İkinci veya üçüncü el ilişkilerden öğrendiğim tek şey
KADIN’DA İLK OLACAKSIN YOKSA ASLA SON OLAMAZSIN…
Her daim başka bir erkeğin gölgesinde yeşermeye çalışan bir gölge çiçeği olmaya mahkumsun.Tüm ilk heyecanlarını ve hezeyanlarını bitirmiş bir kadından daha büyük bir işkence yoktur bu hayatta bir erkek için…Sonrasında mutsuzluğuna kadınların verdiği isim aldatan olur…Oysa ki egosal baskı altında ki ataerkil sömürge masumiyetin kanatsız meleğidir…Uçamadığı sürece suçlanmaya devam edecektir…Her zaman bir ilk aranacaktır.

Kısa bir alıntı yapacak olursak:
Yeni yıl her zaman 31 Aralık gecesi kutlanan bir şey olmadı. İlk yeni yıl kutlamaları eski Babilliler’e, yaklaşık 4 bin yıl öncesine dayanır. Milattan önce 2000 yılı civarında Babilliler, yeni yılın İlk Ay ile başladığını düşünürlerdi. Bahar’ın ilk gününden sonra kutlamalar yapılırdı. Baharın başlangıcı, mantıken insanlara yeni bir yıla girildiğini düşündürüyordu. Sonuçta ilkbahar doğanın uyandığı, hayat bulduğu, çiçeklerin açtığı mevsimdi. 1 Ocak ise böyle tarımsal ya da astronomik bir olaya denk düşmüyordu. Babilliler’in yeni yıl kutlamaları tam on bir gün sürüyordu. Her günün ayrı bir kutlanış biçimi vardı. Bugünkü yeni yıl kutlamalarını sönük bırakacak bir coşkuyla geçiyordu bu on bir günlük festival. Her gün ayrı etkinlikler düzenleniyor, halk sokaklarda kutlamalar yapıyordu.
Bekaret anlatılır da bakirlik anlatılmaz mı? Olur, o da olur. Başlıyorum. Bölüm I
Bundan 8 yıl önce benim ilk seviştiğim yıl. Ama onunla değildi ilki. O sonra oldu. ‘Rüzgarın sesi çocuk’ derdim ona. Sanırım ona da bir iki şiir yazdım.Deli gibi heyecanlandırıyordu beni. Artık öyle heyecanlanamıyorum ne yazık ki. Kalbim öyle deli gibi çarpmıyor her şeyin olurunu düşününce vazgeçer oldum çoğu şeyden. O zamanlar böyle değildi işte. Gördüğümde büyülenmiştim. O günden sonra, olur ya, onu düşündüm. En yakın dostumun arkadaşıydı. Aradı beni bir gün, ‘onunla bana gidiyoruz’ dedi. Eve yeni geldiğim halde uçtum, hemen geri çıktım evden ışınlanmak isteğiyle....
‘İlkler’ dendiğinde hep bekaret mevzuu gelir ya akıllara; biraz bunun dışına çıkasım geldi bu meydanda ilk yazımı yazarken. Muhtemelen ara sıra içinden geçmek zorunda kalarak... Hep denenmemişliği, tadılmamıfllığı, yeniyi ve güzeli temsil eder ilk duyduğumuzda ‘ilk’ler... Nazım güzel demiş “En güzel deniz, henüz gidilmemiş olandır” diyerek. Elbet lafımız yok ama gerçekten güzel midir ilkler; keşfedilmemişler, yeni keşfedilenler?
Peki yaşadığımız ‘kötüler’ hep ikinci veya sonuncu sıradakiler midir? Bıktım artık dediğimiz her neyse, yok mudur ilki? Ve genelde hayatın her alanında, uzmanlık veya beceri gerektiren her şeyin ilki; yüzümüze gözümüze bulaştırdıklarımız değil midir?