1 / ILLUSION AND REALITY
2 / CLASSICAL ART / IDEAL PHILOSOPY
“Parallel straight lines do not meet one another in either direction” Euclid
"Eveything either is or is not", Aristo
Bu kendini yazinin bulunmasi olarak gosterdi. Ondan onceki yazi formu konusulan dilin mitsel imajlari olan hiyerogliflerdin olusuyordu. Alfabe bu acidan uygarligin ilk soyut formu oldu. Eski Yunan'da uc sey tanimlanmisti; abstraction, linearity/ olcme ve contunity/ sureklilik.
Alfabe bunlari takip etti. Oncullerinin hepsini daha once diger uygarliklar buldugu halde geometrinin soyutlamasini yine orada Euclid atti. M.O.300s..
"Hoşça kal" der dudağının kenarından sızan kana aldırmadan gülerek adam “hoşça kal”
Önündeki aynaya bakıp gülümsüyordur. Birazdan kimin öleceğini biliyordur çünkü. Fısıldayarak konuşur. "Artık görüşmeyeceğiz."
Karanlık gizdir. Bilinmesi mümkün gizlerin yuvasıdır. Saklar içinde, yansımasında… Karanlıkta gölge ye yansır. Işığın kırılmış haline… Gerçeğin ifadesidir gölge. Sureti… Gerçeğin karanlık yüzünün sureti…
Bileniniz vardır belki ışığın karanlık yüzünü. Saklanmış yüzünü… Gölgede gizlenmiş, belli belirsiz yüz ifadesini, gölgede attığı gizlemli adımları... Hiç baktınız mı? Dikkatlice yüzünüzün gölgede yansımış görüntüsüne? Gölgenizdeki adımlarınızın sizi takip eden sessiz yürüyüşüne?
Çoğu mühendislikte neredeyse standart olan ısı transferi dersinde hocamızın heyecanla anlattıkları karşısında ben de bir o kadar heyecanlandım ve birazdan okuyacağınız, insanlığın kaderini değiştirecek yeni, sıcak ve temiz teknolojiyi sizlerle paylaşmak istedim. (Hocama bu bilgileri benimle paylaştığı için teşekkürler…)

Küresel Isınma… Kimilerine göre Dünyamızın sonunun yaklaştığının göstergesi; kimilerine göre ise sıradan, daha önce de Dünyanın başından geçmiş çok da abartılmaması gereken bir konu… Son yıllarda gündemde oldukça fazla yer tutan ve büyük küçük çoğumuzun aklının bir köşesinde duran Küresel Isınmanın baş sorumlusunu aslında hepimiz çok iyi biliyoruz. Fosil Yakıtlar… Her gün işe giderken bindiğimiz arabamızdan tutunda evlerimizi ısıtan sistemlerimize kadar neredeyse bütün enerjimizi onlardan elde ediyoruz. Bir tarafta gün geçtikçe kötüye giden yaşlı Dünyamız, bir tarafta ne kadar istemesek de hayatımızın bir parçası olan fosil enerji kaynakları… E peki yok mu bu denklemin bir çözümü? Aslında var hem de birden fazla… Bunlardan birkaçı: (tehlikeli olsa da) Nükleer enerji, Rüzgâr Enerjisi, Jeotermal enerji ve içlerinde belki de en temizi olan Güneş Enerjisi… E peki nedir bu Güneş Enerjisi ve bu kadar güzel bir şeyse neden kullanmıyoruz? Ansiklopedilerde yazdığına göre güneşin merkezinde olan füzyon reaksiyonları sonucu yayılan ve Dünyamıza da ulaşan enerji. Atmosfer dışında şiddeti aşağı yukarı sabit ve 1370 W/m2 olan fakat yeryüzünde 0 – 1100 W/m2 değerleri arasında değişim gösteren bu enerjinin dünyaya gelen çok küçük bir bölümü bile insanlığın tükettiği enerjiden kat kat fazladır. Nasıl kullanılır bu enerji?


Umut zordur. Hemen bir sözcükle doğar. Mutluluk verir içinde durduğu yüreğe. Zordur yaşatmak bilir bunu mantık. Mantık ne kadar engellemeye çalışsa da umut filizlenmeye başladı mı yürekte, karşısında durması güçleşir. Kontrol edilmek istemez. Yâda yürek onu kontrol etmek istemez. Ama mantık bilir işte. Büyümesi için ne kadar çok şey gerekli ise, ölmesi için o kadar azı yeterlidir.

"Senin gölgen yok" dedi bana. Doğruydu, gölgesizdim ben."Neden" demedi,"niye" hiç demedi."Olduğun bu ise, sen olmaya devam et" dedi.
“Ben” mi?
“Ben”
Sonra hatırladım “ben”i uzak diyarlarda “gölge”mle bırakmıştım.
