Bir parça yorgun bir kadın var buralarda. Rüyalarında kadınla sevişen, gerçek dünyaydaysa, 'hayır, olmaz. Bu yol çok zor. Her anlamda. Heteroluğu tercih et ve eşcinsellik içinde patlarsa da patlasın' diyen bir kadın.
Kendi kadın ve aslında kadın arzulayan bir kadın...
Kaçamadığım rüyalarım var...
“Sevgili” bu sözü düşündüğüm zaman önceleri aklımda kutsal saydığımız değerler ,( evlilik ,yüzük) , derin anlamlar oluşuyordu.Ama şimdi günümüz Sevgilisini düşündüğüm zaman bu derin anlamlar maalesef yerini yitiriyor ve aklımda tek düze ,basit,edep,ahlak kurallarını hiçe sayan utanmanın olmadığı,günlük,haftalık...ilişkiler, çıkar amaçlı, gönül eğlendirmek,vakit geçirmek oluşuyor. Herkes her şeyi uluorta yapabiliyor artık.Bide günümüzde kendi arasında yüzük takmak moda olmuş.Hemen 2 gün içinde çıkmaya başlayanlar yüzük takıyorlar.Her şey yerinde zamanında güzel bence.Eğer karşındaki kişinin gerçekten evleneceğin insan olduğuna inanıyorsan , onun sevgisine tam anlamıyla güveniyorsan bir lafım yok yüzük takanlara.Ama çevremde şahit olduğum bir kişiyle çıkıyor onunla yüzük takıyor 2 gün sonra ayrılıp başka biriyle de çıkıyor onunla da yüzük takıyor.Bu böyle devam ediyor. Bu kutsal saydığımız değerler bu kadar basit mi bir yüzüğü çıkarıp diğerini takmak…


Romantizm bir hâl mi?
Bir duruş mu?
Cidden içinden mi gelir kişinin, yoksa kişi kendini o ölüp bittiği karşı tarafa kabullendirmek, beğendirmek için romantik biri gibi mi görünmeye kalkışır?

09 Ekim 2007 Salı 16:38:15
mrb.canım..
senin için kaygılanıp durdum bütün gün. İş yerinden 2 kez aradım(iletmiş
olmalılar)bana ihtiyacın olabilir düşüncesiyle pek sahaya da çıkmadım.Cep
telefonundan da müsait olmayabilirsin,bölerim düşüncesiyle de aramadım.Şu an
iyi olmana sevindim.
Akşam rahatsızlanınca aramayı düşünmen özel kıldı beni..Oysa arasan hemen
yanıbaşında olurdum.
Zira;Önceliklerimin arasında ilk sıralara oturdun bile..
Dün akşam ile ilintili zarif yorumuna gelince;Kafandaki gibi zaman
geçirmen mutlu etti beni.Benim düşüncelerim daha öte,ilgim dün akşamla
sınırlı kalmayacak gibi..

dedim. Özel’in olsaydım, mücadele ederdin, sahiplenirdin, benim seni sahiplendiğim gibi. Kızıyorum hem sana hem bana. En çok da, kendime.
Sana kızıyorum sahiplenmediğin için. Kendime kızıyorum, seni sevdiğim, düşündüğüm, aradığım, özlediğim için...

Ev bomboş geldiği için. Alışmakta zorlandığım için. 4 ay öncesine dönmeyi isteyip de zorlandığım için. Antidepresan almadan gün geçiremediğim için.
Hala bir mesaj gelecekmiş gibi...
Hala telefonum çalacakmış gibi...
BİTTİ.
Bil-iyorum. Hala bekliyor bir yanım. Yeniden başlayacak mıyım, hayır. Ama bekliyor hala içimde küçük bir kız. Özlenilmek, aranılmak, peşinden koşulmak istiyor...
‘DÖN’!
demesini bekliyor bir yanım, şımarık bir çocuğun söz dinlemez, inatçı haliyle. Ben de inat’çı olmasını bekliyor illaki...
‘Her çalan kapıda, adıma gelen bir çiçek midir acaba...’ diye küçük bir merak pusu kurmuş içimde...
---
Bu boş hayata alışmam lazım. Yalnız eve gitmeye. Yalnız uyumaya. Saçlarını okşamadan uyumaya, sohbetsiz akşamlara, şarapsız, sözsüz zaman geçirmelere...