bu gün annne'ler günü
ben cuma günü akc.ca olabileceğimi öğrendim.
bu gün anne'ler günü
ben çocuklarımı kıme nereye emanet edeceğim.
bu gun anne'ler günü
anneme nasıl söylıyeceğim.
bu gün anne'ler günü
emenetlerimi kime nasıl vereceğim.
bu gun anne'ler günü
hayallerımın başka baharı olacak mı?
sığdıramadığım,yapmak isteyıpte yapamadıklarıma ne dıyeceğim.
bu gün
benım günüm değil
bu gün günü olanlara kutlu olsun
bana değil.....
bir gün anneler günü olmamalı bunu çok iyi biliyorum fakat ben sana çiçekler yerıne varlığı, sevgiler yerine de hep hüzünlerimi verdim ama sen yine olmaz demedim.İşsizliğin furyasında bir dilim ekmeğini bana verdin,kendin insan olduğunu unutup benim için hayaller kurdun...ben de anneyim senin kadar olmasa da ben de hayallere sahibim gerçekleşmese de ....
benim oğullarım, senin torunların,senin torunların benim anneliğim.farkındalık yaratacaktım sözde;sen den iyi anne olacaktım.ama görüyorum ki hala ben büyüğüm diyorum...ama sen ben den de büyüksün anne ...
ekmek uğruna,yaşam,uğruna,benim uğruma heba ettiğin hayatın sana ve bize var olduğumuz,var olduğun sürece ;güzelliklerı ve hakkettiğin mutluluklar getirmesi dileğiyle..........evladın

Peyniri aslında hiç sevmeyen ve günlük hayatta bir türlü sempati besleyemeyen ben, şiir gibi bir kırmızı şarap eşliğinde muhakkak bir kaç dilim güzel bir peynire eşlik için müsaade edebilmişimdir kendime. Yine de bu bana hangi şarabın yanında neler yenmesi gerektiği bilgimi arttırma isteğimde sadece bir önsöz olabilmiştir.
Bazen Hayat bize hiç istemediğimiz şeyler yaşatır.Olmak İstemediğimiz insanlarla,yapmak istemediğimiz bir işi yapmak zorunda kalırız.Böyle zamanlarda hep şansızlıkla suçlarız kendimizi.Oysa hayatta olan birçok güzel şeyin aslında tuhaf rastlantılardan,beklenmedik olaylardan çıktığını hiç düşünmeyiz.Hepimiz sürprizleri severiz ama hayatın bize yaptığı sürprizleri fark edemeyiz.Olabilecek güzelşeyleri bu karamsarlığımızla kendimizden uzaklaştırmamak için,artık hayata biraz daha sevecen bakmaya ne dersiniz?


ben ki bildiğin bilmediğin
tüm devinimlerde
ben ki bildiğim bilmediğim
tüm evrimlerde
benden önce yaşanmış
yaşanacak yeni bana
tüm bedenlerde
bir namlunun ucunda namusum
yıkadığı birkaç damla kanım
yağan yağmurun bedeli
aklanmış sarı beyaz papatya
ister sen de olsun bir gül
derin bir sessizlik..ayrılığın arkasından takındığı maskesi hala yüzündeydi,aptal bir tebessüm.kimseye anlatamamıştı,sadece ayrıldık demekle yetiniyordu.eskisinden daha fazla gülüyor,daha çok şarkı söylüyor,boş şeylere kahkaha atıyordu.unutmuştu sözde.gidenin arkasından bakılmazdı.hele üzülüp ağlamak yaraşmazdı terkedilene.başka tenlere umursamadan dokunuyordu,herkes öyle bilmeliydi.ama her kokuda onu arıyordu.hani giderken daha bir ağır gelen parfümünü hatırlıyordu herkeste.ama kimsenin teni onunki gibi kokmuyordu ki...
Bir boş sürahinin neler anlattığına kulak vermektir kimi zaman; İlgisiz kalmış bir mutfak, belki de dev bir bidonun ağzına dayatılmış bardaklardan etrafa akan su damlalarında yerlere çizilen yalnızlık resmidir. Tülsüz bırakılmış perdelerdir kimi zaman; silinmeyi unutmuş camların önüne iliştirilmiş, buruşuk, zevksiz kumaş parçalarıdır. Bıkkınlığın buram buram koktuğu is kokusudur. Görene çok şey anlatır. Evler, evlerimiz, insanın suskun dilidir, yaşamların dili. Söyleyemediğimizi, yapamadığımızı çığlık çığlığa haykıran.