Bugün yarın derken dolu dolu 26 yaşında oluyorum ben.
19 Nisan'da doğmuşum. Çok mu önemli ? Çoğunuz için hayır tabiki. Zaten klasik bir bahar günü olmasından daha özel bir tarafı da yok kanımca.
Ama geçen yıllara baktım. Ne mutlu ve coşkulu olduğum zamanlar ve ne karamsar günlerim olmuş diye. İnsanoğlu böyle! Ne tamamen mutlu ne de mutsuz.
26 yaşı yaşıyorken yapmayı isteyip yapamadığım şeylere baktım bir. Evlenmek, güzel çocuklar doğurup anneliğin güzelliğini hissetmek, yüksek lisans yapmak, yurtdışında yaşamak, aileme para gönderebilcek kadar huzurlu refah düzeyine kavuşmak, 2. bir yabancı dil öğrenmek..
Bunların bir sırası yok, yani kafamdaki sıralamaya göre yazmadım.. Sadece bunları hala gerçekleştirememiş olmak canımı sıktı bugün yine düşününce.
Boş durmuyorum elbet. Çalışıp hayatımı kazanmaya çalışıyorum. Bu söylediğim cümleler sizlere fakir edebiyatı gibi gelmesin ama bu psikopat şehirde kadın başıma ayakta duruyorum belki de çoğunuzun denediği gibi..
Bazı şeyler oluyor bazıları olmuyor.
Hayattan tatminkarmıyım? Hiç duraksamadan hayır diyebilirim. Diyeceksiniz ki elindekilerin değerini bil ya da şükret. Bunları elbet yapıyorum ama yetmiyor bazen.
Yıllar geçiyor ve sanki öylece kendi yerimde sayıp duruyorum.
Bu bana göre değil. Ve nerden başlayacağımı bilmiyorum...
Doğumgünlerini sevmiyorum.
Umut, sevgi, güvenin yönetmesi varken,
Neden karamsarlık, acı ve güvensizliğin ellerine
Bile bile bırakır insan kendini?
Kahkahanın yerine neden gözyaşını seçer?
Yeni anılar yaratmak varken eskiye saplanır bu kadar?
Neden sağlam ve dimdik olmaz da
En ufacık şeylerde yara alır,
Huzursuzluk ve ızdıraba bırakır kendini?
Kahraman olmak varken kurbanlığı seçer?
Üretmek yerine tüketmeyi,
Hem de özellikle kendini tüketmeyi
Nasıl göze alır?
Nasıl bir cesarettir bu?
Nasıl bir hayat,
Nasıl bir yalnızlıktır?
Hüzünlenmek, üzülmek, acı ve keder
Uğruna erimeye, yok olmaya değecek kadar güzel mi?
Hayat, geçmişe sıkı sıkı tutunup anılara gömülecek kadar
Basit ve anlamsız mı?
Zaman, oyalanacak kadar değersiz mi?
Hayat, oyalanmak mı?