Tam o sırada, başka bir pillinetwork sitesi olan zamazing.org'da: "Bileğinizi koruyan kurbağa"

Ön Sayfa yazılarını, çok tutulan yazıları ya da tüm yazıları gösterebiliriz

Etiket:

karmaşa hakkındaki yazılar:

Güneş bıkmadı yeryüzünü ısıtmaya..ay bıkmadı özüne rağmen aydınlatmaya..yıldızlar bıkmadı parlamaya..ben yaşamaktan!

Zaman yorulmadı akıp gitmekten..deniz yorulmadı dalgalarını bir ileri bir geri sürmekten..
Rüzgar yorulmadı aynı yerlerde yeniden yeniden esmekten..ben yaşamaktan!

Gece gündüz,sessiz yada gürültülü,şaşaa içinde sade,arı ve kirli…her şey hiçbir şey ikilem..çözülemeyen; ben yaşam!

Duygular..tiyatro eserlerine benzetildi,ezgisi hiç yazılamamış şarkılara,uçsuz bucaksız ummanlara,gökyüzüne,çiçeğe,el değmemiş ormanlara,güle…o kadar çok ki…benzemedi beceriksiz figüranlara,alalade şarkılara,sınırlı çitlere,ezip geçilen çimene,böceğe,ellenerek büyüyen bir yosmaya,dikene…o kadar yok ki…sanki herkes yüce,onların hissettikleri de!
Benzemedi ben;benzemedi yaşam!

0 ahkam var

Kadın ve erkeğin taban tabana zıt ama bir o kadar birbrini tamamlama özelliği mükemmel varlıklar oldukları kesin. Birlikte yapmak zorunda kaldıkları birşeyler olduğunda ciddi krizler yaşanması da doğal bu bağlamda.
efendim, malumunuz evlenmeye çalışıyoruz şu aralar. evet "çalışıyoruz" diyorum çünkü cidden zorlu ve insanı çileden çıkartabilecek bir süreçmiş, yeni anlıyorum. Her neyse...Dediğim gibi debelenmekteyken biz, zaman zaman içimden "puff olmanın" da ötesinde, kafama kırmızı bir huni takıp, tabak çevirmeye başlamak ve soluğu "bakırköy ruh ve sinir hastalıkları hastanesinde" almak geliyor! hem de nasıl geliyor anlatamam!
Olay aslında çok basit. iki insan beraber yaşamaya ve yaşlanmaya kalkışıyor ve usulen yapmaları gereken bir imza atıp devletten sevişmek için izin ve onay almak. Kişiler aslında çok net: "biz beraber yaşamak istiyoruz. seviyoruz birbirimizi, beraber iyi vakit geçiriyoruz. hayat zor falan eyvallah ama beraber daha kolay kalkarız sıkıntıların altından dedik, karar verdik. e bize müsaade lütfen..."
talep bu...ancaaaak! O kadar yalın olamazsın arkadaşım, diyor herkes bir anda. Ne o öyle, atalım imzayı, bitti gitti işte, hadi geçmiş olsun ayakları? yemezler! Daha bunun gelenek görenekleri var, otu boku püsürü var, "aaa olmaz çok ayıp, bunu yapmak gerek"leri var, prosedürü var, edebi adabı var!
İlk şoku nişan dönemi yaşıyorsun. Çiçekle bile fotoğraf çektirmek zorunda kalınca mesela! O nedir bana biri açıklasın lütfen ya!
Sonra başlıyor ev kurma fırtınası...El Nino yemin ederim! Her kafadan bir ses çıkıyor. "Koltuğu bu tarafa koyarsanız daha iyi çünkü yemek takımı şurada olmalı." - "Aaaa, buraya bardaklar konmaz. Tabakları getir bakayım." - "Şu ara çok boş kızım. Br halı lazım buraya." - "büfesiz ev olur mu canım? nereye koyacaksın yemek takımını?"...vb
Sevdiğin insanlar bunlar. Anneler babalar...Kalplerini kırmaya değer mi? "tamam" diyorsun hepsine...
Asıl bomba kadın-erkek farklılığından patlıyor. Kadın can hıraş debelenirken - nikah şekeri, davetiye, eksiklerin alınması, davetli listesinin oluşturulup haber verilmesi, taleplerin dinlenilmesi, gerekenin yapılması- konularında, erkek gayet rahat, "Aşkım halledilir sıkma canını" diyerek otururken kızılca kıyametin kopması işten bile değil!
Salona koltuk takımı alınacak...Kadın gergin çünkü arızalı olduğu bir konu gündemde: fazla maliyeti olmasın ama iyi de birşey olsun...Adam mantıklı: biraz maliyetli olabilir ama sonuçta bu yıllarca kullanılacak, değmez mi?
tam 7 saat gezilir mobilyacılar. kadın ağlamak üzeredir, adam ise kadının paniğine gülmekte...
Zaman daralmaktadır. Faturalar birikir, gelir giderin yanında "mini boy" kalmakta ve ezilmektedir...Kadın gerildikçe gerilir çünkü bir yandan da işe gitmek zorundadır. Nereye ait olduğunu bilemez, daralır. Bir evi vardır bir uzak şehirde ve o evde yaşayamamaktadır. Birkaç evi vardır bulunduğu şehirde ve o evlerde misafirdir. İçi sıkıldıkça arar adamı, onu daraltır....
An gelir kendinden nefret eder bu arızaları yüzünden ama engelleyemez çünkü o sakinleşmeye çalıştıkça telefonu sürekli çalmakta ve bilumum aile bireyi bir soru sormakta ya da birşeyler hatırlatmaktadır:

72 ahkam var

Ya hüzünsün, ya hüznümsün…

Ya da hüzün benim. Ben olmuşum.

Tüm bedenimi kaplamış , kendimi alamadığım, içimden çıkaramadığım , içinden de çıkacak gücümün olmadığı bir hüzün. Öyle yoğun ki sanki bedenimi bile ayakta o yoğunluk tutuyor, hissettirmiyor, istetmiyor. Sadece gerekleri yapan teknolojik bir alet gibiyim. Nerdeyim, kimim, kim için ve kendim için ne ifade ediyorum bilmiyorum. Bildiğim bir tek şey var oda zorda olduğum.

17 ahkam var
\

Bazen yol ayrımlarına geliriz, kimimiz en işlek yolu seçer, kimi ise kimse tarafından kullanılmamış olan çamurlu yollara sapar, neyle karşılaşacağının önemi yoktur, verdiği karara öylesine inanmıştır ki sonuçlarına katlanacaktır, geriye dönüp bakmaz bile...

Böyle kararlı olmak iyidir herhalde, ben hiç olamadım, yol ayrımlarına geldiğimde aklımı mantığımı kullandım, kalbimin sesini bir kez dinledim o da beni yanılttı malesef, belki de o yüzden artık kalbimi değil, mantığımı kullanıyorum.

25 ahkam var
Etiketler: , ,

Kapımdan çıtırtılar yükseliyor, insanlar birbirlerini çağırıyorlar,onlar arasında ben yokum...Gözkapaklarım öylesine ağır ki, kalp atışlarımı hızlandırıyor, kalp atışlarımı hızlandırıyor, kalbim uyuşuyor gittikçe, sonra ellerim, sonra ayaklarım, sonra tüm bedenim...Kulaklarımda sesler azalıyor, damarlarımda ki kanın çılgınca akışından başka ses duymuyorum... Masumluk istiyorum! Yalan olmadan, gizli olmadan yaşamak istiyorum! Yoruldum...Aradığım kişiye hiçbirzaman ulaşamadım, ulaşmalıyım artık! Sesimde hep bir yorgunluk, ağzımda acımsı bir tat var anılardan kalma... Yeniden size kaldım benim zavallı kelimelerim; beni sizden başka kimse dinlemiyor! Beynimin koridorlarında debeleniyorum, "ait olma" tümcesine aykırı yaşıyorum, herşey şimdiki zamanı gösteriyor, tüm işaretler beni bu yola çıkarıyor; yanıyorum, üşüyorum, donuyorum, farketmiyor...Çünki herşey şimdiki zamanı gösteriyor... Tüm vücudum yere serilmiş vaziyette, düşüncelerim ebelemeç oynuyorlar, şimdi sıra sende hayat, ebe sensin, bana dokunma lütfen, kaçacak halim yok...İstop etti düşüncelerim, sonu yaşıyorum....
Hep ihtiyacım var sana, sevgine, aşkına, varlığına, umuduna...herşeyine...Sıfır trenine biniyorum yokluğuna yol almak için, korkutma beni sevgisizliğinle...Sana ihtiyacım var... Ateş basıyor gün dönümünde, yakalayamıyorum umutlarımı, sabaha kadar çırpınacağım şimdi acılar içinde...Yine o acımsı tat damağımda, odam dağınık, dolabım dağınık, yerlerde kaybettiğim anılarım serili, basmamak için yol alamıyorum, aç kalıyorum gecelerimde...
Midem herzamankinden daha kötü...Dışarıdan sesler geliyor, kavga ediyorlar, bağırıyorlar, birbirlerine anılarını fırlatıyorlar, sonra birisi ağlıyor,gözyaşı toprağa düştüğünde yeni bir anı filizleniyor...Diğeri alıyor onu eline, yavaşça konduruyor yüreğine, artık onların bir anısı var, "biz diyebilecekleri bir sebebi var...
Hala geceliklerimi çıkarmadım, akşamdan kalma bir haldeyim...Zaten sesimi çıkarmıyorum, içimde volta atıyor tüm düşüncelerim, bir o yana, bir bu yana, bazen kalbime değip geçiyorlar...Olsun varsın...İçimde olduklarını biliyorum en azından...Demek içimde bana ait birşeyler hala var...

0 ahkam var
Etiketler: , ,

Bardağı saldırırcasına dudaklarıma götürüyorum.Suyu düşünüyorum, neyden kurtulmam gerektiğini bil-e-meden diyorum ki "Temizle beni!". Sonra bir ah diyorum geçmişim.Aslında özlediğim ve yeniden olmasını beklediğim geçmişim değil, hayallerim.O zamanlar hayallerim vardı, kulaklarımda mutluluk sesleri, kalbimde nedensiz titreşimler... Etraf ne kadar da sessiz , odada çoktan bitmiş olan sigaranınbıraktığı koku var.Biraz önce bir romanın içindeydim "karmaşa" . Yeniden dalmalımıyım o karmaşanın içine, belki kaçırdığım gerçekler vardır.Yeniden başlasam nasıl olur, o unuttuğum, kafa patlatırcasına düşündüğüm karmaşaya.Sadelik beni bitiriyor. Şimdi uyusam ağzımda ki bu berbat tatla, götürsem düşüncelerimi olmayan kentlere, orada ki indanlar, düşünceler, evler, yaşamlar, hepsi birbirine girse , sonra ayırt edemesem gerçekle hayali, çıldırsam yoklukta, var olmanın çabası içerisinde somut insanlar arasam, kalbimin dayanıp dayanamayacağını bil-e-meden vursam kendimi aşka, sonra o somut insanları hayallerimle bütünleştirsem, korksam gerçeği görmekten, üzülsem, ağlasam, bağırsam , krizler geçirsem....sonra bir ah desem geçmişim.... Kussam gerçekleri...Şşkınlıklarımı "ben bu anı yaşamıştım" lara vursam, sonra yine kussam gün içinde tanıştığım insanları, yaşadığım zamanı, mekanları yok etsem, beyaz bir karanlıkta yolumu kaybetsem, zıtlıklar kurgulasam beynimde, mutlu olmaktan utanç duysam, başımı kaldıramasam masum bir çocuğu gördüğümde, sonra bir ah desem geçmişim... Radyoyu açsam, içine girsem şarkıların, spikerlere kulak versem "Birinci köprü tıkalı, ikinci köprüde değişen birşey yok". Sonra hepsini geri sarsam. Boş bir oda, boş bir beyin, olmayan sigaranın olmayan külleri ve duman...Üşüsem , sıcaklasam, herşeyi birarada yaşasam bir çırpıda.Sanki birazdan ölecekmişçesine haykırsam sevdiğimi, özlediğimi, kabuslarımı...Ah hayır, geçmişim yok benim, anlatacak sevgim, yaşanmışlığın özlemi, acılardan doğan kabuslar... Bir deli geçse sokağımdan, bağırsa tüm gerçekleri insanlara, ve "ben deli değilim" dese cümlenin sonunda, insanların zıt beyinleri kavrayamaz ki onu, hem onlar rüyalara da inanmazlar, hayallere de...onların tek gerçekleri "para" dır..sonra üzülsem bunlara ve bir ah desem geçmişim... Dönsem çocukluğuma, birkaç gün sonra gelecek olan bayramı beklesem. Bayramdan bir hafta önce alınan kırmızı ayakkabılarımı hergün parlatsam, babamın "düzenli ol" çağrısına kulak verip düşüncelerimi bile düzenli tutsam...Önüme gelen insanlara iki kişilik sunup hangisini tercih edeceklerini merakla beklesem.Sonra onlar acılarımı tercih etse, meraklı olsalar acılarıma.Sonra anlasam onların acılarımı tecrübe etmemek için dinlediklerini.Kızsam onlara üzülsem, ağlasam, gıcırdayan kurşun kalem içimi titretse...sonra bir ah desem geçmişim... Kalabalığın ortasına düşünce denizine dalar gibi girsem, onların düşüncelerini anlama çabası içinde geçirsem yürüyüşümü. Sonra bir öksürük tutsa derinden, ciğerlerimi parçalarcasına öksürsem...Nereden geldiği belli olmayan bir ses kalabalığı yarsa , ulaşsa kulaklarıma haykırarak ve dese bana "Geber!" geri dönüp haykırsam ve teşekkür etsem temennisine "Hep beraber"...

1 ahkam var

kafamda soru işaretleri.
şu seçime iyi taktım.
ne olcaksa olsun diyorum.

\

merağım ise; karanlık güçlerin senaryosu.

rte nin hapis macerası ile başlayan süreçte, oradan çıkıp bir süre ortadan kaybolması ve daha sonra bir parti ile çıkagelmesi, bu partinin yek başına iktidar olması. eski kurtlardan ayrılıp yenilikçi kurt sürüsüne dahil olması.
bu süreçte, fadıl ın ipinin yurt dışındaki bazı müdahaleler ve yurt içindeki bazı keskin kalemler aracılığı ile sıfıra indirilip. yerine yenilenmiş haliyle rte nin gelmesi ve bunun deniz in eliyle olması. (siirt.) bunlar tesadüf mü? keşke tesadüf olsa.

21 ahkam var
\
Evet son 2 günü burada da bahar şenliğinin,bugünde hava kapalı hafifte yağmur atıştırdı eminim herkes kaçışmıştır.Şenlik,şenlik havasında geçmemiştir mevsimlerde değişti onunda ayrı azizliğini yaşıyoruz ;bir yanıyoruz sıcaktan bir yağmur yağıyor ıslanıp kaçışıyoruz. Ne iş anlamadım;Hey Allahım işler bozuk heralde sona yaklaşıyoruz diye düşündürüyor beni topluca dünya olarak :/ Neyse ya, bir dinginlik sardı bak beni şimdi,aslında bu yağmurda ıslanmakta ayrı bir güzellik tabi ıslandıktan sonra direk eve gitmek şartı ile,o halde kimseye görünmek istemem lakin üstüm başım ıslak;saçlar keza öle ve makyajım akmışken hiçte güzel bir görüntü sergilemem insanlara karşı.=)Zaten yağmurdan sonra eve gidip bir güzel neskafeyi yudumlaması lazım malum kişinin,yağmurun üstüne bırakmış olduğu hoş duygudan bir an önce kurtulmamak mümkünse o hissi uzatabilmek için inceden sakin bir müzik eşliğinde elinde kahvenle manzaraya karşı oturup yudumlayacaksın hayatı,gözünün önünden hayatın beklentilerin,umutsuzlukların,mutsuzlukların gelip geçecek sonra insan oğlunun ne kadar doyumsuz olduğunu ve nankör olduğunu anlayıp kendine söyleneceksin sonra neden böle yaratıldığını düşüneceksin ama işte böle gelmiş böle gider deyip “Büyük sona” daha ne kadar kaldı acaba diye hesaplamaya başlayacaksın,gelip geçmiş olan tam 22 yıl var kocaman bir 22 yıl hiç kolay değil ama gelmiş ve geçmiş…Oysa nasılda teker teker ve yavaş yavaş ilerliyor geriye baktığında da ne kadar uzak görünüyor diye hayatı da suçlarsın sana kötü bi plan hazırladığını düşünerek,yolculuk nereye? daha ne kadar ilerleyeceğim diye ilerlerken tabi daha ne kadar acı çekeceğini de düşünürsün sonra nasıl bir ölümün seni beklediğini,hani sende bilirsin internette nasıl öleceğimizi bize bir nevi söylemeye çalışan testler var ya aynı onlar gibi,acaba kalp krizinden mi dersin sonra geçmişteki ölümlerini hatırlayıp,yok yok benimde sonum kanser dersin nede olsa genetik bir sorun bu,babadan oğula geçer yada babadan kıza da geçer mi? diyede düşünürsün,bu cinsiyet farkı etkiler mi acaba diye saçma sapanda düşündürür bu illet,boğazında bişeyler takılır tükürüğünü bile yutkunamazsın.İnsanın birden içini bir sıkıntı basar nefes alırsın ama aldığını farketmessin giden herkesin ardından nasıl hayat devam ettiyse,sende ölsen aynı şekilde öyle devam edileceği bilinci uyanır,peki bu bilinç bencilce değil midir?Peki neden ölüyoruz diye düşünmeye başlarız,ölmesek,hiç bir insan ölemese diye düşünmeye başlarıs sonra İstanbul'un o en kabalalık caddesi beynimize şimşek gibi çakar,karınca gibi insanlar bir yerlere yetişmeye çalışarak hızlıca farklı yönlere ilerlediklerini izlerken buluruz kendimizi,,,bu kadar insan nereye gidiyor niye gidiyor?Hepsinin bir ailesi olduğunu düşünürsek ne kadar da fazla insan var diyerek birden bu insan yoğunluğunu tabiki dünyanın kaldıramayacağını anlayarak dünyanın işleyişine hak veririz,evet elbette bir dönüşüm olmalıydı birileri gidip birileri gelmeliydi bu döngü böle ilerlerdi ama daha az acı veren yada hiç vermeyen bir yöntem yok muydu bu döngünün devamını kılacak böyle mi olmak zorunda?Hiç gelme eğer gideceksen demiş şarkı sözünde solistin biri,ürkek buz tanesi zamanın gelince eriyeceksen gelme demiş...Haklı mı peki evet eğer yok olucaksak zamanı gelince, demek ki aslında acı veren hayat değil,zaman!Geçmesin zaman,eskitmesin bizi diye içimizden geçiririz bu sefer zamana söveriz,peki bu sefer zaman geçmese ne olur?İyi kötü yaşadıklarımız tekrar aklımıza gelir,kötü şeyleri yaşamak istemeğimiz için yaşadığımız iyi şeylerden de olacağımız durumunu idrak edince onları feda edip etmeme kişinin kendi bünyesiyle alıp vereceği bir durumdur eğer şahsi konuşucaksak kötü şeyler olsa da güzel şeylere ulaşmak için kötülere katlanmak gerektiğini düşünür,yüzümde “benim hala umudum var” ifadesi yaratmaya çalışırım,bir yandan da Emmiliana Torrini'nin What's the problem? I don't know deyip dead things,sad things have to happen sometimes şarkısını dinleyerek kendimi buna inandırmaya çalışırım,adeta şarkı beni motive edilmek için yazılmış olduğunu düşünüp yüzümde oluşan “ne hissedeceğini bilemeyen” bi ifadeyle pencereyi açarım ve gözlerimi kapatıp yüzüme yağmur sonrası serin havanın yüzüme çarpmasını beklerim bir yandan da toprak kokusunu içime çekerim,o esnada insan ne düşünür?Huzur...huzurun tanımı yapılamaz o böyle bir histir,dolayısıyla onu anlatmaya başlamadan sevdiğim bir şarkıyı mırıldanıcam ve omzumda bir el hissedince aniden gözlerimi açıcam ve gerçek dünyaya hoşgeldin diyen bakışlarıyla arkadaşım elinde başka bir bardak neskafeyle beni karşılayacak,yada bana öyle geliyor...
0 ahkam var
Etiketler: ,

Öyle bir hayat yaşadım ki,Cenneti de gördüm cehennemi de Öyle bir aşk yaşadım ki,Tutkuyu da gördüm pes etmeyi de Bazıları seyrederken hayatı en önden,Kendime bir sahne buldum oynadım Öyle bir rol vermişler ki,Okudum okudum anlamadım Kendi kendime konuştum bazen evimde,Hem kızdım hem güldüm halime Sonra dedim ki ´Söz ver kendine´ Denizleri seviyorsan, dalgaları da seveceksin Sevilmek istiyorsan, önce sevmeyi bileceksin Uçmayı seviyorsan, düşmeyi de bileceksin Korkarak yaşıyorsan, yanlızca hayatı seyredersin Öyle bir hayat yaşadım ki Son yolculukları erken tanıdım Öyle çok değerliymiş ki zaman Hep acele etmem bundanmış... Hala bembeyaz sayfalar araken ben yalancı baharlarda vurgun yemişim.Ayrı tatların zevki var sanırken yok olduğunu çırpınışlarıma gebe kalıp sonlara takıldığımda anladım..Daha akşamın olmasına çok var ama yine yalnızlık çöküyor bu şehre , bilemediğim hüzünleri gölgeliyor üzerime. Tutunabilmek adına varolan düşüncelerime salık vermişim rüyalarımı.Ardına bakmadan koyduğum atıflarımda çınlamıyor artık.Kaç ah aldım ki diyorum bu dertleri yaşayacak,kaç dert yaktım ki yüreklerde iç sızlattım gidenlerin adı yoktur ya benim adım kaç kez silindi yüreklerden. Attığım kaç adımda geri dönmek için ardıma baktım? Çarem yokken kaç kucağa sarıldım, yutkundum umut vermesi için?Sen beni kaybettiğin anlarda ben korkuyla büyüdüm sığmadım hiçbir güne, geceye sevgisizlikle yoğurulup bugüne geldim.. Dedim ya her şeyi yaşadım. Öldüm öldüm dirildim kaç gece,ama yaşıyor muyum, direniyor muyum hangisine koyarsan koy. Benim içime sindiği gibi yeni baştan başlıyor gün, varoluşum yaşamak adına.Hiçbir güne söz isteme benden veremem artık...

0 ahkam var

Istanbul a kis tatili icin yeni geldim. Bu sehirde kis olmasina bayiliyorum ama hava cok cok kirli oluyo. Hava disinda her sey guzel. Evler sicak, white chocolate mocha lar yakinda. Sacimi da kestirdim, burada cok daha iyi kesiyolar. Havalar cok sogumamis. Sicak bi iklimden geldigim icin dort bin gozle kar bekliyorum, Strokes kulagimda karda yuricegim gunleri hayal ediyorum. Bi de wow dinlemek de guzel olur. Burda da cok guzel bi Cinerama konseri olmus, biraz icerledim ama daha cok wedding presnt calmis o yuzden napalim. Ben vaktinde gormustum, cok da uzulmedim. Onun disinda kisin gece hayati nasi olur, oyle bi sey var mi pek bilemiyorum. Simdilik dinleniyorum, hastalik gecsin diye bekliyorum, daha spora da devam edemedim 1-2 gundur, biraz dinlenim de. Daha once live journal a yazmistim bi seyler, sonra icimden gelmemistim pek yazmak, orda daha cok okumak zevkli oluyo, burasiyla ise paslasmaya devam edicegimi tahmin ediyorum. Cunku Amerika ya gidersem, burayi gene ozlicegimden kesin buraya yazmak yakinlastiricak. Bakalim simdilik basladik, simdi bi bardak su icicem, susadim. Bi de beni buraya yazmaya iten, karanlik, depresyon ve korkular hakkinda, gun isigini bekleme konusunda okdugum bi gunluktu. Amerika da cok cekiyorum karanliktan bu konularda, ama dogrusunu soylemek gerekirse bu kis tatiline kadar istanbul da da baya cekiyodum. Duygusal olaylar ve karmasalar disinda, sigarayi birakip, her gun spor yapmam ve kendim icin bi seyler yapip, beklemek yerine harekete gecip kendime guvenmeye calismak cok etkili oldu. Lutfen bir kizin sizi karanliktan kurtarmasi icin dua etmeyin. Cunku o kiz sizi kurtarinca sonra o gidince ya da gidicek gibi olunca daha fazla karanliga cokuyosunuz. Baskalarina baglanmadan once, kendinize baglanin. Kime hitap ettigimi bilmiyorum ama Amerika da karanlik cokmesi falan co kotuydu, ben de o yuzden tam karanlik cokerken 7 30 da falan kosuyodum disarda guzel oluyodu, sonra karanlik falan azaliyodu etkisi. Zaten geceleri yalniz olup, hem televziyon hem bilgisayar falan acik, evde bos bos gezinmekten yapicak o kadar sey var ki. Mesela en azindan kutuphaneye falan gitmek. Simdi araba da alicam, heralde daha da az gomulurum o karanliga. Hakkaten de yurt disinda tek olmak, cok cok cok cok zor ve her seyi o kadar karisik yapiyo ki, bu ana kadar bir cok seyin farkina varamamistim. Neyse, diger yurt disinda okuyanlarla paylasmak isterim. Istanbul rahat ama yukariya bi hissiyat koymak istesem huzurlu koyardim, ama bi sure sonra sikici olucak biliyorum, amerika dayken o hissiyat lar ise huzurlu ve sikicidan cok, neseli, sinirli, mutlu, heyecanli, uzgun, cok uzgun, bitmis, korkmus, kafasi karismis vs.. gibi degisiyo. Yani ozgurlugum oluyo ama elimden de huzur guven gidiyo, ama hayat boyle. Ozellikle ozgurluk icin her zaman bi sey odeniyo mutlaka. Kurtulmak icin gun saydiginiz aileniz ve ev ortami meger o kadar rahatlik veren bi yermis ki ve uzaklasmak da o kadar zorlastiriyomus ki hayati. ama tabi bunlari kabullenmek de o kadar vakit aliyomus ki. Ama getirdigi olgunluk hic bi seyle karsilastirilmaz. Uzuntu, karmasiklik olmadan zaten insan ilerliyemiyo, buyuyemiyo, kendini genisletmiyo. O yuzden artik eskisi gibi isyan etmiyorum dusunduklerime, hissettiklerime ya da basima gelenlere. Sonuna kadar savasmak en dogrusu. Evet su icicektim ben. iyi geceler.

32 ahkam var

Mim Nehri

geri »

Arama

pillinetwork hesabınızla giriş yapın.

etiket menüsü

kaynaklar

RSS Dosyası
pillikutu