Tam o sırada, başka bir pillinetwork sitesi olan torpilli.com'da: "Pilli gelirlerini nasıl değerlendirelim ?"

Ön Sayfa yazılarını, çok tutulan yazıları ya da tüm yazıları gösterebiliriz

Etiket:

istiklal caddesi hakkındaki yazılar:

tuttum
6

Gece

Gece, sokaktaydım, yanımda bir arkadaşım vardı. İnce bir çığlık içimde yankılanıyor ve sanki beni cehenneme çağıran kutsal bir çalgı sesiymiş gibi anlaşılmaya çalışıyordu. İnsan gürültüleri, homurdanmalar ve anlaşılamayan konuşma sesleri medeniyetin içinde olduğumu hissettiriyorlardı. Bunun dışında tamamen rahatsız ediciydiler. Başım ağrıyor ve yalnızlığımı özlüyordum. Görüntüler aklımda anlam kazanıyordu. Çoğu birbirine girmiş imgelerden oluşan bu dünyanın görsel dalgalarında, rasgele görüntü hareketlerini daha önce görmüş olduğum imgelerle ilişkilendirip, onları kafamda oluşturduğum kategori kutucuklarına yerleştiriyordum. Bunu istem dışı yapıyordu aklım. Hissediyordum…

4 ahkam var

Kokoreççinin önünde durmuştum, pişmiş, pudralanmış midyelere ve kavrulmuş kokoreçlerin üzerine serpilen kekik kokusuna dair bir şiir yazmayı düşünüyordum. Çok acıkmıştım. İçeri beni çeken bir güç oluştu sanki etrafımda. Cebimde çok fazla para olmamasına rağmen sürükleniyordum lüks gözükmeye çalışan amele lokantasına. Taksim’in bu bölgesinde, aptal zenginlerin gidip gelip kazıklı içki içtiği yerde… Aç maymunların sarhoş uğrak yerinde, takım elbiseli gorillerin gömlek kenarlarından kılların fışkırdığı yerde…
İçeri girip boş bir masaya oturdum hemen. Benim bulunduğum sıradaki bütün masalar boştu zaten. Dev ekrandaki futbol maçına odaklanmış insanlar, ekrana en yakın masalara oturmuş ve bir koro grubu halinde bağırıyorlardı. Maçın sesi gelmiyordu ama koro halinde gelen tepkiler o heyecanı iletiyordu. Her şey çok normaldi, milli bir zevk, alışkın olduğumuz bir sokak kutlaması, izin verilmiş tüm delilikler…
Garsona bir yarım kokoreç ve bir de ayran istediğimi söyledim. “Çabuk olabilir mi?” dedim sonunda da, adam benim ne kadar aç olduğumu anlasın diye… Beş dakika geçti ve yemeğimi gelirken gördüm. O tabağın içinde süzülüyordu bana doğru. Uçan tabağında görüntüde yalnız o, benim sıcak kokorecim ve buzlu ayranım. “İçimdeki açlığın kutsal doyurucuları, hızla gelin bana!” Önüme düştü tabak sonunda, tam beklediğim gibi, tam beklediğim noktaya. Ona sarılmak istedim yemeden önce. Minnet duygumu onun kendisine göstermek geldi içimden. Önce kokladım ve sonra ısırdım kokoreçli ekmeğimi. Ayranı açtım diğer elimle. Ağzımda hissettim o muhteşem pişmiş bok kokusunu. Seviyordum bu tadı, alıştırılmıştım bunun güzel olduğuna. Tüm kokoreç sevmeyenlere inat, zevk alıyordum. Bir çırpıda bitirivermiştim yarım ekmeği. Kalktım yerimden hızla, midemdekiler yerlerine henüz otururken. Kokoreci yapan ustaların yanına gittim. “Kokoreç kaç lira?” diye sordum ve “dört milyon” dediler. Ayranın boş kabını gösterdim ve toplam borcumu sordum. “Beş buçuk” tuttuğunu ama parayı şef garsona vermem gerektiğini söylediler. Yerime döndüm ve masamı toplarken şef garsonla karşılaştım. Bir daha sormak geldi içimden ücretini. İçime pis bir his doğmuştu. Sordum… Gerçeğe dönelim:

18 ahkam var

Ev kirasını on altı gün geciktirmiş ve gündüzleri eve uğrayamaz olmuştum. Ev sahibi geceleri kapıyı çalıyor ve bende ışıkları söndürmüş bir halde sessizce onun toz olmasını bekleyip kendime heyecan yaratıyordum. Ses çıkarmıyordum ama orada olduğumu biliyordu. Her defasında bağırıp çağırıp küfürler ederek uzaklaşıyordu. Ayak sesleri iyiden iyiye duyulmaz olduğunda müziğin sesini açıyordum. İstiklal Caddesinde dolaşmaya karar verdim ve toparlandım. Kazancı’nın ölümcül yokuşunda nefes nefese kaldım. Yokuşu çıkıp meydanı gördüğümde yüzüm ve sırtım terlemiş, yorgunluktan dolaşma isteğim bitmişti bile. Ceplerimi kontrol ettim ve dört Yeni Türk Lirası buluşturdum. İkisi arka cebimden, diğer ikisi montun iç cebinden çıktı, sevindim. Sigaram, içinde yalnızca nüfus kâğıdımın bulunduğu boş cüzdanım, cep telefonum ve akbil’im vardı bunların dışında. Her zaman gittiğim barın önünde dikildim, içeride ve dışarıda masalar vardı. Çay veya bira içilebiliyordu burada. Bir işim varmış gibi sağa sola bakındım. Dışarıda oturmuş güzelli çirkinli kızlar vardı. Cep telefonumu kulağıma tutarak biriyle konuşuyormuş gibi yaparak meşgul gözükmeye çalıştım. Sonra “hı hı” dedim kendi kendime ve kapatır gibi yaptım telefonu. Kızlara çaktırmadan baktım, hiç biri oralı olmamıştı ve konuşmalarına devam ettiler. Boş bir masa bulup oturdum ve servis yapan genç kız yanıma geldi. Cep telefonuma yapıştım ve mesaj çekiyor gibi yaptım. Servis yapan kızı gördüm sonra. O büyülü dudaklar… Masama doğru geliyordu beni heyecanlandırarak. “Bir şey içer misiniz?” diye sordu genç kız gülümseyerek. 35’lik bira söyledim az limonlu. “Hemen getiriyorum” diyerek uzaklaştı. İstem dışı kırıtıyordu, salınıyor ve süzülüyordu. İstem dışı seksi ve cazibeliydi. Bilincinde değildi bile çekiciliğinin. Ah o kumral saçlar ve sırtının müthiş kıvrımı, birayı servis edişi ve yüzünden hiç eksik olmayan muhteşem gülümsemesi. Bir kadından başka ne istenir ki? “Servis yapan bir kadın” diye geçirdim içimden, “hizmet eden bir dişi” kutsal çekimin dayanılmaz karşı konulmazlığı… Güzelli, çirkinli geveze kızların yanına kız başına iki erkek düşecek şekilde erkek arkadaşları geldi. Biz erkekler çoğaldıkça ortam çirkinleşiyordu. Marlboro paketinin içinden samsun sigarasını fark ettirmeden çıkartıp yaktım. Öksürdüm ve attım kibrit çöpünü küllüğe. O sırada biramın, güzel kızın ellerinde bana doğru geldiğini fark ettim. Heyecanlandım, yerimde duramıyordum, kalbim hızla çarpmaya başladı genç kız masama yaklaştıkça… “Tak” diye koydu birayı ve aniden başka bir masaya yönelip gülümsedi. Sağa sola bira dökülmüştü ve limon suyu yoktu biranın içinde. “Kadınlar” dedim içimden. Onlar hakkında bildiğim çok önemli bir şey vardı. Bütün erkeklerin bilmesi gereken şeydi bu. “Yatakta iyi olan bir kadından asla sadakat bekleme. Sadık bir kadın istiyorsan seks fantezilerini unut.” Biramı içmeye başladığımda bir dilenci geldi yanıma. Sarhoş ve pis kokuyordu. Benden çok parası vardı elinde. Üstüme düşer gibi oldu ve ağzıyla bir şeyler geveledi. Kötü kokuyordu ağzı. “Param yok” dedim ve başka tarafa baktım. Barın sahibi kolundan tuttu dilenciyi ve iğrenir gibi bakarak iteledi. Küfür etti dilenci, sadece kendisi anlayabileceği bir şekilde. Kalın paltosunun iç cebinden yarısı dolu şarap şişesi gözükmüştü barın sahibiyle boğuşurken. Ve o genç güzel kız geçti yanımdan. Biramdan bir yudum daha aldım. Ah o yumuşak elleri, bu sert ve soğuk şişeleri tutmaya layık değildi. Sigaramdan bir fırt daha çektim. Ah o öpülesi boynu, okşanası ensesi… Dilenci tekrar geldi ve Rusçaya benzeyen kelimeler çıktı sarhoş ağzından. Kovmadım bu kez biramdan verdim biraz. Susuzluktan ölürmüşçesine içti onu kâr bilip. Rüzgâr esmeye başladı ve uzaklaştı dilenci. Birayı dipledim ve kalktım. Hareketlendiğimi gören genç kız masama doğru geldi yeniden. Önce cüzdanı çıkarır gibi yaptım ve sonra hemen “bir saniye bozuk vereyim” diyerek ön cebimde bir araya getirdiğim dört yeni Türk lirasını çıkardım. Hepsini bıraktım masanın üzerine. Bir lira bahşiş oldu. Tebessüm ettim ve yürümeye başladım. Arkama bakmamak için zor tuttum kendimi. Emindim orada durmuş bana bakıyordu peşim sıra… O kahverengi iri gözleriyle beni süzüyordu emindim. Ama bakmadım taviz vermedim bu kadına da diğerleri gibi. Özgürdüm ben, karizma sahibiydim aynı zamanda. İstiklal caddesine çıktım ve köşeyi döner dönmez pala bıyıklı istiklal caddesi amcasıyla çarpıştım. Düşecek gibi olduk ve toparlandık. Hiçbir şey demeden baktı bana. Bende ona baktım uzun uzun. Yoluma devam ettim. Motosikletli zengin çocuklarının kendilerini tanıttıkları yere geldim. Kenarda gri bir kedi onca insanın içinde apış arasını yalıyordu. Rüzgar iyice sinirlenmişti, eve dönmek için Kazancı yokuşunun başına geldim. Sokağın sonunda uzakta birileri vardı, ev sahibini kelinden tanıdım ve geri dönüp diğer sokağa saptım.

5 ahkam var

Protesto için her yol mübah, anlaşıldı.Soyunmak, sayunabilmek ise büyük cesaret örneği biliyorsunuz. Manisalı köylüler soyunarak seslerini duyurmaya çalışmışlar ve güzel olmuş ne diyim. Beyoğlu İstaklal Caddesine gelen Saruhanlı köylüler, köylerinde kurulan katı atık bertaraf tesisinin kaldırılmasını istediklerini söyleyerek üstlerini çıkarıp ellerinde süpürgelerle yürümüşler.

Çok yaratıcı ve çok renkli bir eylem olmuş, helal olsun.

6 ahkam var

O kırık gülyağı kokusu hep, aynanın önünde, gece düşlerinde. Düşlerde koku görmek, duymak yani, hayatı hiç bitmeyen bir ses edasıyla sızdırmak içindeki sokaklara. O gülyağı kokusu hep.
Kapının arkasındaki çivide asılı duran başörtüsüne, tülbent de derdi, yemyeşil gözleriyle kalın camlı gözlüklerinin arkasından bakan annem. Oysa başörtüsü tül gibi, bir pencereyi örter gibi, sanki her an bir yerlerden uçup dışarı çıkacak, artık durmaktan çok sıkılmış odalar gibi…
“Se se sessiz bir cindir be be benim babam, gece ya ya yarıları kalkıp namaz kı kı kı kılar. Abdest alırken üst katta ta takunyalarla do do dolaşır. Ko ko korkarım Hamit. Ço çok korkarımmm.”

0 ahkam var

İstiklal caddesi insan ve ışık dolu. Sıksık omuzlar çarpıyor pardonlaşıyoruz. Aşağıya Galataya doğru iniyorum amacım Yıldıza uğrayıp biraz laflamak. İşlettiği kafeye giriyorum doğru mutfağa geçiyorum. Yıldız deliler gibi yiyecek içecek bişeyler hazırlıyor bir yandan da konuşuyoruz. Hemen gevşiyorum bütün gerginlik kayboluyor. Gidip masalardan birine oturacam ama boş yer yok. Çaresiz geri dönüyorum. Birilerinin yanına otur diyor Yıldız. Burası gay cafemiydi diyorum. Anlamadın mı o kadar geldin lan diyor. Yuh diyorum kendi kendime. Bir boş masaya oturuyorum nihayet. Kesecek erkek olmamasının burukluğuyla kendimi kültürel faaliyetlere veriyorum. Kitaptan 10 sayfa kadar okuyor 3 bira içiyor kinleniyorum. Kitapda çantaya giriyor. Tam o sırada yan masadan bir çocuk kitaba bakabilirmiyim diyor. Uzatıyorum. ben de sizinkine bakabilirmiyim diyorum. Uzatıyor.
Tı kan
ma yazıyor. Algılayamıyorum. Uzakdoğu felsefesiyle ilgili bişey sanıyorum. Boş bakışı yakalıyor uyanık, tıkanma diyor aykırı edebiyat. Hı diyorum. hı . hı hı
Otursana diyor. Ahmet diyor. Oturuyorum 2 bira daha gidiyor hemen. Oysa kendimi babylona saklamaktaydım bugün 1 aydır beklediğim Jimi var. Bir park problemi yaşıyor partner sürekli tel çalıyor bir saattir. Taksimde park yeri yok eve gidecem oluyor bir ara. Beşiktaşa park et gel diyorum. Ahmet ben aseksüelim diyor. Hı diyorum hı. 21 yaşındayım diyor. Çok bişey kaçırmış sayılmazsın diyorum. Kısa sürüyor terapi ne de olsa rahatsız cafe sandalyeleri insana gevşeme sağlamıyor. Ahmet bana sarılıyor. İşte beklenen güzellik geliyor beyne votkalı 2 bira sonra sana bi test yapayım diyor. Ev yılan ağaç kafes çiz diyor. Çiziyorum. Bişeyler söylüyor anlamıyorum. Ağacının kökü yoka takılıyor aklım. Yokmuş diyorum deli gibi gülüyorum. Karşı masadan 2 lezbiyen kız kesmeye başlıyorlar. Bir saattir süren öpüşmelerine kısa bir ara vermişler ilgilerini toplamaya çalışıyorlar. Boşver diyorum şimdi tercihleri sorgulama zamanı değil. Nihayet tel geliyor. Ahmetle sarılıp sarılıp birbirimizi öpüyoruz. Telefon alıp veriyoruz birbirimize. Testin devamı var diyor kız arkadaşımın bana yeni soktuğu lafı pas ediyorum hemen kendini didikleme diyorum. Bir daha sarılıyoruz. Zıplayarak çıkıyorum cafeden. Galata oda kule arası ağacımın kökü yokmuş diyorum zıplayarak. Babylona girildiğinde Jimi çoktan başlamış oluyor. Partnere sinir katsayısı artıyor. Arada bi de yemek yiyecekti utanmasa. Ağacın kökünü sikeyim diyorum içimden. Jimi kırmızı tüllerle süslü bi taç takmış. Total devastation la keyfimde biraz yerine geliyor. Ne varsa nefeslilerde var diyorum. 2 birada nefesli çalgılara tapınırken gidiyor(Ruhun ağızdan girip çıktığına dair kızılderili inanışlarının doğruluğuna birayla daha kolay inanılıyor). Babylon tayfası bitkin düşmeden jimi sahneyi terk ediyor.

19 ahkam var

Mim Nehri

geri »

Arama

pillinetwork hesabınızla giriş yapın.

etiket menüsü

kaynaklar

RSS Dosyası
pillikutu