
Ask oyunu...
Rejisi TANRI olan bir oyun oynaniyordu,
basrol oyunculari ezelden beri biliniyordu,
2007 Subat ayinda oyun sahneye konuldu,
kader'de durmaksizin isliyor, aglarini örüyordu..
Ayni tarihte iki kisi hafif.org'a üye oluyordu,
tesadüf zannedilen olaylarin hepsi birer oyundu,
senaryo ezelden yazilmis zamani bekleniyordu,
kader'de durmaksizin isliyor, aglarini örüyordu..
Bir kac hafta sonra, fasil gecesi düzenleniyordu,
tesadüf denilen seyler bir bir gerceklesiyordu,
Hafif yazarlari bu organizasyona davet ediliyordu,
Kader, yine hic durmaksizin aglarini örüyordu..

Efendim uzun yıllar önce anlatmaya, konuşmaya başlamıştım. Bu ikiliye zaman içinde yazma faaliyeti de eklendi. Yaşım ilerledikçe daha çok dinlemeye ve ondan sonra konuşup-yazmaya başladım. Ama son zamanlarda, en çok yaptığım veya yapmaya çalıştığım şey dinlemek oluyor. Ondan sonra en çok yaptığım şey yazmak ve en az yaptığım şey de konuşmaktır diyebilirim.
İnternetle tanıştığım zaman e-gruplarda yazmaya merak saldım. Daha sonra da bloglarımı açıp, kendi “çöplüğümde ötmenin” keyfini çıkardığım süreç başladı.

Hafif'e geldigim günlerde bir kardesim bana, sen buraya uyum saglayamadin. Bak! Biz artik cok degistik. Senin biraktigin Türkiye yok, artik cek git gibi ifadeler kullanmisti. En cok da buna sinir olmustum. Bu kardesim kendince belki hakliydi, ama ben bunlari kendime yedirememis, bi hayli üzülmüstüm...
Hakkimda yazilar bile yazildi benim. Uyum konusunda bir kac kendini bilmez tarafindan uyarildim bile. Özelime yazanlar, sadece benim yazdiklarimi baz alip, karsimdakileri, onlarin yazilarini hic görmeyip, akillarinca bana ögüt verenlerde cok oldu. Her nedense bu kisiler hic kendilerine bakmadilar. Cünkü degisen onlardi, ben degil. Yillarca vatanindan ayri kalmasina ramen, hem de bazilarinin asina oldugu Avrupa'nin ortasinda olmasina ramen, bir gram dahi degismeyen, Türklügünden ödün vermeyen bendim, onlar degil..
Bir şey yapmalı departmanından...
Siteye yıllarını, emeğini, gözünün ferini vermiş kimselerin öyle yada böyle gitmiş, gitmeye mecbur edilmiş olmalarının, te'sirinden kurtulamadık, kurtulamayacağız da..
Ahkam silme işine bir çare aranmalıdır, bulunmalıdır.
Moderatörler temize çıkmalıdır, çıkarılmamalıdır.İş ile arkadaşlık karıştırılmamalıdır.
Kimse, tevkif edilmek korkusuyla haksızca/humharca/faşizanca kimsenin ahkamını, yorumunu, gururunu tek tuşla silmemelidir.Buna kimsenin hakkı da yoktur yetkisi de.Eğer bir avukat tutulması gerekiyorsa,pilli hesabındaki biriken paraları bu uğurda seve seve harcayacak kullanıcı sayısının fazla olmasada yeterli olduğunu düşünüyorum. Yoksa "şikayet et" aparatını deli danalar gibi kullananların şikayetleri hiç bitmeyecektir.Hem ne demişler;

Gün geçmiyor ki biz Türklere has haberler gene ortaya çıkıveriyor.
Bu haberlerden biri ise Emekli bir öğretmen olan 61 yaşındaki Yücel Uğur Kılıçyaldır, cami imamının nikahsız eşi 23 yaşındaki F.K.’ye ‘Rahminde cin var çıkartmam gerekir’ diyerek tecavüz ettiği iddiasıyla dava açılması haberi.
Haberin detayları için burayı tıklayın.


Canavar düdüğünün yokuşunda yavaş adımlarla yukarı çıkarken karşıdan hızlı bir şekilde koşarak gelen bayan hentbol takımı, büyük bir hışımla yanımdan geçerken gölgemin yırtılmasına sebebiyet verdiler. Arkalarından, gün ışığına çıkmamış; içinde erkek ve kadın uzuvları bulunmayan, akraba-i talukatı barındırmayan nice küfür salladım da dönüp bakmadı; bu kısa donluların hiç biri. Hamili pusula sayın kendim gölgemi alaraktan terzi Bunuel'in yanına gittim. Abi dedim bizim gölge yırtıldı şunu iki dakkada hallet." Yok, olmaz" ,dedi. Biraz düşündüm ve gölgemi orda bırakmaya karar verdim. 2 gün sonra alırsın dedi bana bunuel amca. Neyse, herşey böyle başladı. Garipleştim birden. Ne kadar diğer işçilerden farklı olacağımı düşünsemde, Amerika'ya inansamda; içimdeki garip hissiyat dinmiyordu. Ben de düşündüm; gireyim hafif kıraathanesine, bir çay içip çıkarım. Maksadımız biraz gevşeriz. Haluyeti ruhiyemiz pek bir otomatik portakal. Kuvetin içine radyo atacak adamda bulunmuyor vesselam white rabbit çalarken. Baktık hafif kıraathanesine genel mevzu dedikodu, aşk neyse ki fildişi sahillerinden aldığım kulak tıkacım yanımdaydı ki, bir çay söyleyip tıkayabildik kulaklarımızı. Kafamda 122 platipus, 34 zürafa, 22 mus geyiği dolaşırken bir şey dikkatimi çekti; (sesler gidip, 4 duyuyla kalınca ) kıraathanedeki bir çok kimsenin gölgesinin olmadığını fark ettim. İşin ilginci sanki insanın gölgesinin olmaması normalmiş gibi davranmakla kalmayıp geyikler üstünde niagara şelalesinden atlayıp intahar eden balıkçı kör allen'ın, "unsatisfied generated metabilizied sympaticly grown pimps dome" filminde sevgilisine kur yaparken kullandığı; alt dudağını, üst taraf sabitken hafif sol tarafa çekip dişiyle bastırmak ;hareketiyle birbirlerine kur yapmaktaydılar. Bir an için bunun normal dışı bir şeymiş gibi düşündüysem de sonraları aslında bunun olağan bir şey olduğunu, tek sorunun gölgemin yanımda olmayışı olduğunu hatırladım. Çayım gelmişti bu arada, bütün bu düşünceler aklımdan bir kağnı arabasıyla geçerken. Çayın içine normalde 1 adet şeker atacağıma, bu garip hissiyat dolayısıyla şekerin mutluluk verebileceği ümidiyle 2 adet daha şeker ekledim. Çayımdan bir yudum aldım. Arkama yaslandım. Sigaramı yaktım, çakmak taşı biten çakmağımı kibritle yakmak suretiyle. Birden keyiflendim. Diğer işçilerden farklı olacağımı ve Amerika'ya inanıp Amerika'da cenneti bulacağımı düşünüp hayallere daldım...