
Genel anlamda sanatta çıplak insan figürünün kullanıldığı ürünler için bir tanımlımdır “Nü”. Çıplak sözcüğünün insanı tanımlamasına rağmen, çıplak kadın figürleri için kullanılagelmektedir. Çıplak, birçok uygarlıkta, dinsel törenlerde, büyü şölenlerinde önemli koşul sayılmıştır. Bereket simgesi olarak kullanılmıştır. Arkoik dönemde ölüm simgesi, Ortaçağda saflık ve temizliğin simgesi, Rönesans’ta insan ve doğa ilişkisinin simgesi sayıldı. 19. Yy.da Goya’nın metresi ve Maneti’n Sokak kadınını betimlemesiyle idealleşme eğilimi sona ermiştir. Daha sonraki yıllarda duygusallık ön plana çıkmıştır. Çıplaklığın gerçekçi kimliğe dönüşmesi Courbet, Degas, Renoir’in tablolarıyla oluşmuştur. Son yüzyılda çıplak tarih boyunca üstlendiği simgesel tanımlamalardan kurtulmuş görünmüştür. Türkiye’de çıplak, gerek minyatür geleneği içinde, gerekse resimde batılılaşma süreci içinde ele alınmıştır. Canlı modellerden çıplak çalışan; 1914 kuşağı ressamlarımızdan Ruhi Erel, İbrahim Çallı, Namık İsmail gösterilir. Bu dönemdeki duygusal yaklaşım, daha sonra Kübist ve soyut eğilime dönüşmüştür.
Uyarı: Bugün 23 Nisan, Ve ben de büyüyememiş bir insan olarak; bugün, çocuklara özgü saçmalama özgürlüğümü kullanmak istedim.
Öncelikle günün anlam ve önemiyle ilgili olan projemi açılayayım:

Konuyla ilgili haberler
İşte 23 Nisanın Böyle bir önemi var. Bu bayramda çocuklar anti-demokratik parti yapıları olmadan, ABD'nin AB'nin diğer dış olguların desteği olmadan Meclis Başkanı, Başbakan hatta Cumhurbaşkanı bile olabiliyor(du) Tabii yersek!
Tabi bu işlerin böyle olmadığı anlaşıldı oraya çıkan çocuklar bile öyle rastgele seçilmiyor, siyasi kaygılar güdülüyor. Hatta artık çocuk bile olmayabiliyor oraya çıkanlar.
Her ne kadar erkeklerin asıl amacı gibi görünse de, birçok kuralı bulunan karizmanın, insan üzerinde ne denli büyük bir doğal makyaj olduğunu görelim.
*Karizmatik erkek, öncelikle ciddidir; kahkaha atmaz, gülümser. Gözünden değil, kalbinden ağlamasını bilir. Dik durur, omuzları yukarıdadır. Yılışmaz, yeri geldiğinde konuşur, espriyi zamanlı yapar. *Kaba kuvvet yanlısı gibi görünür, ama zorda kalmadıkça can yakmaz. *Tartışmalara girmez, laf dalaşı yapmaz. *Asildir, bol kesim veya çocuksu kıyafetler giymez.İpod takmaz :) *Zil zurna sarhoş olmaz, her durumda ayakta kalmasını bilir. *Kız arkadaşına hükmetmeyi iyi bilir, onu korur ve kollar. Zaman zaman birlikte karar alır. *Sözünün eridir, yanar döner değildir. Yalan söylemez. *Çevresine değer verir, arkadaşları değerlidir; mahalle abisidir :)
Eski yazılarımı anımsamadan edemedim bu haberi görünce. Fransa' ya protesto amaçlı kendisine verilen nişanı iade eden Teziç in alkışlanacak eyleminden sonra Rtük ün aldığı eylem şekline gülüp geçmiştim. Fransa ya Başbakanımızın ve halkın yüzde 30 unun katılımıyla başa gelip bunların içinden yüzde 40 ının seçimiyle tek başına iktidar olan hükümetin net tavrı tartışılırken araya bir balyoz girdi ki sormayın! Ortada ne Fransa kaldı ne de Papa... Balyozun hikmeti olsa gerek. Putperestliğe meraklı Akp li bir milletvekili onu Akp nin kutsal emanetler müzesine götürmeyi bile akıl etti, helal olsun. Şimdi de Müslüman aleminin Hz.İsa için asla akla getiremeyeceği karalamayı akıl edip, Hz. Muhammed e leke süren bir karikatüriste açılan davada beraat kararı veren bir hukuka sahip Danimarka nın işadamlarıyla görüşen Başkan Topbaş, onları bu topraklarda yatırıma teşvik etmeye çalışıyormuş. Bunlar Papa yla da kısa zamanda masaya oturur. "Al bakalım çok istediğin ekümeniklik, hadi bana biraz kasadan kadrolaşmamı sağlayacak sermayeyi sağla!" Ya da Fransa ile, "Hadi bak, millete sözde soykırımla ilgili oluşan tepkiyi yatıştırdım, alcatele de pazarda biraz daha esnek davrandım. Şimdi sıra sende, hazır seçimlerde yaklaşıyor. Cumhurbaşkanlığı da var ufukta. Göreyim kıyağını Fransa!"

Malum, AB sürecini yaşıyoruz, karşıyız veya değiliz bunu tartışmak niyetinde değilim... Ancak dışardan bakıldığında bu sürecin olumlu sona ermesi pek mümkün görülmüyor. Adamlar en ufak bir pürüzde ''Halkımıza sorarız''diyorlar. Eh! Avrupa halklarının Ülkemize bakışları da pek iç açıcı olmadığına göre, bu refarandum olayına pek sıcak bakmamamızı da doğal karşılıyorum... Ayrıca böyle bir uygulamanın topluluk içinde ilk kez bize uygulanacağını da göz önüne aldığımızda haklı gibi görünebiliriz...
Avrupa halklarının büyük bir bölümünde bize karşı soğuk bir bakış vardır. bu doğrudur ama bu bilinmeyene karşı bir korku ve umursamazlıktır... İnsanların bilmedikleri bir kültüre ve dine ön yargılı bakışlarını kınayabiliriz bu da bizim hakkımızdır... Ama geçmişteki ve şu andaki realite budur ve bunu değiştirmek için yaptığımız, Türkiye'nin tanıtım fonundaki paraları çar çur etmek...