Yaşadığımız her şeyi tüketmeye hevesliyiz. Evet ben de... Güzel bir şey gördük mü, hemen bizim olsun isteriz. Onun sahibi olmak isteriz. En ilkel içgüdümüz budur. Bazen başarırız kendimizi zaptetmeyi, ya da şartlar zaptetmeye zorlar. Ama yine de sonuç olarak yaptığımız her şey sahip olmak istediklerimizi elde etmek içindir bir noktada.
Aşkta da aynı şeyi yapıyoruz. Hoşlanıyoruz, kanımız ısınıyor, tutkuyla bağlanıyoruz ya da arzudan yanıyoruz her neyse ve bizim olsun istiyoruz. Sanki onunla birlikte her şey anlam kazanacak ya da kendimizi çok iyi hissedeceğmizi sanıyoruz.
Ya hüzünsün, ya hüznümsün…
Ya da hüzün benim. Ben olmuşum.
Tüm bedenimi kaplamış , kendimi alamadığım, içimden çıkaramadığım , içinden de çıkacak gücümün olmadığı bir hüzün. Öyle yoğun ki sanki bedenimi bile ayakta o yoğunluk tutuyor, hissettirmiyor, istetmiyor. Sadece gerekleri yapan teknolojik bir alet gibiyim. Nerdeyim, kimim, kim için ve kendim için ne ifade ediyorum bilmiyorum. Bildiğim bir tek şey var oda zorda olduğum.
kamera toprak yolda ilerleyen arabanın camından çekim yapıyor. küçük bir el kamerası, japon yüksek teknoloji ürünlerinden. fonda motor gürültüsü. eski bir dizel motor olduğunu hemen anlıyor motor sesi dinlemeye yatkın kulağımız. kamera sola doğru dönüp arabanın içini gösteriyor. bu bir kamyonet, oldukça eski bişi. kameraman ve diğer kişi aralarında konuşuyorlar, türkçe olduğundan türk olduklarını hemen anlıyoruz. diğer kişi şoföre soru soruyor; bu defa ingilizce. şoför, kırk yaş civarında, deri bir mont giymiş, oldukça eskimiş. sakalları uzamış, on beş günlük falan olmalı, güneş yanığı bir ten, kafasında yün bir bere, nerede ise geldik diyor, az kaldı. ingilizcesi oldukça bozuk, sigara içiyor, kamera sigaraya zoom yapıyor. sonra ön camdan dışarıya dönüyor, uzayan toprak bir yol, çorak topraklar, hiç ağaç yok, tıngır mıngır bir yolculuk. dağlara doğru tırmanmaya devam ediyorlar, uzakta karlı dağlar hayal meyal seçiliyor. görüntü kararıyor.
ah, kimselerin vakti yok
durup ince şeyleri anlamaya
kalın fırçalarını kullanarak geçiyorlar
evler çocuklar mezarlar çizerek dünyaya
yitenler olduğu görülüyor bir türküyü açtılar mı
bakıp kapatıyorlar
geceye giriyor türküler ve ince şeyler
(...)
kaba saba, hoyrat, berbat, batak, çatlak bir hayat biçimi içinde ezilmeme uğraşı "demode" ruhlara epey acı vermekte shaika, cpgülen, guddicini.
her manada bir karmaşa, kargaşa, münakaşa hüküm sürmekte... seks kilolarca servis edilmekte...
her eve lazım kuryelerle... yapışkan yelelerle... le, le, le!
kokmuş "siportif" flulerle...
Elimdeki deftere yazmak istemiyorum artık. Yazmak zor geliyor. Her kelime kâğıdın üzerine kalemin sabırsız hareketleri ile dökülürken, nedense benim canım acıyor. Kelime gibi kalmıyor bu keratalar. İçlerinde sadece tek anlam ifade edenleri var, var ama ya o çok anlam gizleyenleri yok mu, işte onlar acıtıyorlar canımı. Hepsini tek tek inceliyorum. Olmuyor anlamıyorum. Tekrar tekrar bakıyorum onlara. Bazen iyice yoruyorlar beni sıkıyorlar. Savaşıyorum onlarla.
Yazmak istemiyorum artık. Anlamak yâda anlatmak istemiyorum. Biliyorum hep yanlış anlaşılıyorum. Zaten yeterince yoran ve zorlayan bu hayatın üzerine bir yük daha taşımak istemiyorum. Taşıdıklarım beni yeterince eziyor zaten. Üstüne birde yanlış anlaşılınca iyice sersemliyorum. Hiç üzmek istemediğim insanları kullandığım kelimelerle istemeyerek üzünce canım daha da acıyor. Kullandığım kelimelerin acısını taşıyorum yanımda. Cebimdeki kelimeleri ise hiç çıkarmıyorum. Eğer onları da çıkarırsam taşıdığım acı kavurur.
Yazmayacağım artık. Uyku sersemliği ile dolaşacağım buralarda. Gördüğüm kelimeleri toplayacağım sadece. Ceplerimi boşaltıp kelimelerle dolduracağım inadıma. Sonra onları sigaramla birlikte yakacağım. İçime çekeceğim derin derin sanki bir kokuyu çeker gibi. İliklerime kadar hissedeceğim onları. Bir parçam olmalarını sağlayamasam da, en azından nerede olduklarını bileceğim.
Sevgili İran Kedisi Sahipleri,
kedim bir yaşına geldi. Yaramaz, hatun istiyormuş, ben anlamamışım. Ortalığa çiş yaparlarmış böyle zamanlarda, ben de telaşlanmıştım. Benimkine acil gelin aramaktayım, duyurulur.
Dün bir tane hatun buldum, gittim baktım erkek tarafı olarak lakin kızımız- Ankara kedisiyle karışmış- muhtemel. Vazgeçtim. Onunla yatmasın. Saf olsun. Sahibi de saf sanıyordu kedisini. İran kedileri ikiye ayrılıyor. Birinin burnu daha çok içeri basıktır, bunlar daha sık sağlık sorunu yaşarlar fakat tam İran kedisi özellikleri gösteren de bunlardır. Neyse ilk önce kızgınlık döneminde olan ( Ankara da) İran Kedisi bulalım sonra saf mı ona bakarız evvela.
YAPTIKLARIM
2-Üniversiteyi başka bir şehirde okuyup iş yaşamına da bambaşka bir şehirde devam ettim,kız başıma ayakta kalabileceğimi gösterdim.
4-Kendime lap top aldım,sonra bi tane daha aldım..
6-Kurumsal ve büyük firmaların neredeyse hepsinde çalıştım.
8-Uzun ilişkiler yaşayabilmeyi becerdim.(Bkz.5 sene)(Bkz.1,5 sene,hala devam ediyor)
10-Sapsarı saçlarımı simsiyaha boyattım.
12-Her başarılı erkeğin arkasında bir gizli kahraman varya,onlardan biri oldum.
14-Sözlendim
YAPMAK İSTEDİKLERİM
1-Clementine ve Malmoth'u tekrar izlemek ve tekrar korkmak istiyorum.
3-Paraşütle atlamak istiyorum.
5-Bir yunusla yüzmek istiyorum.
7-O ağır tüpü sırtıma takıp dalmak istiyorum.
9-Saçımı turuncuya boyatmak istiyorum
11-Scooter almak istiyorum bunun için ehliyet almak istiyorum.
13-Her istediğim yere uçakla gidebilecek refah düzeyine ulaşmak istiyorum.
15-Evlenmek istiyorum