


kalemimden
kan
damlıyor dostlar
ne yazsam
ne söylesem
nereye gitsem
geldiğim yerdeyim hep

Daha fazla bilgi ve video için tıklayınız
Bara girdim ve yırtık pırtık pantolonumla dikkat çekip nefret edildikten kısa bir süre sonra güzel bir köşe bulup oraya oturdum. Turuncu saçlı bir garson kız servis yapmaktaydı. Müzik güzeldi, ışık loştu. Barın eski tip kiremitle kaplanmış duvarlarını kırmızılı morlu ışıklar daha da sanatsal hale getirmişlerdi. İçeride insanları karanlığıyla kucaklayan bir romantizm dalgası hissediliyordu. Turuncu saçlı yanıma geldi, “bu defa asılmayacağım” dedim içimden. “farklı bir hikâye yaratmalı gelecek için.”
— Bir şey içer misiniz?
— Değişik bir şey istiyorum, biradan sıkıldım, değişik ama ucuz, ucuz ama kaliteli, kaliteli ama beni sarhoş edebilecek kadar alkollü…
Şaşkınlık ve gülümsemesini birleştirdi suratında, kalemini ve not defterini andıran hesap fişini kurcaladı, sağa baktı, sola baktı ve “hemen getiriyorum”. dedi, bir daha güldü, beni tepeden tırnağa süzdü ve arkasını dönüp bara doğru koştu. Çantamı kurcaladım. Kâğıdım kalemim ve diş macunum vardı çantamda. Benim olan şeylerin azlığı değersiz şeyleri daha çok “benim” yapıyordu. Üç tane genç kız yan masada oturmuştu, bağıra - çağıra ve gülüşe - kıkırdaşa konuşuyorlardı. Onlara dönüp bakmak için kendimi haklı gördüm ve baktım. Biri esmer biri sarışın ve biri de kızıldı, fıkra ya da porno film gibi. Esmer olan ayaklandı, tuvalete gitmek için çantasını kaptı diğer sandalyeden. Dört sandalyenin biri çanta koyma aracı ilan edilmişti. En büyük çanta ayaklanan esmer kızınkiydi. Siyah deriydi ve sapı metal halkalardan oluşuyordu, şişkin, damızlık ve zor taşınan çantalardandı. İçinde orkid, hırka, ayna, mendil, kolonya, diş fırçası, tarak, ruj, oje, defter, günlük, kalem, silgi, kalemtıraş, ince çorap, tırnak makası, ayna, kalem pil ve yine ayna olan bir çantayı andırıyordu. Sırıttı ve gitti, diğerleri kulaktan kulağa bağrışmaya başladılar ve önüme döndüm. Çantama baktım ve kadınların hayata daha çok hazırlıklı olduklarını düşündüm. Garip bir içkiyle geldi portakala benzeyen kafasıyla garson. Beyaz tişört üzerine mor bir hırka giymişti Ayaklarında mavi bez ayakkabılar vardı, pembemsi bir sıvısı ve beyaz bir köpüğü olan garip içkimi vermek için masaya eğildiğinde gözlerim refleks olarak tişörtünün boğazına bol geldiği bombe yapan yerlerinden göğüslerini görmeye çalıştı. Bir şey göremedim ama göğüsleri küçüktü. Teşekkür ettim ve gitti. Garip içkimden bir yudum aldıktan sonra kâğıt ve kalemi çıkartıp bir şeyler yazmaya başladım:
Az önce çok sevdiğim bir yazarın bir dergide yazmış olduğu birkaç yazısını okudum. Yazıların bir çoğu yaşamımızda karşılaştığımız, hissettiğimiz, paylaştığımız...vs şeyler üzerine ince ince dokunuşlardan ve yazarın hayata bakış açısından izlerdi.
Yazılarda yer alan konuların bir çoğunu yaşıyoruz ya da yaşayanlarla paylaşım içindeyiz. Yani kısacası bu yazıların bazılarında kendimi buldum (bende bu şekilde düşünüyorum) diyebilirim.
Peki acaba neden düşüncelerimizin parıltılarını başkalarının yazdıklarından buluyoruz ve neden düşüncelerimize tercüman olamıyoruz? Kim bilir?
Galiba bize kendimizi başkalarının anlatmasına o kadar çok alıştık ki, kendimizi kendimize anlatamaz ve hatta kendimizi başkalarının yazılarında arar olduk. Başkalarının beğendiği ve anlattığı gibi olup çıktık açıkçası.
Sanırım bu yazı bu nedenle kendime eleştirimdir. Takılıp kaldığım "acaba ne düşürler" deyip yapmak isteyip de yapamadıklarıma karşı bir duruştur. Bu nedenledir ki, aldım elime kağıt kalem yazmaya başladım.
Bu yazı düşüncelerimin derin ve sağlam ayak izlerinin başlangıcıdır. Bu ilk adım, ikinci adımı atmadan ilk adımın ne kadar güçlü olduğunu görmem zor.
Evvel zaman içinde birgün
bakındı etrafına hz.İbrahim
Müşahede eyledi alemi,
Düşündü Allah için kurban edilecekleri
O vakit dedi ki hz.İbrahim,
Ya rabbi verseydin bana Salih bir oğul,
Onu bile sana kurban ederdi bu kul,
Ve yazdı yazılacak olanı yazan kalemler,
Yazdılar Allah’ın dostu hz.İbrahim’in ahdini.
Zürriyetini devam ettirecek bir oğlu olmamıştı Hz.İbrahimin
Zevcesi Sare izin verdi hz.İbrahim’e
İbrahim(a.s), cariyeleri Hacer ile evlendi.
Hak Teala da bir salih bir evlat nasib etti
İsmail koydular ismini, çok güzel, tatlı ve sevimli
Peygamber soyunun devamı
Ve nur u Muhammedinin taşıyıcısı idi.