Tam o sırada, başka bir pillinetwork sitesi olan 22dakika.org'da: "smallville 7x20 sezon finali "arctic""

Ön Sayfa yazılarını, çok tutulan yazıları ya da tüm yazıları gösterebiliriz

Etiket:

kavga hakkındaki yazılar:

\
Toplum olarak eleştiriye hiç gelemiyoruz.Hele öz eleştiri hiç yok... Yanlışı görmeden; yanlışı yaşamadan ; doğruyu bulmak, doğruyu yaşamak mümkün mü acaba? Ya da en azından ortak paydalar bulamaz mıyız eleştiri konusunda? Karşıt düşünceleri savunanlar birbirlerine katlanmak durumunda değil midir? Tartışmayı bir kavga haline dönüştürmek, katlanamamaktır. Güç ve kötü durumlara katlanamamak kavgayı getirir. Eleştiri; övgü ve yergi içerir. Hoşa giden durum, söz veye yazı övülür, doğruluğu gösterirlir.
Yergi, beğenilmeyen düşünce , söz ve yazı ya da bir durum nedenleriyle ortaya koyabilme olmalıdır. Eleştiri, tartışma, övgü ve yergi; seviyeli ve uygun şekil ve ortamlarda olursa bir yere götürür. Yoksa sonuç kavga, kötülük ve sövgüye varır. Hafif üyesi olarak, büyük üzüntü içindeyim. Yazı yorumlarında yakışıksız sözler Hafif'e yakışmıyor. Bir öz eleştiri olarak kabul edin yazımı. Hele hele sövgüler ve kabadayılanmalar ... Hiç yakışmıyor. Sevgi ve saygı ne zaman gerekecek... Merak ediyorum... Niyet ne acaba?
7 ahkam var
\

Yagcilik, yalakalik bürümüs dört bir yani,
bunlarin hepsi de benim ülkemin insani,
nerde kaldi kardesim, Ecdadimizin sani?
yoksa siz hic okumadiniz mi Fatih Sultani..?

Kavgalar, dögüsler ne icin olur be ahmak?
aymazlik, arsizlik, adiilik yapar biri siritarak,
olur mu hic; bunun gibilere seyirci kalmak?
haksizliga boyun egen olur gercek bir salak,

Star'imiz sensin; haydi hep birden sak sak,
ortami karistirma da ustadir bizim bu yalak,
hedef belli, durmayin pesinden gidin kosarak,
Ya Rab; benim insanim bu kadar mi korkak?

26 ahkam var

Peçeyi dini amaçla kendini korumak için kullanılan bir araç olarak bildik hep. O, yüzüne takanı kem gözlerden koruyan, inancı için korunmayı doru bilen insanların kullandığı bir ibadet aracıydı… Hayatta peçenin bir başkasını korumak için takılabileceği aklıma gelmezdi. Oysa inançlar, yaşam şekilleri, hayata bakış nasıl da farklılaşabiliyordu yaşanılan toprağa, doğulan kültüre ve ait olunan dine göre…
Dünyanın bir yerinde bir takım insanlar var çırılçıplak geziyorlar. Pardon, çırılçıplak değil, peçe takarak. Evet yanlış okumadınız. Onlar vücutlarına hiçbir şey giymiyor ama yüzlerine peçe takıyorlar. Amaç, arınmak, arınarak temizlenmek. Tüm kötülüklerden, tüm kirden… Ruhun bağımlı olduğu maddiyattan yani bedenden… Sıkı bir perhiz gerekir bunun için… Ve tabii ki, katı dini kurallara dayanan çileli ve erdemli bir hayat. Hiçbir canlıyı incitmemek gerekir. Mesela konuşurken ağzımıza bir sineğin kaçmasını engellemek gerekir –ki o zavallı sineğe yanlışlıkla zarar vermeyelim. Havadaki gözle göremediğimiz canlıları yanlışlıkla yutmamak gerekir. İşte bu yüzden de, kendimizi değil diğerini korumak için peçe takmak gerekir. Amaç zaten kendimizi korumak olsa bu inançta, o zaman önce bedeni dış şartlardan koruyacak giysiler gerekirdi. Oysa, en başta karşı çıkılan kişinin kendini koruması değil, başkasını koruması… Yanlış anlaşılmasın, uydurma bir inançtan bahsetmiyorum. Gerçekten var olan, MÖ 600’den beri devam eden bir inançtan Caynacılık’tan bahsediyorum. Görmeden inanmak zor geliyor geliyor ama gerçekten de böyle yaşadıklarını gördük. Bunu gördükten sonra da, bir-iki inancı temel alıp, sadece onlar çevresinde dolaşıp birbirimizi yiyişimiz geldi aklıma. Oysa inanç ne kadar çoktu ve biz ne kadar küçük bir alanda kavga halindeydik….

10 ahkam var

BU BENIM BABAM IRFAN'DIR ANLI SANLI.

Önceleri anlamaz kizardim O'na,
olunca sabah O, gelirdi yanima,
tembel tembel yatma derdi bana,
uyumak degil kimsenin yararina..

Doludur ici hep hosgörü sevgi,
Osmanli Seyh Edebalidir soyu serci,
Babam'dir O, Irfan, ilim, bilim ehli,
bulunmaz O'nun esi benzeri bir dengi..

Cok kültürlü iyi bilir politika siyaseti,
pesinden sürüklemistir ilceyi köyü kenti,
dögüs kavga degil inanin O'nun niyeti,
O'nun rizasi olmadan kimse secilemezdi..

68 yasindadir bu ihtiyar delikanli,
O' konusunca susar dinler hep canli,
konusmalarini dinlersen cok heyecanli,
bu benim Babam Irfan'dir anli sanli..

2 ahkam var

Araligin 15’inde iki sene olacakti...
Gün sayiyorduk hatta. Vay be iki sene diyip duruyorduk.
Güzel baslayan bir Pazar günüydü.
Bütün hafta calismisti sevgilim. Dinlensin istiyordum. Gece erken yatsin falan filan. Hatalarim olsa da düsünceliydim. Belki onu ondan daha cok düsünüyordum.
Ani gelen firtina gibiydi. Kavga ettik. Ama bazen olurdu böyle. Herkes kavga eder.Barisiriz diye cok umursamadim. Hatta bütün sirinliklerimi yaptim, o zaman dayanamayacagini biliyordum cünkü.
Dayanamaz hemen yumusardi. Öyle de oldu ama birseyler vardi. Hafizam öyle daginik ki. Yeni actigim bloga takti. Daha önce de hafif’e takmisti. Kendim yazsam olmaz miydi hep bunu soruyordu. Nette ne idügü belirsiz insanlarla muhattap oluyormusum, kiziyordu. Bana güveniyormus ama etrafa güvenmiyormus. Bunu söyler dururdu. Hafiften gittigim zamanlar oldu. Sinirliydim, sinirle ben artik hafif’e girmiyorum dedim. Girmeyecegim. Hem sen zaten sevmiyordun dedim. En büyük tutkumun yazmak oldugunu daha öncesinde defalarca söylemistim. Seninle oldugumdan beri internetten insanlarla muhattap oluyor muyum dedi. Hayir dedim. Bana edilen küfürleri görmüstü arada yazilarimi ziyaret ettiginde. Girmiceksin bir daha demisti. Insanlarla sürekli kavga ediyordum. Yine girme demisti. Kendimi gün gectikce soyutlanmis hissettim herseyden herkesten. Hafif sayfasi kapanmisti. Sonra ne oldu anlamadim. Yine kendimi hafifte buldum. Bunu söylememistim. Gereksiz kiskanclik yapiyor hep diye düsündüm. Hatta o kadar kiskanc oldugunu düsündüm ki onunla konustugum zamanlarda sen yine hafife bakiyorsun hep gec cevap veriyorsun derdi. Bu kiskancliklardan kendimi korumak icin yazmaya devam ettigimi söylemedim ona.
Iste bu lanetli Pazar günü geldi catti. Bloguma bakmak istedi. Bak dedim. Yazdiklarimi okumasi hosuma gidiyordu. Hafif.org yazip link vermistim blogumda. Aklina gelmis olacak ki, birden hafif.orgdaki hesabima girdigini belli etmek icin birseyler söyledi. Söyler söylemez anladim zaten, neler olacagini... Hic yormadim hayal gücümü. Bazi dengesiz insanlarin yazdiklari... Sacma sapan tacizci laflar...
Benim de yazdigim cevaplar...
Sen bana yalan mi söyledin bunca zaman dedi.
Söyleyecek birseyim yoktu o saatten sonra. Evet yalan söyledim diyebildim. Cünkü sen benim iyi veya kötü bütün yazma hevesimi kirdin dedim. Özrü kabahatinden büyük derler ya...
Keske istedigini yapsaydin da bana yalan söylemeseydin diyebildi.
Basimdan asagi kaynar sular döküldü bir anda.
Öyle güzel hayallerimiz vardi ki. Yaptigimiz bircok seyin zaman kaybi oldugunu düsünürdük. Ben cok calismaliydim, o kadar cok calismaliydim ki, iki sene sonra kavusmamiz icin hicbir engel kalmamaliydi. Distan iyi görünse de ikimizde yeterince aci cekmis ailelerden geliyorduk. Belki bu kadar cok birbirimize tutunmamizin sebebi de bu idi. Biz hicbir zaman öyle olmayacaktik. Hersey iyi olacak vs.
Hele bir ben döneyim de o da askerden dönsün hersey cok güzel olacakti. Subatta askere gidiyordu. Hep derdi korkuyorum diye. Korkma dedigimde "ya unutursan beni" derdi.Böyle birseyin olmayacagina inandirmistim onu.Olmaz böyle birsey demistim defalarca. Ya baskasi olursa hayatinda ben yokken demisti. Sacmalama kiziyorum demistim.
Ben bu güzellikleri düsünürken birkac damla yas akti gözümden. Kendime geldim. O kadar söylediklerinin arasindan biri binadan asagiya atlamisim gibi sok etkisi yapti.
Ben sana o kadar güvenmistim ki dedi. Yalan söylecegini hic düsünmedim. Sana cok güvenmistim. Simdi ben nasil güveneyim sana. Iki senelik sevgilim degilsin sadece iki senelik kiz arkadasimsin dedi. "hani gözün arkada kalmasin ben burda olucam geldiginde demistin. senin sözleirn bunlar mi? yalan söyledin bir kere, aklima hersey gelir artik. sen olsan senin gelmez mi aklina kötü seyler" dedi daha cok vurmak istercesine
Agzimi acip tek kelime söyleyemedim. Ne söylesem olmayacakti. Duruma uymayacakti. Hepsi samimiyetsiz görünecekti. Haksiz miydi? Hakliydi.

30 ahkam var

Kişisel sınırlar, yaşama özgürlüğü, hak ve hürriyetlerimiz..
Bunlara önem vermediğimiz öyle çok zaman var ki..
Karşımızdakini kendi malimiz zannediyoruz. Onu sıkarak, boğarak bizim istediğimiz gibi bir yaşam sürdürmesini istiyoruz. Karşı tarafa güvenmediğimiz izlenimi verdiğimizi anlayamıyoruz bile o bize söyleyene, haykırana dek.
Ona, 'gitme, yapma, etme, durma, susma, başlama' diyoruz. Ne için? Ha ne için? Boş yere.. Bizim istediğimiz gibi olsun ,hareket etsin, kulumuz köpeğimiz olsun diye, bacağımızın dibinden ayrılmasın diye. Biraz sert oldu tabirler belki ama kendiniz hem bu akılları verip hemde böyle hatalar yapınca sert oluyorsunuz işte.Kendinize karşı bile sert oluyorsunuz. Onun sizinle olup, sizi sevmesiyle yetinmiyorsunuz, değişmesini istiyorsunuz. Kimse kimsenin eşyası değil. Evlense de olmuyor, olmayacak. Her birimizin istekleri, zevkleri ayrı, ve bu ayrılıkların kavga sebepleri olmasına kendimiz sebep oluyoruz aslında. Aslında bunlardan kavga olmaz, olmamalı. Saygı başlıyor ilişkilerde bir yerlerde , başlamalı ama hep devam ettirmeliyiz. Zamanla tükenmesine izin vermemeliyiz ve sevgi var diye saygıyı tüketmemeliyiz. Hiç bir zaman sevgi tek başına yeterli olmuyor. Sadece sevgiye sarılırsak elimize kalan gözyaşları oluyor.
Haksızmıyım tüm bunlarda? Ben akıllanıyorum, akıllanmayanlar da akıllansın diye yazdım haddim olmadan. Zor ama öğrenilemeyecek bir şey değil bu. Saygının sevgiye kapı açtığı gerçeğini unutmayacağım bundan sonra, siz de unutmayın ...

7 ahkam var
1 2 3 ... 7 Sonraki

Mim Nehri

geri »

Arama

Merhaba

hafif.org enteresan şeyler araştırıp, birbirimizle paylaştığımız bir topluluk blogudur. Aynı zamanda gelirini yazarları ile paylaşan pillinetwork'ün bir parçasıdır. isterseniz siz de katılabilirsiniz.
pillinetwork hesabınızla giriş yapın.

etiket menüsü

kaynaklar

RSS Dosyası
pillikutu