Bir dahaki sefer ellerinizi yıkarken suyun sıcaklığı tam istediğiniz gibi değilse eskiden İngiltere'de bu işlerin nasıl yapıldığını düşünün...
1500'lerde İngiltere'de işler şöyle yapılıyordu: İnsanların çoğu Haziran'da evleniyordu Çünkü senelik banyolarını Mayıs ayında yapıyorlar, Haziran'da hala çok kötü kokmuyorlardı. Ama yine de kokmaya başladıkları için gelinler vücutlarından çıkan kokuyu bastırmak amacıyla ellerinde bir buket çiçek taşıyordu.
Banyolar içi sıcak suyla doldurulmuş büyük bir fıçıdan meydana geliyordu. Evin erkeği temiz suyla yıkanma imtiyazına sahipti. Ondan sonra oğulları ve diğer erkekler, daha sonra kadınlar, sonra çocuklar ve en son olarak ta bebekler aynı suda yıkanıyordu. Bu esnada su o kadar kirli hale geliyordu ki içinde gerçekten bir şeyleri kaybetmek mümkündü. İngilizce'deki "banyo suyuyla birlikte bebeği de atmayın" (Don't throw the baby out with the bath water) deyimi buradan gelmektedir.
Sonrası için şu şu linke tıklayın..

Bakınız erkeklerin ne zaman ağladıklarına dair İngiltere de bir araştırma yapılmış,buradan öğrenebilirsiniz...

İNGİLİZ KEMAL LAVRANS'E KARŞI (1952) Yönetmen: Lütfi Ö. Akad, Senaryo : Osman F.Seden - Lütfi Ö. Akad (Esat Tomruk’un “Atatürk’ün alnından öptüğü Türk casusu İngiliz Kemal” adlı dizi romanından), Görüntü Yönetmeni : Enver Burçkin, M: Kadri Şençalar, Yapım : Kemal Film – Osman F. Seden
OYUNCULAR: Gülistan Güzey, Muzaffer Tema, Ayhan Işık, Talat Artemel, Pola Morelli, Feridun Çölgeçen, Şadıman Ayşın, Turhan Göker, Muharrem Gürses, Rıza Tüzün, Bülent Oran, Muazzez Arçay, Nubar Terziyan, Sırrı Gültekin, Hasan Ceylan, Gazanfer Özcan
Türkiye gazetesinin bir haberi; İngiliz yargıç,gece yarısı parktan geçen kızı korkutan bir adama 7 yıl 7 gün hapis cezası verince, şaşıran gazeteciler yargıça sormuşlar; "Adam kıza elini sürmemiş,bu 7 yıl 7 gün çok değil mi ?"
Yargıcın yanıtı; "Kızı korkutmanın cezası 7 gündür 7 yıl ise, İngiliz kızlarının gece yarısı parkta dolaşma özgürlüklerine saldırmanın cezasıdır.
Rüya gibi değil mi?...
İngiliz savcının " evrensel yargısı"...
1924-1930 yılları arasında Adalet bakanlığı yapan Mahmut Esat Bozkurt cumhuriyet savcılarına şöyle seslenir; "Meriç kıyılarında çalışan Türk köylüsünün kaybolan sabanından tutunuz da, bu vatanda yaşayanların uğrayacağı en ufak bir haksızlıktan, hatta Bingöl dağlarının ıssız kuytularında nafakalarını bekleyen öksüzlerin göz yaşlarından siz sorumlusunuz"...
Şimdi şu güzel ülkede nedenlerini kavrayamadığımız yığınla olayın altında ezilip duruyoruz...Olası çıkış yollarını ısrarla kendi ellerimizle kapatmaktan öte bir çabamız da yok...
Boşa geçen zamanla acı bir hesaplaşmanın içindeyiz...
İngiliz kızlarının gece yarısı parkta dolaşma özgürlüğünü içine sindirebilecek savcılar,hakimler yetiştirebilecek "lüksümüz" hiç olmayacak galiba...Bu ülkeye umutsuzca çırpınmak yakışıyor mu?...