yıllar önce bir kahve falı baktırmıştı. falcı kadın, konuştukça büyüyen gözleri, korkunç çehresi, yırtıcı bir kuş sürüsü gibi üzerine saldığı sözleri ile yıllarca aklından çıkmamış, hayatının belli dönemlerinde ifrit gibi peydah olmuş, en olmadık anlarda, içinde yanan ateşin, kulaklarında dinmek bilmeyen gong sesinin körükleyicisi olmuştu.
yıllar yılı kadının söylediklerini düşüne düşüne eblehleşmiş, akıl yordamıyla idame ettirdiği hayatını kontrol edemez hale gelmişti.
önceki yaşantılarıyla kadının söyledikleri bir iki örtüşünce, kadının sözlerini ilahi bir takdir olarak addetmiş ve kendini bütünüyle uhrevi meselelere adamıştı.

Yol ehli olmaya bir yıl kadar kalmış, Tabduk`un bir dediğini iki etmemiş ama bir türlü de memnun edememiş. Ne kadar canla başla çalışsa da, Tabduk’un aklından geçeni anlayıp yerine getirse de ne bir güler yüz ne de küçük bir memmuniyet göstermiyormuş mürsidi.
Yunus dergahtan ayrılmaya karar vermiş, izin istemiş, düşmüş yollara. Bir hana varmış. Akşam üzeri, hanın bir odasında 6 tane derviş oturmuş, dua ederlermiş. Onların yanına ilişmiş. Dervişler dualarını bitirince her birinin önünde ayrı bir sofra, sofralarda yemekler dizilmiş başka başka.

Yaklasik 10 mil sonra disaridan baraka gibi görünen iki benzin pompasi olan bir yerde durdum…iceride su amerikan filmlerinde bolca gördügümüz cinsten enteresan hayvan iskeletleri , bufalo kafalari ,rüya yakalayicilar ici doldurulmus sahin yada kartal cinsi kuslarin bol miktarda asili oldugu minik bir bar,….aciiiiiiiiz ve iyi bir filitre kahve lazim hepimize..daha yer bulacagiz cadirlari acacagiz…ates yakip yildiz seyredecegiz ….
Can çok eski bir arkadaşım. Sekiz yıl oldu. O zamanlar sevmiştim. Bir yıl sevgilimdi. Bana sevgisini yeterince gösteremediğinden ayrıldım. Sanırım ayrılıp da arkadaş kalabildiğim tek insan. Fakat geçen zaman içinde birbirimize karşı nötr kalamadık. Hep işi gereği şehirler ardında kaldık ve bu nedenle sevgili olamadık. Bu kadar cesur da değildik. İki sene önce Ankara’da çalışmaya başladı biz gene yakınlaştık, duyusallaştık. Hep ona çok güvenmişimdir. Rahat olmuşumdur yanında. Karakterini beğenmişimdir. Tam ilişki insanı, tam evlenilecek adam demişimdir.
insanların ateist görünmesi ile ateist olması gerçekten farklı bir olgudur. kendi ruhunun gücüne inanarak geleceğin kendi ellerinde olduğuna inanarak yaşayan kişi, gerçekten de inanan biri olduğunun tek ispatıdır. bu insanın tanrıyı inkar etmesi birşeyi değiştirmez. onun kendine koyduğu etiket ne olursa olsun o önce gelecekteki seçimi öngörerek olmasını arzulayan buna inanan biridir. çünkü yaptığı şey gelecekteki tüm olasılıklardan herhangi bir olasılığı kendine idealize edip bunu kendine seçmektir. hatta bunu başaramayacak olup olmaması da önemli değil önemli olan sadece buna inanmasıdır.öte yandan kişiselleştirilmiş tanrı yada allah ismini telaffuz ederek hep o kim yarattı öznesini yükleme sorarak inandığını söyleyip hep o kaderine boyun eğen, kendi seçimlerini yapmaktan aciz, korkan insanlar ateist olmalıdır. onların da isteklerini gerçekleştirmeleri için daha fazla toplumun kaanatine ihtiyaç duyarlar. toplumdaki bireylerin hep kendi kanaatlarını birbirlerine kullandırarak inanmaları birşeyi başarabilmeyi sağlayacağı kadar engelleyebileceği de bir gerçektir. bugüne kadar gelmiş geçmiş tüm toplumlar kendi isteği yada zorla bir dine bir millete ait olmaya zorlanmış olabilir. çünkü yaşamaları için gerekli bir kabul olmalıdır. ama hep yalandır çünkü bize uygun düştüğü halde öğretilere ters düşen birşeyler varsa ona uyarak kendi inandığın değerlerin ideallerin yok olması gerekebilir. bu haliyle toplumsal sorun haline geldiğinde ise farklı bir din ve millet doğması kaçınılmazdır. bu yüzden din ve millet kavramlarında bilinçaltımıza işleyen tek olgu o din veya milletin sonsuza kadar var olacağıdır.
Bunu hak edecek hiçbir şey yapmadım. Üstelik sonunda inandım. Sen gittin. Bu mudur? Bu muydu? Nasıl bir anlayıştır bu? Ayıp ya, kendine öz saygın yok mu? Nasıl bir karakter bu? Belli oldu nasıl bir karakterin olduğu..
Sözler söyleyen inandırdığını anladığında da ortalıktan kaybolup, hayatından çekilen...
Yazıklar olsun.
Acıyacak yerim kalmadı demiştim, bravo ya!! Bir de bu lafımın üzerine her şeyi bile bile üzdün beni.
Ne hakkın var buna??
Ne elde ettin? Ne geçti eline? Nedir yaşadığımız? Bu nasıl bir davranış??
Varsa bir durum elbette bunu konuşmalıydın.