Bilemem, nasıl oldu da tek tip Türk erkeği
profilini ürettik.
Ama, bu birbirine benzeyen insanların,
birbirinden farkı olmayan Namık Kemal (*)
düzeyli sohbetlerini bilirim.
Bilirim ve tiksinirim, hep aynı pis sözleri duymaktan.
"Para karşılığı kadın" talep edip bütün Rus kadınlarına
fahişe gözüyle bakan...
Kendi annesi hakkında espiri yapmaktan çekinmeyen.
Zamparalık ve hovardalıkla övünüp, namus ölçümünü
sadece karşıdaki kadın üzerinde yapmaya çalışan Türk erkeği tiplemesi...
Aynı şeyi, birbiriyle ilgisi olmayan iki farklı kişiden duyunca
buna değinmeye karar verdim.
Bizler, Gebze'deki gibi malum olaylardan sonra anlık ve kısa süreli
tepkimizi gösteriyoruz.
Ama iş, bu insanların nasıl yetiştiğine gelince ğek de oralı olmuyoruz.
Cinsel faşizm nasıl oldu da hayatımızın bir parçası oldu?
Nasıl oldu da karakterimizin bir parçası oldu?

Peki köpeklikse, (evet öyle oluyor) ne oluyor? Beyninde ziller çalmaya başlıyor. Pavlov'un yaptığı da birşey mi canım? Aşk adamı hasta ediyor. Beynin kamaşıyor. Beynin sana oyunlar oynuyor. Bütün hormonların sana karşı birleşip seninle adeta alay ediyor. Bu arada ziller durmadan çalıyor. Bunun birkaç sene sürdüğünü iddia edenler var hatta! Zilsiz bir yaşam düşünemiyoruz sonra...

Rivayete göre, yüz yıllar önce Çin’de, çok güzel danseden bir cariye için altından yapılmış lotus çiçeği biçiminde bir platform hazırlanmış. Cariye, platformun üzerinde, mücevherler içinde, küçücük ayaklarıyla bir güzel dansetmiş. İzleyenler adeta büyülenmiş. Böylece yeni bir güzellik ölçütü Çinli erkek kafalarında öylece yer edinmiş: Küçük Ayaklar. Mümkünse 7-8 cm.
Rivayet ne kadar gerçek bilinmez ama Çinli kadınların küçücük ayaklara sahip olmak için çektikleri bin yıllık eziyet bir gerçek.
Geçen gün Beyoğlu'nda gezerken minik, sevimli bir dükkan gözüme çarptı. Hemen giriverdim.
İçeri girer girmez renklerin cıvıltısı karşıladı sanki beni ve sağ köşede duran, dev bir çam ağacını andıran süslü nesne dikkatimi çekti.
Adı 'Nahıl'mış.
Eskiden kullanımı oldukça popülermiş fakat bugün de Anadolu'nun bazı bölgelerinde hala kullanılmakta imiş. Bakıyorum, üzerinde renk renk, desen desen el işi eşyalar asılı. Dükkandaki çalışanlar bu nahılı; paylaşımı, güzelliği, bereketi ve mutluluğu temsil etsin diye dükkana yerleştirmişler. Dükkanda çalışanlar Kadın Emeği Değerlendirme Vakfı (KEDV) İktisadi İşletmesi'nden güleryüzlü gönüllüler. Dükkanın amacını sorduğumda, bana, Türkiye'nin kalkınmaya öncelik verilen bölgelerindeki ev hanımlarının ve genç kızların el işi göz nuru yaptıkları her türlü eşyayı satarak gelirlerini bahsedilen bölgelerdeki hanımlara ulaştırmak olduğunu kısaca özetliyorlar.

Ama lütfen bana kendini anlatma. Özel biri olduğunu anlattığın o uzun konuşmaların sırasında kanında kibir budalalığı zehrini görüp dehşete düşüyorum. Üstelik bazen sana acıyorken buluyorum kendimi.
Madem yazıyorum önceliği hemcinslerime vereyim dedim..Hani hep derler ya kadınları anlamak zor diye onu çürüteyim,aslında ne kadar da anlaşılır olduğumuzu falan yaziim.
Ama ne kadar taraflı baksam da olmadı çürütemedim.Doğru çünkü.Anlaşılmazız biz…Kadınlar da anlamaz yani kadın milletini.Hepsi bi çeşittir çünkü bunların.. Belli olmaz nerde ne yapacakları ..
Kimi özgür olmak ister,kontrol altında tutulmamak,sınırlandırılmamak…’’sahibim değil ya,sevgilim o’’ der böylesi .. Gece yatar sabah kalkar,giyinir çıkar..Gün içinde bi alo bile demez sevgilisine ,beklemez de .. Nasılsa sevgilisidir ya,görür bi ara yine….