Tam o sırada, başka bir pillinetwork sitesi olan yenimecra.org'da: "Büyük Düşün Küçük Öde"

Ön Sayfa yazılarını, çok tutulan yazıları ya da tüm yazıları gösterebiliriz

Etiket:

kadeh hakkındaki yazılar:

Bonfileyi, ama dövülmemiş, şöyle takoz şeklinde hazırlanmış, güzel de pişirilmiş bir bonfileyi hiçbir şeye değişmem. Çoğu zaman sadece güzel ızgara yapılmış bir bonfile, yanındaki garnitür ile hem besleyici, hem doyurucu hem de göze hitap eden bir ziyafete dönüşebilir. Bu da öylesi denemelerden biriydi.
Malzemeler:
1 turp (uzunlardan, havuç gibi olanlar)
10 - 12 taze fasulye
zeytinyağı
balzamik sirke
2 takoz bonfile
Izgara tavası (tercihen döküm)

Tavaya fırça ile zeytinyağ sürüp ocağa oturtuyorum. İyice kızıncaya kadar bekliyorum. Sonra takozları tavaya alıp, ocağı orta ısıya ayarlıyorum. Bu şekilde iyice pişinceya kadar bir yüzünü bekliyorum. Önemli olan sık sık tavadan kaldırmamak. Net bir şekilde ızgara çizgileri olması gerekiyor. İlk yüzünde beklediğimiz ızgara çizgileri oluştuktan sonra diğer yüzünü çevirip orada da benzer izlerin oluşmasını bekliyorum. Ardından yan tarafların pişmesi için yanlara aynı işlemi yapıyorum. Ocak çok kısık olup suyunu salmasına sakın izin vermeyin. Suyu içinde hapsolmalı ama iyi de pişmeli.
Etler pişerken diğer tarafta tabakların hazırlığına geçilebilir:
Turptan soyguçla soyuyormuş gibi ince uzun dilimler çıkartıp, kaynayan suda 2-3 dakika haşlıyorum. Taze fasulye de kaynayan suda 5 dakika haşlanıyor. Tabakların ortasına haşlanmış turpları karışık olarak spagettiymiş gibi yerleştiriyorum. Tabağı 6 ya bölüyormuş gibi fasulyeleri ortadan kenarlara doğru diziyorum. Tabaklar hazırlandıktan sonra, çok azıcık balzamik sirke gezdirip turp yatağının üstüne birer takoz bonfileyi yerleştiriyorum. Elimde bir de taze biberiye varsa ortasına dikiveriyorum. Tabii ki üstüne taze çekilmiş karabiber...
Boş gitmez tabii ki... Yanında bir kadeh de şarapla...
Az, ama öz bir yemek hazırlanmış oluyor...

17 ahkam var
Etiketler: , , , ,

sen mutluluğa içiyorsun
bense senin mutluluğuna
ikimizde aynı bahçedeyiz
elimizde kadehler
yasak meyvenin başında

sen ışıksız dünyaya içiyorsun ben kaybolmuş ruhuma içiyorum

muTLuLuktuN
we düşLerde yaşıyordun
düşLenmesi mutluluk veren yaŞamLarda
waRLığını hiSSedeRKeN
yokLuğunu yaşıYorduM
we yaşanılası hisLerimi tutuştuRmaya zoRLuyoRduN ateşe tutSaktıN kurtuluş fısıldıyorduN yaŞam ziNciRlerine, açmıŞ göğsünü ibLise seWgi diLeniyoRduN...

0 ahkam var
şerefe
şerefe
Sevgililer gününe 30 gün kala;
Beklenen günün gelmesine daha kocaman 30 gün olmasına rağmen, caddeler ve sokakları ciddi bir telaş sarıyor. Herkes o kadar panik içinde ki, yürekleri “eyvah hazırlıkları yetiştiremeyeceğiz” korkusu sarıyor. Kara kara düşünüyor insanlar sevdiceklerine ne alacaklarını.
Sevgililer gününe 20 gün kala;
Şehir yavaş yavaş aşk kırmızısına boyanıyor. Maddi ve manevi hazırlıkları bitmeyen insanların paniği, telaşı ve korkusu kartopu misali giderek büyüyor içlerinde.
Sevgililer gününe 10 gün kala;
İnsanların sevgililerine ne hediye alacağını bilememe kabusundan haberdar olan giysi, altın ve mücevher üreticileri, gazetelere ve televizyonlara “sevgililer gününde tek taş alınır”, “sevgiliniz bla bla gömleğiyle yıl boyunca şık görünsün” reklamları vererek sözde insanlara yardımcı olmak için çırpınıp duruyorlar. Üstelik reklamlar o kadar cazip(!) ki tek taş yüzüğe 12 taksit bile yapıyorlar. Sanki “gel de alma” demesini istiyorlar insanların. Erkekler için gömlek, kravat, kadınlar için tek taş yüzük. Bizim aşkımızı bildiklerini sanıyorlar ve bizim adımıza karar veriyorlar. Kimsenin de sesi çıkmıyor bu konuda çünkü herkes hediye seçme zahmetinden kurtulduğu için o kadar mutlu ki.
Sevgililer gününe 7 gün kala;
"Sağım, solum, saklanmayan ebe" modunda kalpler, seni seviyorumlar, ı love yoular ve güller ile kaplanıyor caddeler-sokaklar. Dört gözle beklenen günün gelmesini bekliyor aşkla çarpan yürekler.
Sevgililer günü;
Kırmızıya boyanmış şehirdeki insanlar banklarda, sahillerde, kafelerde, otellerde buluşup kutluyorlar birbirlerine aşık olmalarını. Hediye paketleri açılıyor eller titreyerek. Sarılmalar, öpüşmeler derken bir sevgililer günü de böyle geçip gidiyor.
Bense benim için bir şey ifade etmeyen bu sıradan günde, yatağımda oturmuş, cep telefonumun ekranıma bakıyorum yaklaşık yarım saattir. Kullandığım sim kartı şirketinin bana yolladığı otomatik mesajını okuyorum çevire çevire. Mesajda; “-gülü bir gün, seni her gün, gülü soluncaya, seni ölünceye kadar seveceğim- sevgilinize yukarıdaki mesajı gönderebilirsiniz, sevgililer gününe özel diğer mesajlar için lütfen bla blayı arayın” yazıyor. Tamam sevgilimize ne alacağımıza, bu günü nasıl geçireceğimize karışıyorsunuz da bari bırakın sevgilimizin kulağına istediğimiz sözü fısıldayalım, saçma da olsa, romantizmle alakası olmasa da onun sevgililer gününü kendi cümlelerimizle kutlayalım.
Bu mesaj, eğer iddia edilenler abone sayısı doğruysa 11 milyonluk abonenin hepsine yollandı. 11 milyon kişinin yarısının sevgilisi yoksa 5,5 milyon kişinin vardır. 5,5 milyon kişinin yarısı beğenmediyse bu mesajı diğer yarısı beğenmiştir. Demek ki neymiş en az 2 milyon kişi sevgilisine bu otomatik mesajı yollamış. Elde ettiğim bu sonuç, ilkokulda hep yapmış olduğumuz parmakla sayı sayma olayı kadar komik ama canım o kadar sıkkın ki, kendimi mazur görüyorum.
Birbirinden hiçbir farkı olmayan, hepsi birbirine benzeyen, modayı yansıtan vitrin mankeni ruhsuzluğundaki copy-paste aşklar. İşte bu günde ben, ağzına kadar nefretle doldurduğum kadehimi buna kaldırıyorum.
7 ahkam var
Etiketler: ,

kadehlerinde parmak izlerim.
seni dudağının kenarından,
sesi kısılmış
belli ki üzülmüş sarı-gri yudumlarından izlerim.
kırmızını terk ettiğin yerden,
parmaklarının camda bıraktığı izleri sürerim,
sürmeli izlerimin kara kuru adımlarının sesine çift ses, sessizliğim.
başka hayallere sürülmüş rujunda,
kadeh kadeh inkarlar utanır kırmızıya karışır.
kana karışır sözüm, kırmızına bulaşır.

0 ahkam var

Mim Nehri

geri »

Arama

pillinetwork hesabınızla giriş yapın.

etiket menüsü

kaynaklar

RSS Dosyası
pillikutu