Tam o sırada, başka bir pillinetwork sitesi olan yenimecra.org'da: "Microsoft'tan Kısa Video Yarışması"

Ön Sayfa yazılarını, çok tutulan yazıları ya da tüm yazıları gösterebiliriz

Etiket:

hatıra hakkındaki yazılar:

Hayatımız boyunca birçok şeyle karşılaşırız. Bazıları bizim istediğimiz için yaşamamız gerekenlerdir, bazıları ise dış kaynaklı olanlardır.

para
para

Kişisel tutum ve davranışlarımızın sonucu hayat deneyimi olarak skor tabelamıza yazılanlar çoğu zaman kişiliğimizin geçmişten o anın yaşanıp bitmesine kadar geçen süre zarfında kazanımlarımızın bizlere bir hatırasıdır. Fakat bu anların/durumların/olayların sonucu/bitişi bizim düşündüğümüz gibi olmayabilir ya da daha iyi bir geri dönüş artı puan kazandırabilir. Sonuçları çoğu zaman öngöremeyiz. Yani şöyle düşünürsek; hayat bize sunulmuştur ve onu son nefesimize kadar yaşamamız gerekmektedir.

0 ahkam var

Yalnızlığıa mahkum olmama ramak kalmıştı. Kılpayı kurtuldum. İster geçici ister kalıcı olsun, yalnızlık kötüdür.Radyoda bir zamanlar birlikteyken dinlediğiniz şarkıyı gözyaşlarıyla bir kadeh votka eşliğinde yalnız dinlemek inanın ki zevkli değildir. Kumanda kavgasında ona kırıldığınız anı hatırlar, gülersiniz. Sonuçta birlikteydik dersiniz. O an kavga etmiş, 10 dakika sonra barışmıştık dersiniz. Göğsüne uzanmıştım..
Acı olsun tatlı olsun birlikte olmanın verdiği tat hiçbirşey de yoktur. Yeni bir kişiyi hayatında istememe bu Polyannacılıkla başlar işte, ve siz ne onsuz olmak istersiniz ne de bir başkasıyla...
Yalnız kalmamanız dileğiyle...

26 ahkam var
\
BİTİŞ ŞARKISI

Her şey bitiyor, hayat, su, hava, nefes, sevgi, yaşanılmışlıklar, hatıralar... Bitirilişi yaşatan bir yaşam döngüsü içinde hızla geçip gidiyor günlerimiz… Mevsimler bitiyor, yüzler değişiyor, dostlar değişiyor, insanlar tükeniyor… Her bitişin ardında yeni bir başlangıç olduğunu sanırdım eskiden… Yeniler eskileri getirmiyor halbuki, hiç bir şey eskinin güzelliğini, yerini alamıyor. Yeniliği yaşatan her duygu, her olay, bitişi tekrarlatıp hatırlatır gibi, önümüze yığılı bir hatıra, bir resim albümü gibi seriliyor. Her bitiş yavaş yavaş kendi tükenişimizi hazırlıyor galiba.

3 ahkam var

Yıllar sonra bir gün rastlarsan bana
Bakma ağaran saçlarıma ufukta, renk
değiştiren gözlerime ve yıllar sonra bir gün
rastlarsam sana, evinin balkonun da yanın da bebeğine
bak yavrum feleğin lanet ettiği insanlardan biri de bu de
serseriy di de ayyaş tı de ama sakın ha ! sevme di deme...!
Oda senin gibi tüm sevenlerden nefret etmesin. İstikbalim için attığım altıncı adımı beşinci adımdan gelecek kuvvete ve kudrete lanet olsun. Paramıdır insanların miktarı ve nazarı, her yerde kurulmuş bir orospu pazarı, biz de olduk bu alemin okur ve yazarı ....
Sosyete kim biz kim BeLALIM...

0 ahkam var
Etiketler: , ,
İstanbule
İstanbule
Year: 2004

Ona ilk defa otobüste rastlamıştım.
Akşamın karanlığında ve yorgunluğunda, etrafındakilere bir durak soruyordu sanki...: “Afedersiniz... Kiler’in altındaki cami durağı burası mı ?”
Kapının açılması ile elindeki büyük siyah çantasıyla merdivenleri inmeye başladı...
Biraz sonra beyaz bastonunu açtı, kaldırımı yokladı ve yürümeye başladı. Sanki bastonu ile yolları görüyordu. Yaklaşık 10 dakika yürürdükten sonra bizim sokağımıza gelmiştik; aramızda yaklaşık 8 ev vardı...
Yatağıma uzanıp düşünmeye başladım. Yaşlı, gözleri görmüyor, gülümsüyor ve elinde kocaman bir siyah çanta var... Sonraki günlerde bir kaç kez daha rastlaştık. Bana bir işe gelip gidiyormuş gibi gözükmüştü...
Günlerden bir gün; aylak aylak gezerken Eminönü’nde; Galata’ya gitmeye karar verdim.
Biramı söyledim. Yukarıdan atılan oltaların arasından İstanbul’u seyire koyuldum.
‘İstanbul çok güzel gözüküyor, sanki, zincire vurulmuş bir güvercin gibi.
Bıraksalar kaçacak, o yüzden devamlı kanatlarını yoluyorlar’...
Ruhumu ve naçiz bedenimi dinlendirdikten sonra, el işareti ile hesabı istedim.
Genelde hep motorla karşıya geçerdim ama karnım açıkmıştı.O yüzden Eminönü’nden bir şeyler atıştırıp vapurla karşıya geçme fikrini kabul ettim ve martılarada simit almalıydım...
Alt geçide doğru yöneldim. Herkes bir kenarda tezgah açmış, bağıra çağıra birşeyler satmaya çalışıyor. Tünelin bitiminde tanıdık bir silület gördüm sanki; biraz daha yaklaşıp yakından baktım. Evet bu... O idi...
Sokağımızda ki yaşlı adam.... Gözleri görmeyen ve gülümsemesi hiç eksilmeyen...
O hep merak ettiğim siyah çantasını açmıştı...
Görebildiğim kadarı ile kayış, tırnak makası, jilet ve hacı yağı diye adlandırılan kokular vardı...
Uzaktan yaklaşık bir saat kadar izledim kendisini...
Akşam olmuştu ve yavaş yavaş tezgahını toplayıp yola koyuldu...
O an da içimden ‘Tanrım keşke bu yaşlı adam kör olmasaydı diye geçirdim...’
Ban sapasağlam halimle her güne isyan ederken hatta gülümsemeyi unutmuşken.... O hayata görmeyen gözleri ile dört elle sarılmıştı ve bir şeyler yapıyordu... Belki de ailesini geçindiyor ya da insanlara yük olmuyordu...
Oysaki ben kendime bile yük oluyordum....
Belkide Tanrı bana bir şeyler anlatmak istiyordu... Belki de o yaşlı adam bir melekti...
Bir anda tüm isyanım dizginleşmişti... Gülümsedim... Yaşamaya başladım...

17 ahkam var
tuttum
17

MELEK!

annem kopmuş dudağıma uhu sürüyordu alelacele.
babam yırtılmış dizkapağıma elindeki soğumuş lahmacunu
sürüyordu. içindeki macun tutar diye...
ablam rahat rahat kusabilmem için çetin altan'ın sosyalizm üzerine kaleme aldığı 25 yıllık makalesini okuyordu ağzındaki zambo'yu sündüre sündüre...
sakin bir telaş nasıl olabilirdi allahım!

thelonius monk'un parmakları derme çatma kurban olduğumuz evimizin damına dokunuyordu.
yağan yağmur muydu, kâni karaca'nın avaze saldığı bir
ilahi mi?
bilemiyordum.

elvan gazoza geçirdiğim açmayı dişlerken elimi tutmuş ve sivilceli ergen suratıma bakmıştı acıyarak.
bakmamış mıydı? yutkunmuştum. gözlerimi kaçırdım bütün gözlerden. fidye falan da istemeden. kaçırdım ruhuma.
bana bak, dedi.
bakarken düştüm dudaklarındaki uçuruma.
tutuyordu bileğimi. tutuyordu ürkekliğimi.
ürkekliğim erkekliğimi tutuyordu. ay tutuluyordu.
ayları tutuyordu o: melek.
zaman tutulmuştu. zaman tutuklanmıştı.
dudakları dudağıma ağır ağır ama o kadar da şimşek gibiydi...
ıslandı içim. dudağım saçlarına savruldu.
ediz hun bendim. hun komutanıydı ellerim.
ağladım. içimden... içimdeki keşküle akıttım tuzladığım
yalnızlığımı.
melek... içimden geçtiydin bir yaz akşamı.
yazlık sinemaların şık, alımlı mızrağı...
ergenliğimin narin kıvılcımı...

17 ahkam var

Hafif'in sayfasında onun bana ilham verip yazdırdığı çoğu yazı birikmiş. Onun için aldığım özel kutunun içinde gittiğimiz filmlerin bizde kalan bilet kısımları, İLK AYLARIMIZDA bana yazıp verdiği aşk notları birikmiş...Yatağımda onun kokusu birikmiş, ben çarşafları değiştirememişim sırf bu yüzden. Evimde elinden bırakmadığı televizyon kumandasının üzerinde parmak izleri birikmiş, ben dokundukça onu hatırlamışım..
Çekidek kabukları birikmiş tabakta, demek ki biz eğlenceli bir gece geçirmişiz, demek ki film izlemiş bir de yanında çay demleyip içmişiz.. Bilgisayarımın çöp kutusunda onun şirketine yollamak için yazdığı notlar birikmiş. O yazıp yazıp çöp kutusuna atmış bunları, ben ise hep ‘geri yükle’ yapmışım, masaüstüme getirmişim herşeyi.. Teknoloji bile O’nu biriktirmeme yardım etmiş..
Onun bana aldığı ayakkabının üzerinde toz birikmiş, ben de hemen temizlemişim çabuk eskimesin diye, daha çok giyip onu daha çok hatırlayabileyim diye..
Ve kalbimde kocaman bir sevgi birikmiş.. Bundan ötesi yok demişim kendi kendime..
Bu sefer birikenler güzel olsa da yine de içimde bir parça hüzün yokmu sanıyorsunuz? Sırf onu bir gün kaybedeceğimi düşündüğüm anda oluşan...

19 ahkam var
\

Merak iyi bir şeydir herhalde. Ama bizde çok bilinen bir söz vardır:
İnsanın başına ne gelirse ya meraktan ya meraktan...

Ben yukarıdaki karikatürü görünce tabi yine aklıma bir olay geldi ve anlatmak iştiyakıyla yanıp tutuştum. Olayın bu karikatürle olan bağlantısını kurmak da aslında zor olacak ama ben ortada kalmasın diye şu cümleyi de ilave edeyim: Bazılarının az meraklı olmaması iyidir.

Lise yıllarımda tanıştığım arkadaşlarımdan biri yaratılış itibariyle midir yoksa sonradan mı olmuştur bilmiyorum, çok sallayan bir tipti. Evet, doğru anladınız, direk sallardı yani. Yer ve zaman hiç mühim değildi genelde. Sallardı diyorum ama sanmayın ki öyle fırlama ya da uçarı bir kişiliğe sahipti. Sadece uydurmayı severdi. Hatta bir gün derste hocalardan birine annesinin milli eğitim bakanlığında çalıştığını ve dilerse bir dahaki tayinini doğudaki köylerden birine yapmasını sağlayabileceğini söylemişti (sürgün tehdidi yani).

6 ahkam var

Sait Faik'in Öyle bir Hikaye'sini "dinlediğim" zaman, çocuk aklımla bir kurmaca yazmanın ne kadar zor olduğunu düşünmüştüm. Büyüdükten sonra bunun zor mor değil, basbayağı imkansız olduğunu idrak ettim. Bambaşka bir durumdu.

Hele bu hikayenin girişi... Alman, İtalyan, İspanyol, Amerikan, Japon, Arap, Çin ve Hint edebiyatı hariç biraz bilirim. Ve bu mükemmellikte bir hikaye girişi görmedim:

"Sinemadan çıktığım zaman yağmur yine başlamıştı. Ne yapacağım? Küfrettim. Ana avrat küfrettim. Canım bir yürümek istiyordu ki... Şoförün biri, 'Atikali, Atikali' diye bağırdı. Gider miyim Atikali'ye gecenin bu saatinde, giderim. Atladım şoförün yanına. Dere tepe düz gittik. Otomobilin buğulu, damlalı camlarında, kırmızı, sarı, yeşil türlü ışıklar görerek, bir renk dalgası içinde Atikali'ye vardık."

6 ahkam var

Mim Nehri

geri »

Arama

Merhaba

hafif.org enteresan şeyler araştırıp, birbirimizle paylaştığımız bir topluluk blogudur. Aynı zamanda gelirini yazarları ile paylaşan pillinetwork'ün bir parçasıdır. isterseniz siz de katılabilirsiniz.
pillinetwork hesabınızla giriş yapın.

etiket menüsü

kaynaklar

RSS Dosyası
pillikutu