Bir insan vatanını neden sever? Bunu hiç düşündünüz mü? Nedir bir toprak parçasını bu kadar özel yapan?
Şimdi bırakın okumayı da bir cevap bulana dek düşünün ve bulduğunuzda tekrar devam edin.
Bu toprak parçasını değerli yapan ne bu zamana kadar dökülmüş kanlardır ne de coğrafi konumu. Ne yer altındaki zenginlikleri ne de zeytini, inciri, narı.
Vatanı özel yapan; anandır, babandır. Kardeşin ve dost bildiklerinin bir arada huzurluca yaşamını sürdürdüğü bir sınırdır vatan. Kısmen aynı düşüncelerle yoğrulmuş, aynı dini benimsemiş, aynı dille selamlaşmışızdır.

Sinemanın kusursuzlaştırdığı banka ya da kumarhane soygunlarını bir kenara bırakalım. Senaristlerin aylarca üzerinde kafa patlatarak planlayıp, işlerine geldiğinde uyduruktan bir cihaz icat ederek soyguncuların işlerini kolaylaştırdıkları hikayelerin gerçekle pek alakadar olmadığı aşikâr. Peki bunun gibi profesyonelce yapılmış soygunlar yok mu? Olmaz mı yiğidim? FBI (efbiyay)’ın İnternet sitesinde “arananlar” bölümüne şöyle bir baktığınızda ne cingöz hırsızlar, ne çetrefilli hikayeler olduğunu görüp “vay anasını” çekebilirsiniz.
Örneğin, 2005 yılında "suni çim işi" yapıyormuş gibi görünüp tünel kazarak Brezilya Merkez Bankasını soyup 68 milyon dolar çalan Reboldo Çetesi. Ya da geçtiğimiz Mart ayında Brüksel'deki 
bizim oralarda elmas çalan adamı sofraya çağırmazlar
Yine kocaman bir acı...Danimarkalı kadına tecavüz edip parasını gasbettiklerini öne süren haber...
Neden böyle oluyor? Bu kadar şiddet patlaması neden yaşanıyor?
Yabancı kadınlardan ne isteniyor böyle??
Evlatlardan, öz çocuklardan ne ister oldu dünya?
Yolda kendince yürüyen kadından, çocuktan, insandan ne istenebilir ki?
Olay sadece bireysel psikoloji üzerinden mi yoksa sosyolojik açıdan mı incelenmeli?
Bu soruların cevaplarını cidden çok merak ettiğim halde, şu an söz konusu kadının acısına üzülmekten bu soruların yanıtlarına öncelik veremiyorum sanırım,
beynimde bir sürü neden sorusu,
yüreğimde sadece kocaman bir acı...
beyefendi arabasını apartmanın önünde çalışır vaziyette bırakır, hemen giriş katta oturan yakınlarının penceresine tık tık vurarak hal hatır sorar. içeridekiler "iki dakika içeri gel buyur" der davet ederler. 10 dakika oturur oturmaz çıkar dışarıya bir bakar ki araba ortada yok. sanki hırsızlar sotada beklemiş gibi arabayı almış götürmüşler. ulan ne vakit geldiniz arabayı götürdünüz diye yansın yakılsın, durum polise bildirilir. arabada önemli bir evrak para pul bir şey yoktur. allahtan ruhsat cebindedir. yalnız bagajda aslanlar gibi yatay duran missss gibi 2 şişe viski ve kuruyemiş ha bir de depoda 200 liralık yakıt vardır. araç 1 gün sonra bir yerlerde terkedilmiş olarak bulunur. hasar olarak bir tek balatalar cayırdamış yane sıyrılmış. viski miski hak getire... helali hoş olsun... araç bulununca sevinç yapılmış falan filan ama bu durumu espri yaparak dayısına çıkışan arkadaşımın söyledikleri.... aracın sahibi beyefendi Eskişehirden Ankaraya geliyor. olay Ankarada vukuu buluyor. şimdi söyleyip söyleyip güldüğümüz şey şu... dayı beyi Ankara otomobil çalanlar derneğinden recaa ediyorlar... allllooo... hayri abi orada mı?.. ya hayri abi ya ne zaman gelecen Ankaraya? canımız viski çekti gel de sayende bayram edelim diye haber salıyorlarmış... efendim tabii ki bu durumdan ders çıkarmak lazım ama ne yapalım böyle dikkatsizlikler yapılınca gülmek için konu olabiliyorlar... adamlar Eskişehir yoluna masa atmış bekliyorlar. arabayı görünce el pençe divan durup "hayri abi hoş geldin abiiii, bir şey lazım mı abii..." diye karşılayacaklar diye kakara da kikiri de gülmek pek tatlı oluyor....