
Şu şafak bir sökse de görebilsem nerde olduğumu. İniltiler duyuyorum dört bir yandan gelen. İnsan türü böyle sesler çıkarabilir mi? Ama onlar insan. Buna eminim. Çünkü gelirken biri seslenmişti; “Ölüm nerdesin?”
Soğuk koridora tavandan su damlıyor olmalı. Şıp, şıp, şıp… Beynimi kemiriyor bu sesler. Dam akıyor be! Lağım mı? Hareket edemiyorum. O kadar karanlık ki… Hemen yanımda büyük bir çukur olabilir ya da zehirli bir yılan. Yerimden kıpırdayamam. Yılan mı? Gülüyorum… Onlar güneşli tarlalarda fare peşindedirler. Ne işleri var bu lanet yerde.
Ben çocukken bir amcamız vardı, bize sürekli öyküler anlatan. Aslında amcam değildi ama, uzak akrabamız olduğu için, ona amca demekte bir sakınca görmezdik.Daha doğrusu bizim yörede dendiği üzere "Emmi". Seydi Emmi ( zaman içinde söylene söylene Seydemmi olmuş tabii.) anlatığı öyküleri sonuna kıssalar koyarak, bizim için adeta yaşam dersleri verirdi. İlk ondan dinledim inatçı keçinin başına gelenleri, karganın peyniri tilkiye kaptırmasını, ağustos böceği ile karıncanın hikayesini. Evinin yanındaki duvarın duldasında oturur, yanına gelen çocuklara hikayeler anlatırdı; hep oradaydı o.