
Son kapıyı da kapatıp arkama bile bakmadan gitmek istiyorum. Hayatın her rengini kendine katan bu şehre siyah beyaz bakmak istemiyorum artık. Üsküdar’da kız kulesi efsanelerini, Beyoğlu’nda tramvayı, İstinye’de bir koy dolusu maviyi, Çamlıca’da o doyumsuz manzarayı, metrodaki kemancıyı, Çengelköy’de çınar altını, Salacak’taki kayıkçıyı; görmek bile istemiyorum! Son mektubunu okuyorum, göz pınarlarımın kurumalarını hiçe sayarcasına. Gözyaşım düşsün istiyorum bu şehrin taşına toprağına. Geceleri Maslak gökdelenlerinin üzerinde sevişircesine nispet yapan martı portrelerini gülen gözlerinle izle hep. Eminönü’ne giderken simit atmayı ihmal etme onlara.

Aniden nazarıma çöken keskin ışık,
Sol yanıma yayılan amansız sızı,
Keskin kokusu pişmiş etimin...
Yandım anammmm!
Yandım.....
- Dersteydim, hayır, hayır durakta, sonra otobüs....Kitaplarım, kitaplarım tutuştu...Kollarımda hissettiğim bu kablolar, tenimi sımsıkı saran sert, pürüzlü sargılar, bu ağır koku....Nerdeyim? Kabus bu, bir karabasan....Ayşegül, el ver bir yol, el ver Ayşegül! Naçârım...
Başının sol tarafı sargılar içinde. Şükür sağ gözü açıkta, açıkta ama öpülesi yanağından kaşına dek kan torbasına dönmüş şişip morarınca, nasıl açsın o tek kutlu gözünü, nasıl açsın da bakınsın etrafına, görsün umarsız dolaşan hemşireleri, boş ziyaretçi sandalyesini yanıbaşında...
-Ayşegül, yaban gülüm, dön gel ecel ruhum almadan...Kol kanat ger geceme, kabusuma, yarelerime, maşuk yüreğim aşkınla semalara dek erişmek ister...Allah’ım bu nasıl bir acıdır, parmaklarım sızlıyor, kollarım, bacaklarım, buz kestiren soğuktan eziliyor ciğerlerim.....Allah’ım, sen bizleri esirge, nerlerdeyim?