Dün gece seni bekledim gelirsin diye,işin vardı biliyorum ama yine de işin bitince gelmeni bekledim.hazırladım kendimi gelirsin mutlaka diye…
Seni özlemiştim O da çok özler diyerek bekledim.
Saat 01.00 oldu.
Hala yoktun ama ben teslim olmadım inatla ve ısrarla beklemeye devam ettim.Geleceksin sanarak çok bekledim.
Seni görmeden uyumak istemedim,sende görmeden uyuyamazsın sandım daha da bekledim.
Bitkinim,çok yoruldum,kendime içecek almaya gidecek dermanım yok bedenimde ama o an gelseydin sana sıkma portakal suyu bile hazırlardım,neden gelmedin?
Görecektim gece seni gözlerine bakıp akacaktım,seni seviyorum diyecektim ama sen gelmedin.
Saat 02.00 oldu.
Hala yoktun pes etti yüreğim,gözlerim uykuya teslim,göremedim seni çok bekledim.
Saat şimdi 04.30
Dün gece neden gelmedin?

dedim. Özel’in olsaydım, mücadele ederdin, sahiplenirdin, benim seni sahiplendiğim gibi. Kızıyorum hem sana hem bana. En çok da, kendime.
Sana kızıyorum sahiplenmediğin için. Kendime kızıyorum, seni sevdiğim, düşündüğüm, aradığım, özlediğim için...

Ev bomboş geldiği için. Alışmakta zorlandığım için. 4 ay öncesine dönmeyi isteyip de zorlandığım için. Antidepresan almadan gün geçiremediğim için.
Neden sevgi hep içime tıkanmış bir hıçkırık olsun
Neden sevgiyi değil de, sevgisizliği öğretiyorsunuz?
Neden güveni değil de ,kuşkuyu öğretiyorsunuz?
Neden iyiliği değil de, kötülüğü öğretiyorsunuz?
Neden bütün bunlara karar vermemi engelliyorsunuz?
Tutkularımın, düşüncelerimin, isteklerimin, amaç ve hedeflerimin ne kadarı gerçekten kendime ait, kimin yaşamını yaşıyorum? Hayat benim, ama kontrolü kimde?Önemli olan başkalarının değil benim ne düşündüğüm değil mi?Hayatın büyük bir bölümünü kaçırmış olabilirim belki ama yeniden keyif alamazmıyım?
Hep incinmekten, üzülmekten korkarım.Endişelerim vardır ve bir çok duygumu bastırır üstünü örter, yokmuş gibi davranır onu sonsuza kadar yaşamaktan kaçarım.Başkalarının korkusu, benimde korkum olur.Onların sınırı beni de sınırlar.
Büyüdükçe umutlarımı, güvenimi, masumiyetimi, kendimi kaybetmekten korkuyorum.Yarın düşlerimde yatmıyor mu oysa.Düşlerimi kaybetmeden, çaldırmadan yaşamak bu kadar mı zor.Çevremde bir çok düş katili varken, gücümü elimden almaya çalışırlarken elimdeki mumlar ne kadar aydınlık sağlayabilir?
Bazen büyüdüğüme pişman oluyorum.Neden büyüdüm ki? Çocukken sahip olduğum yetenekleri kaybediyorum zamanla.Keşke hep çocuk kalsaydım, ya da hayata çocuk yüreği ile bakmayı başarabilseydim.O zaman kin tutmazdım, herşeyi hatasız yapma takıntılarım olmazdı, içimde kötü duygular barındırmazdım.
Yenik düşüyor herşey zamana
Biz büyüdük ve kirlendi dünya
Bizim tattıklarımızı sizinde de tatmanız dileği ile,vefasızlara

Rahat gece, tatlı mehtâb bul bana, Her şeyden anlatayım, o zaman sana departmanından…
Son günlerde hafif’deki bilgi kirliliğine bir de tasavvuf ve onun büyükleri hakkındaki yanlış bilgiler eklendi. Kendini bilmez bu cahiller, ayıplarını hüner sanarak sergilemektedirler.
Zavallı câhil, sanır ki, din adamıdır;
din ile ilgisi, yalnız böyle sanmasıdır.
Büyükler, cahilin ve düşmanın ağzını kapamanın kale kapısını kapamaktan daha zor olduğunu söylemişler.
Kendinden haberi olmıyan zevallıya,
yakışır mı, ince bilgileri diline ala?
Sıkıldıııııııııııım. Bunaldım artıklarla yetinmeye çalışmaktan. Mutluluktan vazgeçtim, huzurun zerresine muhtaç kalmaktan sıkıldım. İçimde olup biten her şeyi bastırmaya çalışmaktan sıkıldım. Denize girememekten, suya bırakamamaktan cümle gaileleri ,bir yaylaya çıkıp, çektiğim nefesi boşluğa salarken çığlık atamamaktan sıkıldım. Evdeki halılardan, onları değiştirememekten sıkıldım. Sevdiğim herkesin başına gelmedik kalmazken birisi terk edip bu diyarlardan gider, birileri sefaletle diğeri olmayan adaletle cebelleşirken, ne kadar tükürülesi insan varsa hepsinin zevki sefa sürmelerinden sıkıldım. Düğmesi bozulmuş, mutfağın elektrik anahtarını tamir edememekten sıkıldım. Anlamaya çalışmaktan, anlaşılmaya çabalamaktan, anlamlandırmanın anlamsız varlığından sıkıldım. İçi başka dışı başkalardan, ham meyvalardan, çürümüş amma hala kendi kokusunu almazlardan sıkıldım. Almayı unuttuğum tuvalet kağıtlarından sıkıldım. Kıçındaki kuyruğa bakıp utanmadan kanat takmaya çalışanlardan, haksızlıktan, hırsızlıktan, kayıtsızlıktan, ruhsuzluktan ve cümle türevlerinden sıkıldım. Riyakarlıktan, yalandan dolandan, cin ol-a-madan adam çarpanlardan sıkıldım. Sorulan sorulardan, geciken, verilmeyen cevaplardan sıkıldım. Hatunların kancıklıklarından, erkeklerin yavşaklıklarından sıkıldım. Gelene ağam gidene paşamdan, en zirveye çıkıp bastığı toprağı unutanlardan sıkıldım. Dolapta unuttuğum meyvalardan sıkıldım.Vazgeçtiğim aşktan, göremediğim şefkatten, tutunamadığım dallardan sıkıldım. Ne yaparsan yap damlayan banyo musluğundan sıkıldım.Yapamadığım tüm olmazlarımdan, yaptığım tüm münasiptirlerimden sıkıldım. Dolmayan boşluklardan, genişlemeyen darlıklardan sıkıldım. Düşüp düşüp kalkmaktan, her kalktığımda yine düşeceğimi bilmekten ama her düştüğümde de yine ve yine kalkacağımı bilmekten sıkıldım. Bunu çözen, egosunu tatmin etmek isteyen her muhteremin tepeme binmesinden, istem dışı kobay olmaktan sıkıldım….
Rahat bırakın artık beni. Değmeyin orama burama, domaldığınız şeytana daha çok haz vereceksiniz diye. Vazgeçin ruhuma parmak atıp durmaktan, az kaldı sabır hele deyyuslar az kaldı ahire…
Seviyorsunuz hatta hayatınızda en çok onu sevmişsiniz. O ise bir gün size telefonda sanki kötü bir şaka yapar gibi ' ben kaza yaptım' diyor. O an sesini duymanız onun yaşadığı gerçeğiyle aynı anlama geliyor ama sanki bunu bile unutuyorsunuz. Kaza yapmış işte, trafik kazası, daha büyük gerçek var mı? Ona koşuyorsunuz. Kalbiniz güm güm atıyor, telefonda bastığınız korku çığlığını zaten herkes duymuş. Onu görmenin can havliyle dakikalar geçmek bilmiyor. Ve sapasağlam ayakta olduğunu gördüğünüz an başlıyorsunuz ağlamaya. Bir ağlıyorsunuz, bir duruyorsunuz. Bir ağlıyorsunuz, bir duruy.....
Kafayı yemiş insanlar gibisiniz dışardan ama kimse bilemez o an ne hissettiğinizi. 'Ya şuan yaralı ya da ölmüş olsaydı' diyorsunuz. Böyle duyguları hissetmek için illa onun ölmesi gerekmiyor. Bazen ölüme yakınlaşmak bile yeterlidir. Hele ki bu ilk kez olmuşsa hayatta.
O sizi sakinleştirmeye çalışır, ağlamamanızı söyler, siz ise onun kolunu, gözünü, yüzünü seversiniz. Hala şevkle kan dolaşan damarlarına dokunursunuz. Ve sanki o an aranızda iyi kötü yaşanmış herşey silinir, sanki siz yeni bir ikili olursunuz ya da sevilen kişi aslında ne kadar şanslı olduğunu anlar. Ona göre ufak bir kazada bile onu seven kişinin verdiği tepkiyi görür. Onun kızgınlıklarına bile göz yumar. Ya da sokak ortasında ağlamasına...
Sevgi böyle bir şeydir. En azından benim sevgim böyle bir şey...
Adamın biri. 34’ünde. Yorgun değil, kedisi aksini dese de..Kadın daha genç. Kendini çok daha yaşamış, yorulmuş duyumsasa da. Adam iktisat hocası, doçent. Ukala biraz, kendinden emin. Hoş sohbet. Kadının rahat tavırlarına bol kahkaha atan... Kafa dengidir vesselam. Kadının ilgisini çeker.
Tanışırlar, sohbet devam eder; sevişirler hoşluk devam eder.
Kadın korkar, her şey o kadar iyi ki.
Aramaktan korkar, sesini duymaktan. Görmekten korkar, dokunmaktan, sevişmekten korkar.
Ve tabii ki, görmek istediği, sohbet etmek istediği, öpmek istediği, sevişmek istediği halde kararsız kalır. Adamın belki bir özledim lafına bakar, korkusunu yenmek için. Lakin, adam öyle değildir. Saygı duyarım, kendini iyi hissedince görüşürüz der kadının beklemediği bir yanıtı vererek.