Bir parça yorgun bir kadın var buralarda. Rüyalarında kadınla sevişen, gerçek dünyaydaysa, 'hayır, olmaz. Bu yol çok zor. Her anlamda. Heteroluğu tercih et ve eşcinsellik içinde patlarsa da patlasın' diyen bir kadın.
Kendi kadın ve aslında kadın arzulayan bir kadın...
Kaçamadığım rüyalarım var...

Buradan hareketle rahatlıkla sorabiliriz; aşk karşılıklı olmak zorunda mıdır?
Tek taraflı aşk olabilse de, sınırları nelerdir?
Bence insan aşkına karşılık bulamayabilir, illâ her halükârda cicili bicili, karşılıklı, şen bir aşk yaşanma şansı her zaman mümkün olmayabilir...

MODİFİYE HAYATLAR
Bir ömür. Hiç bulamadığım adam, hiç bulamadığım kadın.
Kaybolmuşuz birbirimizin içinde.
Birbirimizi HİÇ anlamadan birbirimizin içinden geçmişiz. Birbirimiz bitirmişiz.
Kendimiz bitmişiz. Ömrümüz- ömrüm geçti. Elim-izde hiç bir şey yok. YOK.
nedir bu? Neyi arıyoruz?
Kaybolduğumuz yollarda kendimizi bulsak kaybettiklerimize DEĞER diyeceğim.

Tortu sadece. Kalıntı. Boudrillard’ın dediği gibi sadece kalıntıdan ibaret yaşadıklarımız. Anlama ulaşamadan modifiye edilmiş zırhlı hayatlarımızda kendimizi kaybederken, kazanacağımıza geriye kalan yalnız, kalıntı oluyor şimdilerde.


09 Ekim 2007 Salı 16:38:15
mrb.canım..
senin için kaygılanıp durdum bütün gün. İş yerinden 2 kez aradım(iletmiş
olmalılar)bana ihtiyacın olabilir düşüncesiyle pek sahaya da çıkmadım.Cep
telefonundan da müsait olmayabilirsin,bölerim düşüncesiyle de aramadım.Şu an
iyi olmana sevindim.
Akşam rahatsızlanınca aramayı düşünmen özel kıldı beni..Oysa arasan hemen
yanıbaşında olurdum.
Zira;Önceliklerimin arasında ilk sıralara oturdun bile..
Dün akşam ile ilintili zarif yorumuna gelince;Kafandaki gibi zaman
geçirmen mutlu etti beni.Benim düşüncelerim daha öte,ilgim dün akşamla
sınırlı kalmayacak gibi..

dedim. Özel’in olsaydım, mücadele ederdin, sahiplenirdin, benim seni sahiplendiğim gibi. Kızıyorum hem sana hem bana. En çok da, kendime.
Sana kızıyorum sahiplenmediğin için. Kendime kızıyorum, seni sevdiğim, düşündüğüm, aradığım, özlediğim için...

Ev bomboş geldiği için. Alışmakta zorlandığım için. 4 ay öncesine dönmeyi isteyip de zorlandığım için. Antidepresan almadan gün geçiremediğim için.

Geç kalkılan bir Pazar sabahı... uzun saatler gazete okumalar, karbonhidrat ve çay içerikli bir kahvaltı...
Babam musluk, alçı işleri var diye hemen geldi. Lakin pek sohbet edemedik. Sudan konu bile pek olmadı. Eve geri döndü hemen. İçimde bir yalnızlığı ve sessizliği gömdü gitti...
Söylenebilecek tonla laf var. Sebepleri sonuçları üzerine... Mücadele etmeye dermanım yok, sempatik görünmeye, ‘sizdenim’ demeye...
Hayattayım hala... Belki, onlarla yaşamadığım için uzak bana, içerliyor.. Belki pek aramadığım için ve belki de hepsi benim paranoyam sadece canı sıkkın olduğundan...
Bir arakadaşım dediki; ancak üretirsek dayanabiliriz. Bizim farkımız bu. Üretmeliyiz. Ve inadına yaşamalıyız...
Kıskananlara inat, devam etmeliyiz çabaya. kıskanan üretemeyendir zaten bu yüzden tavır alır. Çevrene bak ve bunca üretmekten yoksun insanı gör, üret...
başka bir arkadaşım ise kendi dermanını şöyle açıkladı: ben her hafta başka bir adamlayım. Ne zaman biter, gitmez, üzülmem; başka biriyle başlarım. yeni bir heyecan. Böylece ben onları kullanmış oluyorum. Ve içimin acımamasını sağlıyorum. Hem hayatımda renk de oluyor. Seni hemen biriyle tanıştırabilirim, sen de böyle yapmalısın. Benim ki, bir tür intikam. Gününü gün etmek, geriye bakmamak...
nerde olduğunu bile bilmediğim bir adamı arıyorsam... hayatımdan çık dediysem hemde. o da buna uyduysa...
şimdi nerde, kimle bilmiyorum. sohbet etmeyi özledim. o hayatımdayken bu kadar değerli değildi. şimdi daha iyi görüyorum anlamını. ruhum, beynim nasıl doyuyormuş. heyecan denen şeyi o zaman duyuyormuşum...
telefonumda yok, silmiştim. o yok. ve ben ınu arıyorum. karşıma çıkacak diye bekliyorum. şiirler yazıyorum. şarkılar ona gidiyor...
gülüşünü, anlatışını anımsıyorum. nickini tarıyorum googleden, tesadüf bulurum diye...

Şimdi, sana 'gel' demek ne mümkün! Kapatıp gözlerini, terket bedenini; güvendesin, yokum artık...
Şimdi sana, herşeye rağmen yaşanan ve tortusu zamanın dibine çöken, 'dön' demek ne mümkün! Bakışlarındaki memnuniyetti beni sana iten oysa aşkının son hecesi sabahın dördünde bukağılıymış; bilemezdim...