
Yazının başlığını okuyup da umuyorum "atmasyona bak" dememişsinizdir. Ya da sinirlenip saç başınızı yolmamışsınızdır. Efenim dilimizin güzide cümlelerinden saç baş yolma gerçek oldu. Eğer siz de sinirlenip saçınızı, kaşınızı, tüylerinizi yoluyorsanız bilin ki hastasınız. Hastalığınız hemi de dürtü kontrol bozukluklarından kabul ediliyor. Üstelik gayet de alacalı bir ismi var. Yazması ve okuması biraz zor olan, Trichotillomania. Kısaca ona TTM diyoruz. Daha da basitçe söylersek kıl sökme, yolma hastalığı. Köken olarak Eski Yunanca'ya dayanıyor. Tricho yunancada saç anlamına geliyormuş.
Başlığa bakmayın.
Şimdiki bazı erkeklerin ense traşından geçtim, kendisini görmek mümkün değil.Hadi saçını temiz bakabiliyorsa, uzatsın.Ama ensede biten kıl mı tüy mü ne olduğu belirsiz şeyler gerçekten, çok iğrenç duruyor.Hele tırnaklar, çorba kaşıklayacak kadar uzunsa, yüzündeki kılıyla, burnundaki tüyüyle uğraşıp, kaşlarını aldırıyorsa, bunun yanında kol altındaki kılları kurdela bağlayacak kadar uzatıp,
bunu da çağdaş olmaya yorumluyorsa, ayaklarının kokusundan, burun direğiniz şiddetli depremlerle sarsılıyorsa, ağzındaki dişler ve kokusu size bugünkü menüyü söylüyorsa, tüm bunlar o erkeği yeterince itici kılalacaktır zaten.En azından hala bu kriterlerden bir çoğu, ilk etapta, biz kadınların en çok dikkat ettiği, fiziksel özellikler.
Ama bu erkeği tam anlamıyla erkek yapan özelliklerin, sadece vitrin kısmı.Emin olun; ne yakışıklılık, ne karizma,
yukarıda saydığım özelliklerden en az birine sahip bir erkeği kurtaramıyor.Peki bir kadın, nasıl bir erkek ister?Günümüz erkeğine bakınca, kadınların fazla bir tercih şansının kalmadığını düşünüyorum.Öncelikle sarsılmaz bir kişilik istiyor kadınlar.Kendi kendisiyle barışık olabilecek kadar, kendine, hareketlerine, oturuş kalkışına, giyimine, konuşmasına dikkat eden, kendine güvenli, saygı uyandıran bir erkek.İşini, parasını, kariyerini, tüm herşeyini
kaybetmiş bile olsa, batan gemiyi terketmeyen bir kaptandır erkek. Bütün metanetiyle kendisini ve ailesini ayakta tutabilen, şirket patronuyken sahip olduğu gururu hiç eksiltmeksizin, simit satabilecek, inşaatta çalışıp, hamallık yapabilecek adamdır erkek. Bekarsa, ana babasını, kardeşlerini, evliyse, bunlarla beraber, eşini ve çocuklarını başında tac olarak, hiç sarsmadan taşıyabilen ve oradan asla indirmeyen bir hakandır erkek.İşsiz kaldı diye cebindeki tüm meteliği, şişede balık olmayı değil, bir lokmayı evladına bulabilendir erkek.Kendisini doğuran ananın aşkına, ana, avrat, bacı değerlerini ağzından kusmayan, asla kusturmayacak olan adamdır erkek. Kadını; sırf arkadaşlarıyla oynadığı tavla uğruna, zar niyetine atmayan adamdır erkek. Erkekliği playboylarda, kadının etinde, şişe diplerinde, acize atılan naralarda aramak değildir erkeklik. Siz buldunuz da biz mi kaybettik?
Günlerdir uykusuzum. Çalışıyorum. Deli gibi. Durmadan. Koşarcasına. Başka hiçbir şey yok....
Suyun şıpırtılarını duyamıyorum...
Günde ortalama on beş saat çalıştığım oluyor, sırf isim yapmak için... Opsesifçe.. Görülmesi umuduyla.
Ayrıca her an aşağıya inip eczaneden, bir Lustral almamak için kendimi zor tuttuğum zamanlar yaşıyorum. Bilirim çünkü, bir yılda 15 kilo aldım, bulaşmak istemiyorum bir yandan. İradeli davrandım son dört ayda toplam 12 kilo verdim.
Zor. Sadece iş olsa? O zaman daha kolay olacak.
Bulunduğum iş yerinde, dayanamayıp sekreterin msnini sildim.
haberiniz yoktur, okuyun da hikayeyi gorun....
en cok kullanilan agri kesici parasetamol etken maddesini iceren ilaclarin, en ucuzlarindan biri Parol'dur.
Her eczanede gunde en az 10 kutu satilir. receteye yazılır ya da eşdeger olarak verilir...
yazayim da ilac sanayiinin durumunu gorun.
ucuz esdegere yem olmayin...
bu tabletlerin belli bir kisminda kil cikmis....
http://www.istanbuleczaciodasi.org.tr/_pages/detay.php?tur=Duyuru&id=5419
bakanlik toplatma karari vermis.
(bu durumda, uretici-ithalatci firma eczanelerdeki mevcut ilaclarini geri alir)
Uzun yıllar önce, ben diyeyim 10 siz deyin 20, türks end kaikos adalarına giderken san salvadorda mola vermiştim, orada bartalomeo isminde ezgin bir sansalvadorlu ile tanışmıştım. bartalomeo benim limana bağlanmama yardım etmiş sonrada akşam beraber enzo morellinin barında rom içerek sarmısaklı yoğurtlu patates kızartması yemiştik. sohbet esnasında burada ne kadar kalacaksın diye sorduğunda, hava çok sıcak, serinleyene kadar kalırım dediğimde vay sen bana ne hakla ördek dersin diye bağarıp çağarmıştı, ne ördeği baba ben hava kapalı dedim ne alakası var dediğimde de bartalomeonun çok kıllatan bir şahsiyet olduğunu anlamış ardından bir şişe rom daha içmiştik, meğerse ben hava kapalı dediğimde o hava ısınınca ne olur? buharlaşma artar, buharlaşma bulut yapar bulutlar tokuşur yağmur olur, yağmur yağınca etrafta su birikintileri oluşur bu sularda da ördekler yüzer, sen bana ördek dedin demişti, gel zaman git zaman aramızdaki samimiyet artınca bartalomeonun aslında uzun yıllar önce sevilladan gelen türk asıllı ördek lakaplı mehmet olduğunu öğrenmiştim, dostluğumuz pekişmişti ama o günü hala unutamam, sırf lakabı yüzünden buralara kadar gelmiş ama bu seferde karşısına ben çıkmıştım, kötü kader denilen olgu işte böyle bir şey demek olsa gerek