğim gibi sevilebildim mi, hayır!

Hayal kuramıyorum. Antidepresan alıyorum 10 gündür yine, saatlerce ağlamamak için, ölmemek için, yaşama karışabilmek için...

15 ahkam var
\

Aniden nazarıma çöken keskin ışık,
Sol yanıma yayılan amansız sızı,
Keskin kokusu pişmiş etimin...

Yandım anammmm!
Yandım.....


- Dersteydim, hayır, hayır durakta, sonra otobüs....Kitaplarım, kitaplarım tutuştu...Kollarımda hissettiğim bu kablolar, tenimi sımsıkı saran sert, pürüzlü sargılar, bu ağır koku....Nerdeyim? Kabus bu, bir karabasan....Ayşegül, el ver bir yol, el ver Ayşegül! Naçârım...

Başının sol tarafı sargılar içinde. Şükür sağ gözü açıkta, açıkta ama öpülesi yanağından kaşına dek kan torbasına dönmüş şişip morarınca, nasıl açsın o tek kutlu gözünü, nasıl açsın da bakınsın etrafına, görsün umarsız dolaşan hemşireleri, boş ziyaretçi sandalyesini yanıbaşında...

-Ayşegül, yaban gülüm, dön gel ecel ruhum almadan...Kol kanat ger geceme, kabusuma, yarelerime, maşuk yüreğim aşkınla semalara dek erişmek ister...Allah’ım bu nasıl bir acıdır, parmaklarım sızlıyor, kollarım, bacaklarım, buz kestiren soğuktan eziliyor ciğerlerim.....Allah’ım, sen bizleri esirge, nerlerdeyim?

3 ahkam var

Yüz çizgilerini hatırlıyorum, vurgun yemiş balıkçılarınki gibiydi; denizde ölmekten onurlu, ölümle karşılaşmaktan şaşkın olan. Küçük bir pencereciğin ardındaydı, gördüğümde bütün dünyasını. Başı hafif sağa yatık duruyordu ve arada bir kıyıya bağlanmış kayıklar gibi; boynu üzerinde hareket ediyordu. O pencereciğin öbür yanında yalpalarken ben bu yanında yalpalıyordum. Dokunamasam da dokunamıyordu. İlk defa dokunmak için uzanmak kafi değil ve ilk defa seslenmek kar etmiyor duyurmak için. Ayyaş bir kafayla yazıyorum satırlarımı, her kes her şey dağılmış gibi, sonsuzluk gibi, şekiller biçimsiz ve biçimsizlik seçimsiz. İlk gördüğümde yüzünü bakışlarıma takılan burnundaki o ben buradayım deyiş kavisiydi. Kaşlarının başladığı o yerden başlayan ve dudaklarının hemen üzerindeki burun deliklerinde biten o hali. Hala düşünüyorum da hani bir sürü dağ arasından bir tanesi dikkatini çeker ya işte burnun yüz hatların arasında dikkatimi çekti ilk baktığımda. Yüzünde bir dağın güçlü gölgesi gibi duruyordu. Arkandan yansıyan ışık yüzünü karanlıkta bıraksada… Gözlerin yüzünde bir yerlerde kaybolmuş gibi, iki tane ve birbirlerine benziyorlar lakin yalnız kalmış iki yabancı gibiler. İkisi aynı anda aynı şehre bakarken, farklı fırtınalara kucak açar gibiler. Çipil çipil küçük durmalarına rağmen ele avuca sığmaz kocaman bir kainata açılıyor adeta. Yüzün bu sebepten olsa gerek yorgun, bu sebepten olsa gerek dudaklarının etrafından yanaklarına doğru nasır tutmuş gülümseyemiyorsun. Ayyaş bir kafayla yazıyor ve ağlıyorum şu an. Kendimden nefret edemeyecek kadar kendimsizim. Sadece seni anlatmaktı niyetim, affet beni içinde kendimim olmadığı bir yazı düşünemiyorum. Arsızca sızıveriyorum satır aralarına. Ve arsızca gülümsüyorum bütün kızmalarına rağmen. Ve gözlerini şimdi daha net hatırlıyorum. Her şeye utanan lakin aşka hayasız ve meydan okurcasına. her şeye hayasızken bile kendine utanan. Bir eşyanın hareketi sırasında onu izleyişini hayal ediyorum; her hareket her çizgi yeni kelimeler topluyormuşçasına bakışlarında damıtışını. Ve sonrasında bakışlarında sakladıklarını kağıtlarına döküşünü ve o gözlerle ağlayışını. Göz yaşlarını yalnızlığına koza yapışını ve en sonunda isyan edişini. Gözlerini şimdi daha net hatırlıyorum umursamazmış gibi bakarken her noktaya aslında nasılda izlediğini her bir ayrıntıyı, hiç atlamadan. Sen es geçsen de gözlerin, gözlerin es geçse de senin es geçmeyeceğin yaşamları hiç atlamadan…. Kaşlarına değinmeyeceğim onları hatırlamıyorum. Dudaklarını da anlatmayacağım çünkü iki de bir sağa sola doğru kıvırıp durdun göremedim gerçek şeklini. Genel olarak yüzün, yorgundu ruhun gibi, bir güneş siyaha boyandığında nasıl görünürse öyleydi, gülmeye yeminli yarın gibi. Ve umarsız, gülünmesi gerekenler karşısında bile somurtkan. Hep dokunulması istenen ama kimsenin dokunamadığı duvarlar kadar soğuk. Soğuk çünkü ölü aşkların parmak izlerinden ağırlaşıp, yorulmuş. Soğuk çünkü gidişlerin gölgesi vurmuş, soğuk çünkü yalnızlık ayaza dönmüş yüzünü mesken tutmuş. Bakışlarımda yüzümü kaybediyorum, susuşumda sesimi kaybediyorum. Ayyaş bir kafayla yazıyorum bu yazıyı, zangır zangır titriyor bedenim hava soğudu, ışık karardı, ses sustu, yüzün kayboldu.

23 ahkam var
1 2 3 ... 6 Sonraki

Mim Nehri

geri »

Arama

pillinetwork hesabınızla giriş yapın.

etiket menüsü

kaynaklar

RSS Dosyası
pillikutu