Tam o sırada, başka bir pillinetwork sitesi olan zamazing.org'da: "Duş Alırken MP3 Dinlemek"

Ön Sayfa yazılarını, çok tutulan yazıları ya da tüm yazıları gösterebiliriz

Etiket:

hazine hakkındaki yazılar:

tehlike sembolleri
tehlike sembolleri
definecilikle ilgili araştırmalarım tehlike arz eden işaretleri topladım ,resimlerimiz ve çözülen işaretlerimiz devamlı bu siteden yayınlanacaktır.. tüm macera perestlere...
9 ahkam var
.
.

Gelişen dünyanın global yapıları ve çokuluslu şirketlerin birarada çalışan elemanlarına bakıp, çabuk kaynaşmalarına biz de çok çabuk alıştık. Fakat nedense çokpasaportlu kişilerin devlet yönetimlerinde yer almaları mevzusu gündeme geldiğinde benim gerikafalılığım, kafamın gerisinde bana eskilerde, çok gerilerde kalmış bir tarihi gerçeği nedense ısrarla hatırlatıyor.

"Tarih tekerrürden ibarettir" demeyin de; ne derseniz deyin. Habere göre, Hazine'den sorumlu Devlet Bakanı Sayın Sir Mehmet Şimşek, İngiliz Kraliçesi'ne bağlılık yemini etmiş bir şahsiyet.

17 ahkam var
\
Chatillandlı Reynaud’un terk edip gittiği Sidon’daki haçlı kalesinin yıkıntılarından çıktık yola. Hep gece yol alacağımızı söyledi. Üç yıldızlı çöl gecesi sonra kapısından sevgili şehrime gireceğiz demişti. Dediği gibi oldu. Ben bu yolu binbir yıldır yürüyorum dediğinde inanmamıştım. Benimle eğleniyor sanmıştım. Atlara güvenme çölde diye anlatmıştı ihtiyar. Nerede duracaklarını söylemezlermiş. Susuzluktan ölünceye kadar yürürler ve sonra düşerlermiş. Oysa deve ölmeden sana belli edermiş. O yüzden develerle geçtik eski hac yolunu. Devenin en az at kadar hızlı koştuğunu çöl tavşanı avlarken öğrendim.
\
Karşılaştığımız her dili konuşuyordu rehberim. Çöldeki vahaların sahipleri olan Bedevilerin, Arapların, İbrahim’in dilini konuştuğunu duymuştum ve eskiden buraların hakimi olan bir çok başka milletin dilini de konuştuğunu kendi anlatmıştı. Sabaha karşı vahada durup da, hizmetkarlar yemek hazırlarken, ateşin başında benim için tütün sardığında anlatmıştı Süleyman’ın gelmiş geçmiş en akıllı hükümdar olmasının sırrı, tüm canlıların dilini konuşabilmesiydi diye. Kuşların ötüşünden ve ağaçların fısıltısından anlarmış söylediğine göre.
Süleyman'ın Mührü
Süleyman'ın Mührü
Bugün Türklerin ülkesinde kalan ve Haçlı ordusu toplayan Kutsal Roma Germen İmparatoru Sakallı Barbarossa’nın gidebildiği son şehir olan Roma kenti Iconium’da yaşayan bir müslüman şaire göre, parmağındaki saltanat yüzüğü ile perilere ve şeytanlara hükmedermiş.

Ama ben çok kalamadım o ateşin başında eski hikayeleri dinlemek için. Uzun siyah saçlarım ve kabilesindeki Bedevilerden farklı olan oldukça tüylü olan bedenime bakarken yakaladığım kızı kuytuda sahip olabilmek için sessizce gözden kayboluyordum sabaha karşı. En fazla onbeşindeydi. Ceylanlar gibi başı dik ve yaylanarak yürüyordu. Teni kadife gibiydi, gözleri ise derin bir kuyu gibi kapkaraydı Fatima’nın. Hele o avuçlarımdan taşan göğüsleri, kiraz tadında dolgun dudakları, gencecik gergin bedeni. Hatırladıkça bugün bile ateş basıyor.

2 ahkam var

Çetin Altan ; yanılmıyorsam 70’li yıllarda Milliyet gazetesinde “Taş” isimli sütununda köşe yazıları yazmaktaydı...O sıralarda ben ilk okul çağlarında falandım, rahmetli babam , Çetin beyin sürekli okuyucularındandı ve her fırsatta hayranlığını belirtmekten geri durmazdı...Bazı alışkanlıklar babadan oğula geçiyor elbette...Bende lise ve üniversite yıllarımda üstadı okumaya başladım...Köşe yazılarını , kitaplarını...

Okuyanlarınız bilirler , Sn.Altan Uzun bir süreden beri Türkiyenin geri kalmışlığını ve sosyal çalkantılarını "Mesleksiz “ ve “hazineden geçinen” yığınlara bağlıyor...Hatta üstad bazı yazılarında “ Bazılarımıza çok marjinal gelen “Neden bizim köylerimizde tenis kortları yok?”
“Neden mahallerimizde oda orkestraları bulunmaz” diye hayıflanıp, bütün bu güzelliklerden mahrum kalmamızı “ hazineden geçinen”asalaklara ve “mesleksiz” yığınların yol açtığı tahribata bağlıyor...
Üstadı yakından tanıma şansını geçen yıl yakaladım...
Bağdat caddesinde yakın bir arkadaşımın işlettiği "via gelatto" isimli kafeteryaya eşi ile birlikte gelmişti...Yanına gittim utana sıkıla kendimi tanıttım, onlar dondurmalarını yerken havadan sudan konuştuk...Caddede kısa yürüyüşlere çıkıyorlarmış, caddenin geçmişini konuştuk. Yazılarından çocukluk yıllarının Erenköy’de
geçtiğini biliyordum, sohbeti uzatmayı denedim ama olmadı. .Dondurmalarını bitirir bitirmez kalktılar...Onlar gittikten sonra üstadın köşe yazıların da, ısrarla üzerinde durduğu konuları düşünmüştüm...
Gerçekten de; Bir milletin hayatını kopyalayıp, yapıştırmak mümkün olsaydı aşagıdaki yanlışları yeniden tekrarlarmıydık dersiniz?.

1 ahkam var

Mim Nehri

geri »

Arama

pillinetwork hesabınızla giriş yapın.

etiket menüsü

kaynaklar

RSS Dosyası
pillikutu