Tam o sırada, başka bir pillinetwork sitesi olan 3ayak.org'da: "Niko Guido"

Ön Sayfa yazılarını, çok tutulan yazıları ya da tüm yazıları gösterebiliriz

Etiket:

köle hakkındaki yazılar:

Doğada hayvanlar arasındaki var olma savaşları ve taktikleri tek tek hayvanların içinde bulunduğu gibi, o hayvanların türlerinde de genel olarak mevcuttur ve gelişir.
Kaplanın ceylanı yakalayıp parçalaması, karnını doyurması için gerekli olan ihtiyacının sonucudur. Avlanma içgüdüsünün evrensel tutumu insan tarafından gözlemlendiğinde, insandaki acıma ve merhamet duygusunun yükselmesini ve hissedilir biçimde insanı derinden etkileyebilmesini sağlayabilmektedir. O halde insan aklında oluşturulmuş ahlaksal kavramlarda bir yanlışlık olması veya çok rahat bir biçimde “vahşi” olarak nitelendirebileceğimiz “doğal” olayların iç ahlakımız tarafından oluşturulmuş duyguların kurucularıyla hiçbir ilişkisi olmaması gerekir. Eğer insan ahlakı, iç sızlamaları, vicdan ve birçok insansal etik, doğayı vahşi ve insanlık dışı bulmamızı sağlıyorsa, insan doğanın bir ürünü olduğunu kabul etmiyor demektir. Dinde ve genel ahlakta tanrısal yasalar olarak öğretilen, iç huzurumuzu sağlayan kavramların, bu kavramları ve insanları yaratan şeyle uyum sağlamaması, insan ahlakının kurucusunun insanın kendisinden ibaret olduğunun bilimsel ve metafiziksel ispatıdır. Ya da evrensel ahlak tanrı tarafından belirlenmiş ve insan ahlaksız bir doğanın içine bırakılmış ve şu an bir şekilde cezalandırılmaktadır. Birinci seçeneği takip edersek ahlak doğa dışıdır ve getirileri de öyle olmak zorundadır. İnsan böyle bir durumun farkına vardığında barındırdığı ahlaksal duyguların gerçekdışı veya doğa dışı olduğunu bilerek bu duyguların doğasına kendini bıraktığında başka birilerinin kurallarından oluşturulmuş emirsel bir hayatı yaşamaya razı olup olmamanın kararsızlığıyla baş başa kalacaktır. Aciz birini gördüğümüzde, bir vahşete tanık olduğumuzda veya dilenen biriyle karşılaştığımızda içimizde beliren merhamet duygusunun kaynağı, doğuştan sahip olduğumuz empati yeteneğinin, çocukluktan beri içgüdüleri değiştirilmiş bir insanlığa yönlendirilmiş olmasından kaynaklanır. Kendimizi devamlı gördüklerimizle kıyaslamamız, gelişme için evrimleşen taklit yeteneğimizin refleks halinde yaşamlarımızın bir parçası haline gelmesinden doğar. Merhamet duygusunun tohumları küçük yaşlarda toplumsal ahlakın ve dinin getirileri sayesinde içlerimize işlenir. Ahlak temellerinin atıldığı dönemlerden önce insan kabilelerinin kendi aralarında doğayı taklit ederek oluşturduğu ilk ayinler, tapınma şölenleri, ateş etrafında dans, sesleri taklit etme becerisi, ilk müzikler, korkuya tepki olarak ortaya çıkan inançlar ve ilk tiyatro denemeleri olarak varsayılan, cezalandırma öncesi ölüm taklitleri, insanlığın genel duygu oluşumunu geliştirmiştir. İnsan kendi türünde gördüğü doğa dışı davranışların tümünü, yavaş yavaş vahşi olarak nitelendirmeye başladığı doğadan kaçılabilecek tek yer olarak algılamıştır. Bedensel değişimin yavaşlamasına oranla duygusal değişim hızlanmıştır. Daha sonra sosyal yaşamın genişlemesi, toplumsal dinler ve kural gereklilikleri, bu tür duyguların şekillenmesine ve sebeplileşmesine olanak tanıyacak bir evrensel ahlakın var olduğu yanılsamasını yaşarlar. Böylece merhamet duygusu diğer birçok ahlaksal duygu gibi insanı hayvandan ayıran, onu özel kılan ve ahlakı kutsallaştıran bir öğe olarak tanımlanır.

1 ahkam var

BİR TANRIKÖLE’NİN GÜNLÜĞÜNDEN

Evet günlük 2060’ın Mayıs ayının bir günü daha bitti. En azından günlük tutmamıza bir şeyler yazmamıza izin veriyorlar.Fakat yazar yazmazda görevliler yine elimizden alıp yakıyorlar.Sen her gün yok oluyorsun fakat ben seni her gün yaratmaya kararlıyım.Ve de hep aynı şeyleri yazarak.Tek dostumdun bu yaratılan yeni dünyada ve umarım sıkılmadın her gün sana bu hikayenin gelişimini anlatmamdan.Evet yine başlıyorum işte;

50 yıl öncesinden başlıyorum.2010 yılı.Evet bir hayatımız vardı.En azından özgürdük.Geziyorduk.İnsandık fakat o hayattan da memnun değildik.Bu hayatı düşününce insan keşke diyor.Bu sözcüğü şimdi kullanamıyoruz bile.Evet gelelim o yıllara…Herkes küresel ısınma sorunundan bahsediyordu.Dedikleri en can alıcı söz şuydu. “Böyle giderse 50 yıl sonra dünyada kaynak kalmayacak”. Siz nasıl yaşıyorsunuz dediğini duyar gibiyim.Onlar planlarını önceden yapmışlardı.Savaş çıkaracaklardı.Nasıl olsa ülkeleri onlar yönetiyordu.Savaş için sebep bulmak hiç zor olmayacaktı..Evet 3. Dünya savaşı başlamıştı.Ama bir gariplik vardı.Hep siviller öldürülüyordu.Herkes işte Dünya’nın sonu geldi diyordu. 2020 yılında savaş hala devam ediyordu.Dünya nüfusu altı milyardan üç milyara kadar düşmüştü.Ama anlaşılan bu onlar için yeterli değildi.Yine devam ettiler,ettiler,ettiler..ta ki milyarın altına düşene kadar.Artık savaşa gerek yoktu.İnsanların fazla olduğunu düşünürlerse öldürmek kolaylaşmıştı. Evet 2032 lerdeydik. Ne olduğunu bilmeden bir yerlere kapatılıyorduk. Sorgulanıyorduk. İşkence ediliyorduk. Hizmet yeminleri ediyorduk. Bir dil bir din bir ülke değil. Her ülkeden her dilden her dinden insanlar.Kimdi bunlar ne istiyorlardı? Amaçları neydi? En azından onu anlatarak tanrılarına saygı göstermişlerdi. Evet biz o insanların kölesi olmuştuk. Azalan kaynaklar insanlığı sadece elli yıl daha yaşatabilecekti. Onlarda kendi nesillerini ve kendilerini daha uzun yaşatmayı istediler. Tüm ülkenin başkanları kararlarını vermişti. Savaş başlatacaklardı. Durduk yere. Nüfusu azaltacaklardı. İnsanları kendilerine köle yapacaklardı. Senin anlayacağın baştakilerin ve bazı para vererek bu projeye katılan zenginlerin hayatını biraz daha uzatmak için çalışacaktık. Onlara kölelik edecektik. Evet günlük Tanrı olmuştuk. Birilerinin hayatını uzatıyorduk.Ama aynı zamanda da köleydik. Evet biz TANRIKÖLELER idik.

1 ahkam var

Yeniden merhaba maaşla çalışanlar dünyası ;

Yaklaşık bir yıl kadar önce bir daha dönmem dediğim bu dünya ya yeniden adım atmış bulunmaktayım. Mesaimin henüz 1 saati geçti ama ben daha şimdiden ortalıkda hiç kimse olmadığı halde çatlama ve patlama durumuna geldim. Psikolojik olarak bunun bir adı varmıdır bilmiyorum. Ama bir şekilde sabit maaşla ya da belli mesai saatleri arasında çalışıyor olma düşüncesi bile beni fazlası ile germeye yetiyor.

Maaşsız ortamda ne kadar başarılı olduğumuz ciddi bir tartışma konusu olsa da enazından uçsuz bucaksız bir huzur denizinin derinliklerinde yüzmektesiniz. Zaten maaşsız kendi özerk ortamımızda başarı elde etmiş olsaydık şu an burda bu aptalca satırları karalamak yerine her zaman ki gibi aptalca satırlardan karalıyor olurdum. Sanırım şu an hissettiklerimi bir kaç yüz yıl öncesinde köle olma ızdırabını tatmış olanlar ancak anlayabilirler.

5 ahkam var

... Aslında tüm sorun doğumum ile başladı. Daha sonra dünyaya gelir gelmez benim için özenle hazırlanan hayatı başamaya başladım.

Tüm çocuklarda olan sevecenliğimin yanında görenler ilk olarak anneme mi, yoksa babama mı benzediğim konusunda bile kararsızdı, halbuki o “ben”dim. İkisinden birine benzeyip diğerini kırmak istemem. Ağladığımda hep acıktığımı düşünmüş olmalılar ki ya bir biberon ya da bir emzik verirlerdi, belki de susmam için sadece. Sonraları konuşmayı becerip bir de soru sormaya başladığımda ise asıl sorun o zaman başladı. “Anni bu ne?”, “Babba bu ne?” sorularımın çoğu yanıtlanmış olsa da aynı dönemde yanıtları çoğu zaman leyleklerde olan türde sorulara olan merakımın giderildiğini söyleyemem.

3 ahkam var

Mim Nehri

geri »

Arama

pillinetwork hesabınızla giriş yapın.

etiket menüsü

kaynaklar

RSS Dosyası
pillikutu