Oldurulmayan sevgilerin her bir sonrasına ihaneti gibi, yakılmış tüm ağıtların hediyesi bu sözcükler. Senin gidişlerinde yalnız kalan ruhun senden sonrasına alışması için geçen bir süreç. Tadı değişik, kokusu değişik, davranışları değişik…
Aç susuz geçen günlerin sonunda bulunmuş, kurumaya ramak kala nemlenmiş ağaç kökleri gibi. Aşık olmak değişik bir kimya içine girmekmiş. Dünyayı olduğundan daha farklı kabul etmek, hayatı sorgusuz sualsiz yaşamak. Doğacak yaraların vereceği acıları önceden kabul etmek ve sonunda sessizce başını öne eğip beklemekmiş. Sabahları kalktığında aldığın nefesin tadı daha önce hiç tatmadığın bir içki gibi. Bitirmek için çabaladığın ve sonunda keşke dediğin bir çift söz aslında.
Seçim sonuçları açıklandı. Türkiye'de yeni bir sayfa daha açıldı.
Siyasi arena ilk andan itibaren 2 farklı kutuba ayrıldı.
Her birinin diğerini hain gördüğü, her birirnin diğerini ihanetle nankörlükle suçladığı iki ayrı kutup.
> Birilerine göre; vatan toprağı satan, teröristi cesaretlendiren, şehide "kelle" diyen, Atatürk ilke ve inkılaplarına düşman, geleceğimizi karartacak, günümüzün güneşini boğup bizi bir tek ampüle muhtaç edecek hain (!) ampülcüler...
> Diğerlerine göre ise bunca yapılan hizmeti görmezden gelen, Türkiye'nin ilermesini farkedemeyen, ekonomideki bunca rahatlamaya rağmen nakörlük eden, gelişim düşmanı stotükocu çağdaş kisveli hainler (!) ...
Seni ne kadar sevdiğimi bi anlasan!
Dün seni gördüğümde yanındaki kızın sana dokunması bile bana ne kadar çok acı verdi bi anlatabilsem...Bu belki normal bi dokunuştu ama ben ben bunu affedemezdim en azından senden ayrıyım zaten ve hergün seni görüyorum bu beni yeterince sinir ediyo bide......
Burada yazı yazmak beni oldukça rahatlatıyo en azından içimdeki herşeyi bi yerlere haykırabiliyorum seni sevdiğimi belkide bu kadar rahat hiç söyleyemezdim ama sen bunu bilirdin....Dün arkadaşlarımla konuştum ve sana hak vermemi söylediler aslında ama ben ya ben senin beni kıskanmanı ve bunu belli etmeni istiyorum belkide en çok yanlış yaptığım nokta bu yani kaybettiğim nokta seni kaybettim ya buna hala inanamıyorum sana delicesine aşıkken seni kaybetmekten delicesine korkarken seni kaybettim ama artık yapıcak fazla bişey kalmadı çünkü benimle konuşmuyorsun dair gerçi bu kadar sevgime rağmen bende seni arayamam bunu kendime yapamam.....
Arkadaşlar, yazım açılmayınca aynı şeyi yeniden göndermiştim o da sayfaya girince kötü oldu, ben de eskiden analiz ettiğim bir afiş ödevini koydum boşa gitmesin diye. İngilizcesi çok kötü ona takılmayın, içerik fena değil ama, eğlenin hatta lütfen yanlışlarımı düzeltin...

Denotation: There are a young man and woman on this movie poster. In background, on the left, there are lots of people and huge buildings. People come from different races: black, Asian, white. On the right, there are people who come from Asian race wear native costumes and their native elements (make-up, buildings). There are many birds and they are flying. The sky is blue.

Bir kez hamile kaldım, evlenelim dedi ama ben çocuk yüzünden evlenmek istemedim. Aldırmak istiyorum dedim boyun eğdi. Soğuk bir ameliyathane salonunda 5 dakikada vakumla alıverdiler. Hiç merak etmedim onu kız mı erkek mi diye. Anesteziden uyandığımda biraz başım dönüyordu. Ruhumda da pek bir şey hissetmedim, ağlamadım. "O" ise akşam yatakta sarılmak, teselli etmek istedi. Bilmem neden ittim, tüm bunların sorumlusu oymuş gibi.
Aldatma üzerine çok yazı yazılmıştır eminim.Aldatmak iğrençtir, kişi asıl kendine hata yapar, kendi kaybeder tarzında. Bazıları ayrılır bazıları ilişkilerini devam ettirir. Türlü türlü sebepleri vardır. Ben de hepsine katılıyorum. Ama asıl bugün aklıma gelen şu oldu:
Diyelim ki aldatılan kişi ilişkiyi öyle ya da böyle bitiremedi.(ki genelde bu taraf kadındır) Ve herşey zamanla gerçekten yoluna girmeye başladı. Peki hiç mi insanın aklına gelmez karşı tarafın yaptıkları. Düşünün sıcak, güneşli bir gün. Evden çıktınız işe gidiyorsunuz. İş sendromunu kafanızda minimum düzeye indirdiğiniz ve mutlu olmaya çalışarak işe gitmeye çalışıyorsunuz. Bindiniz minibüse. Bir anda aklınıza sevdiğiniz insanın üzerinde tepinen öbür kişi geldi, ya da sizinki tepiniyordu. Bir de buna şahit olmanıza gerek yoktur. Kafanıza zaten görmesenizde en iğrenç haliyle gelir. Ve o an yeniden oturtmaya çalıştığınız o ilişki ve kişiden tekrar (dakikalık bile olsa) nefret edersiniz. Unutmaya çalışırsınız hemen. Çünkü iş ve başka meşguliyetler vardır. Bir de düşündükçe size vereceği acı. Bir an doğru mu yaptım ayrılmayarak diye düşünürsünüz ve yine herşeyi zamana bırakmaya karar verirsiniz. Bu anlık hatırlayışlar ara sıra gelir gider size ve inanın karşı tarafın canı hiç bu kadar yanmıyordur yaptığı pislikten ötürü...
Olan yine size olur!
19 ekim 1895, Maraş’ın , Zeytun beldesi yakınlarında Karanlık Dere...
Ermeni çeteciler bir toplantı yaparak, ayaklanma kararı alırlar... Bölgenin , diğer yörelerle irtibatını sağlayan telgraf telleri kesilir ve saldırı başlar...
İsyanın finansmanını, Osmanlı Devletinin açtığı, bölgedeki tüm ihaleleri alan ve servetine servet katan Maraş’lı, Agop Hırlakyan sağlar...İngiltere’nin Halep ve Adana konsoloslukları da isyana destek verirler...Kamu binaları basılır; Kaymakam, asker, subay ve kamu görevlileri isyancıların eline geçer...Andırın Hükümet konağı yakılır...
Osmanlı, Zeytun isyanını bastırması için Mustafa Remzi paşayı görevlendirir...20000 Türk’ün şehit edildiği,125 ermenin öldüğü isyan, İngiltere,Fransa ve Rusya’nın da araya girmesiyle bastırılır...Asilerin bir kısmı tutuklanır, bir kısmı kaza merkezine sığınır...Dış güçlerin baskılarıyla , Osmanlı tarihinde bir ilk gerçekleşir ; Hükümran bir devlet, kendi yapısı içindeki bir azınlıkla anlaşma yapmaya zorlanır...
Osmanlı; Almanya,İngiltere,Fransa,Rusya’nın da katılımı ve gözetimi altında Ermeni çetecilerle “Zeytun” anlaşmasını imzalar...Yapılan antlaşmanın maddeleri arasında, vergi borçlarının affından tutun da , Ermeni komitacılarının ellerindeki silahlara dokunulmaması kaydı bile vardır...
Yirmi beş yıl sonra...
Birinci dünya savaşının nihayeti, Osmanlı yenilmiş,Maraş bölgesi Fransız işgali altında...
Ermeni komiteci Hırlakyan’ın torunu, Osep’in kızı, Helena Fransız işgalcilerin komutanı ile bir baloda dans etmektedir...
Fransız subay,Helena’nın somurtganlığından şikayetçidir;
-Matmazel!, Kendinizi tam olarak bana veremiyorsunuz, sebebini öğrenebilirmiyim... der.
Helena’nın yanıtı çarpıcıdır...Maraş kalesinde dalgalanan Türk bayrağını göstererek;
- Mösyö, kalesinde hala Türk bayrağı dalgalanan bu topraklarda kendimi nasıl özgür hissedebilirim de mutlu olabilirim!...
Eğilmektense kırılmayı tercih eden mert bir insandı Hırant Dink. Şişli’de gazetesinin önünde, Ermeni kaynaklarına göre 1,5 milyon + 1, Türk kaynaklarına göre 400 bin + 1 inci kurban oldu. 1877 yılında Büyük Ermenistan ideali ile kurulan Marksist Hınçak (Çan) örgütüne kadar Türk ve Ermeni halkları Osmanlı içinde barış içinde yaşadılar. Osmanlı’da devlete yaptıkları katkılar nedeniyle Ermeni halkına “Milleti Sadıka” denirdi. Bu katkıyı sağlayanlardan biri de, Baba HAMPARSUM LİMONCİYAN’dı.
HAMPARSUM LİMONCİYAN (1768–1839), Dede Efendi’den müzik dersleri almış, eserlerini III. Selim’e sunma başarısı göstermiş üstün bir müzisyendir. Gregoryen Ermeni kilise müziğini Bizans etkisinden arındırmakla kalmamış, Ermeni alfabesinin harflerini kullanarak yarattığı, düz beyaz kağıda yazılan nota sistemi ile çok sayıda Türk üstada ait peşrev ve saz semâisinin kayda alınarak unutulmaktan kurtarılmasını sağlamıştır. Hamparsum notası olarak bugün de hala bilinen nota sistemi, Donizetti Paşa (1788-1856) modern batı nota sistemini tanıtana ve 1886 yılında "Nota Muallimi" adıyla yayınladığı kitapla Notacı Hacı Emin Efendi (1845-1907) tarafından modern sistemin yaygınlaşmasına dek kullanılmıştır. Hamparsum nota sistemi http://www.hamparsum.net adresinde detaylarıyla anlatılmaktadır, burada yazılı ve sesli örnekler de bulmak mümkündür.