
- Bizi güldürmeyi beceremiyorsanız (çünkü birlikte kahkaha atabilmek kadar dünyada muhteşem başka hiçbir şey yoktur aslında),
- İlk tanıştığımız birkaç hafta, sizi gördüğümüzde içimizde kelebekler uçuşmuyorsa ya da yokuş aşağı bir yolda hızla sürerken bir iç gıcıklanması meydana gelir ya hani, işte ona benzer birşeyler olmuyorsa,
- Özel, iki kişilik anlarımızda o yumuşacık dokunuşlardan sizde yoksa,
- Kız arkadaşlarımız sizin tapılası olduğunuzdan ve bizim ne kadar şanslı olduğumuzdan bahsetmiyorlarsa,
- Yiyeceğinizi bizimle paylaşmaktan hoşlanmıyorsanız,
- Bize çiçeklerle ayaklarımızı her seferinde yerden kesecek çeşitlilikte sadece ikimizin anlayabileceği mesajlar veremiyorsanız (ya da çiçeklerin gizemli dilini kullanmayı beceremiyorsanız),
- Hediyenin maddi değerinden çok, bizi ne kadar düşündüğünüzün mesajını veremiyorsanız (çünkü her sevgililer gününde o parfümlerden bıkılıyor ama arada sırada sabahları başucumuzda bizim için hazırladığınız mis gibi taze çekilmiş kahvenin kokusu, bir öpücük ve gülümsemeyle uyandırılmak kadar değerlisi yok),
- Güzelliğimizden hemen hemen hergün bahsedip kendimizi iyi hissetmemizi sağlayamıyorsanız (çünkü kendimizi iyi hissettikçe bizim de size kendinizi o kadar iyi hissettireceğimiz aşikardır),
- Bize aldığınız hediyelerde paketin içine bir kart ile kendi el yazınızla sürprizli birkaç kelime konduramıyorsanız (çünkü küçük sürprizli ifadeler, o hediyenin etkisinden daha fazla iz bırakır gönlümüzde),
- Kendimizi olduğumuz gibi hissettiremiyorsanız (yani size olduğumuzdan daha farklı görünmek zorunda bıraktırıyorsanız),
- En önemlisi sizinle birlikte geçirdiğimiz kısa veya uzun sürede, bulunduğumuz ve yaşadığımız özel ya da sosyal mekanlarda bizi güvende hissettiremiyorsanız, bu bir pilli patisözüdür!
Saat sabahın 4'ü...Sezen Aksu yorumuyla, Bülent Ortaçgil'in ''Yüzünü dökme küçük kız'' parçası; miyadı dolmuş, sıradan olduğu zor kabul edilmiş bir aşk öyküsü; yeni odamın hala sırlarımı paylaşmaya alışamadığım duvarları; sigara kokusunu alsın diye yakılmış, sönmek üzere olan bir mum; beynimi kemiren insan ilişkileri...Ayna karşısındaki vicdan hesaplaşmaları...
Son zamanlarda kendi kendime bir karar almıştım.''İnsanoğlundan herşey beklenir;bütün duygular biz insanlar içindir.Bu yüzden şaşırma ve çok düşünerek kendini yıpratma.''Teoride kabul edip de pratiğe bir türlü geçiremediğim bir karar.Belki de alışkanlıktan doğan bir beceriksizlik abidesi.Hani alışmışım ya herşeyi dibine kadar yaşamaya...Olmayınca olmuyor işte...''Yüzünü dökme küçük kız, yaşamın anlamını bul.Sonra dinle kendini,yolunu bil...''

Kalabalık bir ortamda hiç düşüdünüz mü diğer insanların hayatını? Şurdaki sarışın birazdan eve gidecek,tuvaleti gelecek ve inanmıyor olabilirsiniz ama kakasını yapacak! Şu artist artist dolaşan herifin ayakları iki metre öteden kokuyor,az önce kendisinden utandığınız için sorduğunuz kotun fiyatının 150 YTL olduğunu öğrenmenize rağmen almak zorunda kaldığınız mağazadaki personel de o kotu almıyor ve her gittiği yerde pazarlık yapıyor. Sırf millet ne der diye bakkala giderken üstünüzü değiştirdiniz ama kimse sizi farketmedi bile...
İnsanlar çok mu umurunuz da?Boşverin siz onları,sizin için bir tek sevdiklerinizin ne dediği önemli olsun...

berlusconinin eşine mektubu, ham ve eksik çevirisi de aşağıda.
cara veronica,
mara carfagnaya yaklaşımımı flörtöz bulduğunu ve bunun seni rahatsız ettiğiyle ilgili mektbunu la repubblica gazetesinin ön sayfasında görmek rahatsız ediciydi.
...
danimarka başbakanı anders fogh rasmussen için "o kadar iyi görünüyor ki eşimi ona sunmayı bile düşünüyorum şeklinde şaka yaptığımda" diyerek şaka yaptığımda bunu ciddiye alıyor musun? ğer politkacılara inanılacak olsaydı italyanın hali nice olurdu?
Ben de bir problem olduğunu düşünmeye başlamıştım bir süredir.Hatta bir psikologla görüşmeliyim diyordum kendi kendime.Kafamda sorular sorular...
Bazı insanlara neden böyle davranıyorum?Neden arkadaşlar sohbet ederken bazen boş boş bakıp,başka şeyler düşünüyorum?Neden bazen konuşmaya bile tennezzül etmiyorum?Neden arkadaşlarımın bazıları ile artık görüşmek istemiyorum ve neden arkadaşlarımın sayısı azaldı?
Yoksa ben büyük burunlu kendini beğenmişin biri miyim?Yoksa ben vefasız bir dost muyum?
Artık pat diye nasıl HAYIR diyebiliyorum kemküm etmeden?
Yoksa ben kötü biri miyim?
Neden altı kapılı gardrobuma sığamayıp büyük bir dolap daha alıyorum?
Yoksa ben müsrif miyim?
Neden yalnızlığımı bu kadar çok seviyor ve bundan huzur duyuyorum?Neden haftasonu dışarı çıkıp eğlenmek için eskisi gibi can atmıyorum?
Yoksa ben asosyal mi oldum?Neden hayattaki her düşüşümden gizli bir haz alıyorum?
Yoksa ben acı çekmeyi mi seviyorum?
Neden çevremde insanlar koşuştururken ben bu kadar sakinim?
Yoksa ben tembel miyim?
Bu soruların tek bir cevabı varmış.Ne vefasız ne tembel ne kötü biri ne de asosyal mişim.
Ben OLGUNLAŞMIŞIM...
Otuzunu geçen ve kafasında cevaplanmayan sorular olan kişiler Can Dündar'ın 'olgunlaşma' başlıklı yazısını okusalar keşke...Belkide bazı sorulara tek bir cevap bulacaklar.
Olgunlaşma...
Günlük hayatımızda birçok farklı düzlemde ilişki içindeyiz ve birçok ayrı rolü oynuyoruz. Hepimiz birilerinin eşi, birilerinin sevgilisi, dayısı, amcası, halası, yengesi, arkadaşı, kankası, komşusu, ortağı hatta düşmanıyız. Tüm bu roller en temelde bir çeşit alma-verme dengesi -ya da dengesizliği -üzerine kurulu ve bu denge uzun süreli olarak bozulduğunda ortaya önemli çatışmalar, sürtüşmeler, didişmeler, darılmalar, incinmeler, küslükler, çıkıyor. (Ya da benim durumumdaki gibi hayatı sorgulamalar)
Bugün yaşadığım bir deneyim sonucunda bu tür bir sorgulama içindeyken, gözümün önünde şöyle bir vizyon belirdi ve bunu sizinle paylaşmak istedim.
Kadınlar... Yıllardır bir kadına " iltifat " babında tek bir kelime bile kullanmadım, kullanamadım. Kendimi aşağılanmış gibi hissettim hep. Yediğim darbelerin ve kuyruk acılarının etkisi var mıdır bilmem ama kadınlar konusunda çok fazla gururluyum. Evlenmek bile istemiyorum. Aslında benim hayalimdeki kadın şudur; Angelina Jolie kıvamında güzel, Nadia Camukova misali zeki ve Isaura kadar itaatkar... Şimdi söyleyin bana, böyle bir kadını kim istemez ki???
Internet ve web ortamında arkadaşlık kurmak çok da yeni bir konu değil. Fakat yeni siteler her gün bir başka fikri biraz daha geliştiriyor. Bunların son nesil örneklerinden biri de RedUfo.com. Sitenin her tarafı aynı hafif.org' da olduğu gibi türkçe ve her tarafı ve framework' ü özel olarak geliştirilmiş gözüküyor.
Benim şimdiye kadar gördüğüm en hızlı, en kaliteli ve en detaylı community sitelerinden biri diyebilirim. Tamamen yurt içine yönelik ve public olması bir avantaj olsa da, yine de tartışmaya da açık diyebiliriz.