
Şarkılarını nasıl yazdığını sorduklarında "Şarkıyı yazmam, şarkının kendisini yazmasına vesile olurum" demişti yüzünde mütevazı bir gülümsemeyle... Kendi özgün figürlerini oluştururken en çok ilham aldığı James Brown bile O'nun ne kadar yetenekli birisi olduğunu ifade etmişti. Dansı hakkında nasıl düşünüp hangi figüre ne zaman karar verdiğini soran bir gazeteciye ise "Dans için düşünmek en büyük hatadır, sadece hissetmelisiniz" karşılığını vermişti. Zaten bu sorunun tabiatı biraz tuhaftı. O'na bu soruyu sorması gereken bir müzisyen ya da bir sanatçı olsaydı eminim sorunun tuhaflığına bakıp es geçerdi.
Prova yaparken a capella'lar çalışırdı ve parçalarının büyük çoğunluğunda kulağımıza enstrüman sesi gibi gelen o tınılar aslında kendi sesi ile oluşturduğu a capella'lardı. Muhakkak şarkılarını canlı okurdu. Provalarda bile... Provanın sadece fiziksel sahne performansı olmadığını, aynı zamanda ses tellerinin esnekliğinin ve nefes kontrolünün nabız hızlandığında da gerekli olduğunun bilincindeydi. Bu özelliği ile bütün diğer sahne sanatlarında yer alan ve sanatına gerekli özeni gösteren kişilerdendi.
Michael Jackson olmak zor işti. Kimse kapılar ardındaki özel bir hayatı kurcalamaktan ve O'na bir yetişkin gibi davranmaktan geri durmadığı için O hep, büyürken yetişkinliğe adım attığını fark edememiş bir çocuk kadar kırılgan kaldı. Kimse bunu anlayamasa da Michael Jackson'ın yetişkin kimliğinde dahi o çocuk hep bir yerlerde karşımıza çıktı.
Selam! Benim adım George ve ben gitar çalıyorum!



Kurbanlarının lanetlenmiş ruhlar olduğuna ve lanetli ruhları öbür tarafa geçirebilecek tek kişinin; kurtarıcı ruhun kendisi olduğuna inanan ruhlar vardır. Hayatta kendilerine biçtikleri rol hiç de azımsanmayacak kadar büyüktür. Kimi karizma öyle güçlüdür ki, bu etkileme sanatı karşısında çaresiz kalırsınız, gördüklerinize bir türlü inanamazsınız. Bu lider özelliği anlaşılmaz, sürükleyici bir güçtür. Hitler'in Almanyasını kendi doktrinine inandırması ve kitleleri etkilemesinin bir benzeri; mikro ölçekli soykırımından başka bir şey değildir. Manson'da da olan güç. Ama öyle bir güçtür ki, işlenilen cinayetler bir kenera, mahkemede dahi davalarını yönetebilmesini sağlayıp, müritlerini mahkemeye emekleterek getirtecek bir güç.
BİR VADİ OL; KADERE KARŞI DÖVÜŞMEYİ BIRAK VE BEKLE. O SANA AKACAKTIR...
Yattığı hücresine dünyanın her yanındaki gençlerden hala binlerce mektup yağan bir seri katille karşı karşıyayız. Anlaşılması gereken konu ise, masum insanları öldürmenin niye bu kadar popiler hale gelebildiği ve bu kadar yüceltilebildiğidir. Böyle bir durumda tartışılması gereken, ne Charles Manson'ın geçmiş analizi ne de bunları neden yaptığıdır. Onu anlamaya çalışmak değildir önemli olan... Anlayınca değişecek bir sonuç olmadığı gibi, ne onun ne de müritlerinin yaptıklarının doğrulanabilecek bir durumu yoktur. Önemli olan konu, bu insanların nasıl bu kadar hipnotize olabildiği ve böyle bir duruma hayranlık duyabildiğidir. Bir seri katilin felsefesi ile yüceltilmesi bana göre oldukça tuhaf. Bu durum ne gidenleri geri getirir ne de Manson'ın fan kitlesinin varlığını değiştirir.
Dünya müziğinde belki de en çok akıllarda kalan insanı tanıtıyoruz: Elvis Presley.

Elvis Aaron Presley 8 Ocak 1935 Tupelo, Missisipi'de dünyaya geldi. Babası kamyon şoförlüğü yapan Elvis ikiz kardeşini doğumdan önce kaybetti. Babası ileriki yıllarda ufak bir borç yüzünden hapse girdi.
Doğduktan 9 yıl sonra ilk gitarını aldı. Daha 10 yaşında iken ilk performansını sergiledi ve 2. lik ödülüne layık görüldü. Bir fuar ve süt ürünleri tanıtım organizasyonu olduğu için bu 2. lik tanıtımdan bile sayılmazdı.