Aşağıda sizlerle paylaşmak istediğim yazı müzisyen bir arkadaşımın bana yolladığı ve baştan sona arkasında duracağım bir yazı!
Lütfen duyarsız olmayın!!!
Nemrut hz. İbrahim'i yakmak için dünyanın en büyük ateşini yakar.... ve kargalarından çalı çırpı toplayıp ateşi güçlendirmelirini ister.. derken bir karga ağzında bir çalıyla uçarken küçücük bir karıncanın alel acele ateşe doğru koştuğunu farkeder... hemen pike yaparak karıncanın yanına konar. ve der ki:
-Küçük karınca nereye böyle telaşlı?
Karınca:
-Görmüyormusun ateşi? söndürmeye gidiyorum der...
Karga gevrek bir kahkaha patlatır...
"Sen mi söndüreceksin o ateşi?" der... ve karınca adımlarını hızlandırarak şöyle der: EN AZINDAN SAFIMI BELLİ EDERİM ...
Aslında bence pek de lüzumsuz sayılmaz bu bilgiler, haberin orjinalliğini bozmamak için aynı başlığı kullandım.
Bu tür detay bilgileri, onları aklımıza getirebilecek (tetikleyecek) bazı ara başlıklara rastladığımızda tesadüfen öğreniyoruz...
İşte o tür bilgilerden bir kaçı; (haber kaynağı burası)

Onlar kar tanesinin türlü şekillerini karelere alıp sonsuzluk kütüphanesine depolayanlardır. Bazıları insanın kanını donduran bekleyişlerle, insan vücudunun açık havaya maruz kalmış, suda ya da toprak altındaki halinin doğaya karışma sürecini günlük tutar gibi not ederler. Kimisi köpekbalıklarının neden kanser olmadıklarını anlamaya çalışır, kimi ise balinaların neden baş aşağı uykulara daldıklarını...




Bu yıl ansızın arz-ı endam ettiklerinde çok şaşırdım. Koca bir yıl geçmişti. Birbirimizi unuttuk, sanmıştım. Oysa unutmak, hatırlamanın geçmiş zaman dilimi.
İlk şaşkınlığım geçtikten sonra sınırlarımızı belirledim. Onların yuvası koridorda duvar dibiydi. Bu sayede kimse onları görmeyecek, yanlışlıkla basıp öldürmeyecekti. Sevmem aslında ben karıncaları. İlk çıktıklarında çığlık çığlığa bağırmıştım. Sinirlerim o kadar oynamıştı ki! Bir gün oturup ağlamıştım. Sonra, annemin “karınca berekettir” sözüne kandım. Ayrıca beni alt etmelerinin de etkisi olmuş olabilir. Yenildim onlara ve anlaşma yaptım, suçlu muyum? Onlar kendi bölgelerini kullanıyorlar, ben benimkini.
Bir gün bir ormanda yangın çıkmış.
Karıncayı bütün hızıyla yangına doğru koşarken görmüşler.Sormuşlar.
-Hayırdır nereye?
-Orman yanıyor söndürmeye gidiyorum
demiş karınca.
Gülmüşler.Yanar kavrulursun hiç bi işe yaramaz ki hemen ölürsün demişler.
Karınca oyalamayın beni demiş
- söndüremesem de uğrunda ölürüm.
Ben bu cumartesi yani 14 nisan 2007 de Ankara'da Tandoğandayım.
Türkiye'nin dörtbir yanından otobüsler kalkıyor.Kimisi ücretli , hala bir şekilde otobüs bulabilen dernek vakıf vs ise ücretsiz götürüyor.
Bir şey yapmalı! diyorsanız orda buluşalım...
24, 25, 26...
Niye 24' ten başladım bilmiyorum. Ama karıncaları saymaya 24' ten başladım. 24 diye haber kanalı açıldı belki o yüzden. (Hmm reklamlar işe yarıyor.) Ya da 24 ile lise numaram başlıyor o yüzden. Karıncaları neden mi sayıyorum? 1000000. karıncada sınırsız National Geographic üyeliği verecekler... Tamam kötüydü. Koyunları saymaktan bıktım uykum gelsin diye. Yok bu da kayda değer bir bahane değil. Tamam ben biraz kafayı kırdım. Bunu itiraf etmeme gerek yok, insanlar bazen birbirlerine söylüyor bu ithamları. Hatta alınmıyorlar bile, ne güzel hepimiz üşütüğüz.
Karıncaları saymamın nedeni gözümün önünde olmaları. Koyunları hayal etmek belli bir süreden sonra zorlaşıyor hem. Yazık yahu, niye atlasınlar ki çitten? Kim demiş koyunları say, uykunu getirir diye? Peki, kabul ediyorum, benimki devrim niteliğinde bir çözüm değil, tavsiye de etmiyorum. Ama koyunları sallayın, daha güzel şeyler sayın uyuyabilmek için. Ne bileyim cıbıl cıbıl karılar olabilir, çitten atlayan. Her sıçrayışta yukarı doğru yürek hoplatan dolgun göğüsler... Ne kadar uyku getirici değil mi? Ya da bahçesindeki muzları sayan ve büyük bir iştahla ısıran Ajdarları sayın. İmgelediğiniz ilk karede cumburlop beyaz bulutların üstündesiniz... Ne kadar huzurlu bir bilseniz!
Ben odamdaki çöplüklerden medet uman karıncaları sayıyorum mesela. Sayılabilir sonsuzlukta karıncalar...

Bugün hafif.org sitesine bir heyecanla giriverdim ki sormayın. “Bakem yazılarım yayınlanmış mı?”, “bakem yorum gelmiş mi?” veya neler yazılmış ola ki?” gibi sorularla siteyi kolaçan ederken, bi de ne görim kız? Bir arkadaşımız, oda arkadaşının nasıl seviştiğini anlatmamış mı? Ay önce bir heyecan bastı tabi. Eğitimci insanız, bu yazıyı tıkladığımızı bir gören olsa ne der?
Ama dayanamayıp meraktan tıkladım tabi. Yahu ne güsel bir anlatım, ne güsel bir ifade, o ne güsel bir olay!