Ağlayan bebeğin hüznü var sende
Kaybolup gidici her nefesinde
Büyüyen dirilen içten içe
Anabiliyorum sonunu
Düşecek gece
Öleceğiz
Uyumak istiyorum bedeninde
Terleyip, sen sen kokan göğsünde
Yazın sıcağında, kışın içinde
Ama geliyorum sonuna
Bazen bir kelimede bazen bir cümlede, insan kendi hayatından bişeyler bulurda düşünürde düşünür ya, kararlar alır yeniden yeniden, uygulayamaz bozar, yeniden şekillendirir yeniden bozar gelir geçer, sonra tekrardan tekerrürler..
Ben şüpheyle bakıyorum "ben hiç kindar değilim" diyen insanlara.. Yalan söylediklerini düşünüyorum. Yalan değilse de akılsız adam unutur yaşadığı hayal kırıklıklarını, çünkü akıllı adam için bu gelecekte karşılaşacağı benzer durumlar için bir klavuzdur. bence doğrusu da budur. gerek varmı tekrar tekrar yaşamaya ? ama bir yandan da bizi unutmaya meyilli yetiştiriyoorlar bunu da biliyorum. okuldayken ben, çok net hatırlıyorum, döenm arasında hocalarımız değişirdi. yeni gelen hoca eskisinin tarzını beğenmezdi( doğru olsa da olmasada, beğense de beğenmesede beğenmezdi.) bize unutturmaya çalışırdı eski sistematiği. unuturduk. onun kendi işleyiş biçimine adapte olurduk. sonra bi başkası sonra bi başkası. karşılıklı iliişkkilerde böyle. eskinin gölgesine kalma korkusuyla, olunmayan insanlar gibi davranmanın tek sebebi de bu değil midir zaten?. "ben bi iki ay kasayım da kendimi, nasıl olsa yeniye alışınca eski halime dönebilirim, şimdi illa ben olmayayyım, saklayayım biraz kendimi"
Bireysel unutkanlıklarımız haricinde toplumsal olarakta unutmaya meyilli yetiştiriliyoruz. unutuyoruz VATAN dediğimiz, DİL imiz dediğimiz kavramların nasıl oluştuğunu. unutuyoruz nasıl kazanıldıklarını.. uzun lafın kısası beni okuduğum bir söz bu konulara sürükledi "HAFIZA-İ BEŞER NİSYAN İLE MALÜLDÜR".. Yani diyorki "insan hafızası unutkanlık ile yaralanmıştır"..
unutmamak lazım. iyiyi kötüyü, güzeli çirkini, yaşanmışlıkları, hayalleri, idealleri,rüyaları, riyaları ve nokta noktaları....
SNT
Hani derler ya 'Sabaha çıkacağımız belli değil' diye. İşte başımdan geçen tam böyle bir olay.
Her normal insan gibi vakit gelince bende yatmıştım o gece uyumak için. Duamı ettim, duvara döndüm ve gözlerim kapanmaya başladı. Sıkıntılı bir rüya görmüş olucam ki saat 03.00'te yatağıdan kalkıp koşmaya ve çığlık atmaya başlayınca evde herkes uyanmış. Bir tek ben uyuyormuşum hala. Annemler deprem oluyor sanmış, kardeşim sonunda ablam aklını kaçırdı diye düşünürken ben annemin tokatlarıyla kendime geliyorum. Aptal gibi hissetmemem için hiçbir neden yok. Herkes başıma üşüşmüş bi ton soru soruyor. Benimse sağ dizim ve sol ayak bileğimde yanma var. Hiçbirşey yok deyip tekrar yatmamla, sol ayak bileğimi şişmiş görmem aynı anda oluyor. Sabaha gideriz diye kimseye söylemeyip tekrar uyuyorum, bu arada hala şaşırıyorum nasıl tekrar aynı yatağa yatabilmişim. Herneyse ertesi sabah herkes görüyor ve apartopar hastaneye gidiyoruz, ayağımı alçıya alıyorlar dizime de pansuman yapıp beni evime yolluyorlar. 2 hafta boyunca sırt üstü yatıp tv arası zap yapmak ve gazete dergi okumak gerçekten çok sıkıcıymış. Yani bir iki gün belki güzel ama sonrası artık bayıyor. Değnekler bir süre sonra kollarınızda kas oluşturuyor. Kollarınız acıyor. Tek güzel tarafı kardeşinizin etrafınızda pervane olması. Gerçekten çok sıkıcı. Küçükken 2 defa da sol kolum kırılmıştı. Ben doğarkende yine sol kolum omzumdan çıkık doğmuşum (salak hemşireler yüzünden). Bu son olaydan sonra 4 etti. Ya ben gerçekten yaramaz falan değilim. Yaramazlıklar hep beni buluyor. Umarım 5.si gerçekleşmez.
Fatma Teyze'yle konuştum: Ayağı kırılmış. Yaşlı kadın. Şikayet de etmiyor: Sabır. Huzur alanlarının pervanesi. Odasında oturuyor. Bir telefon, pınara açılan oluk onun için: bana altın inciden bahsetti. Sıkılmıştım. Çok. Malayâni pislik sıçramış üstüme: bu kez farkettim. Rezillik dizi aşmış ve kötülük boynumda... BUnların üstüne inciden bir kolye hem de altın inci: Güzel duadan başka ne olabilirdi ki...