Tam o sırada, başka bir pillinetwork sitesi olan 22dakika.org'da: "Heroes'a yeni bir oyuncu: Ntare Mwine"

Ön Sayfa yazılarını, çok tutulan yazıları ya da tüm yazıları gösterebiliriz

Etiket:

kaybetmek hakkındaki yazılar:

Beni terk eden kadınları hep sevmişimdir. Onlar en azından beni, uğraşmak istediğim şeyle baş başa bıraktılar. Engel olmadılar ve ben özgür kaldıkça daha çok uğraştım o şeyle. Onlar beni terk ettikçe ben yalnızlaştım ve bu her zaman iki tarafında işine geldi. Kadınlar terk etme zevkini aldılar, ben de bu sırada farklı kadınlarla farklı deneyimler yaşamış olmanın verdiği tecrübeyle oyalandım. Birer ay, on beşer gün beni deneyip küçük mutluluklarla evlerine döndüler, birçok genç kızın günlüğünde rol aldım ve çoğuna âşık oldum. Hakkını vermeye çalıştım elimden geldiğince. Kadınlar erkeklerden daha çok farkındaydı, hayatlarının aslında birer oyun olduğunun. Kural dışı yaşamak bir kez olsun denenmeliydi onlara göre, istedikleri zaman gelip benimle birlikte oyunbozanlık etmelerine izin verdim. Onları sevdikçe kaybettim, kaybettikçe amacıma ulaştım. Onları hep sevdim, birlikte oldukça o güzel renkli hayatlarına özendim ama hiçbir şekilde bu oyunun kurallarına uyamadığımı en başından hissettirdim. Diğer türlüsü adaletsizlik ve yalancılık olurdu. Hiçbir kızgınlığım yok ama hâlâ hepsini deli gibi kıskanıyorum. Ben bir deliyim çünkü bütün dünyanın deli olması imkânsız. Terk eden kadınlarım bunu hep başından biliyorlardı… Kaybetmeyi sevdiğimi hissettikleri anda, neyi kaybettiğimi sorgulayacak kadar meraklı oldular hep. Bu yüzden kadınları kedilere benzetmiştim. Merak düşüncenin anasıydı. Ve işin bundan sonrasını hiçbir zaman merak uyandıracak kadar gerekli görmediler.

5 ahkam var

Âşık olunmuş sevgilinin koynunda bir Pazar sabahı uyanmak için mi bütün bunlar? Çok sevilmiş bir karşı cinsin sizi bütün bu pislikten soyutlaması uğruna mı yaşıyorsunuz? Siz de onu soyutlayacak mısınız? Daha çok kazanıp daha çok Pazar kahvaltısı etmek için mi yaşıyoruz? Neye dönüşmesine izin veriyoruz hayatın? En büyük korkunuz sokakta açlıktan ölmek mi? O sokaklar ki; bir zamanlar gezmeye, koşmaya doyamadığınız? Salıncak sırası beklediğiniz yeşil parklar nerede? Şimdi çoğunuz ve ben ve şimdi belki hepimiz, kredi kartları borçlarımızı ödemek dışında bir şey düşünemezken kendimize getiriliyoruz. Boğazımıza kadar çamura batmışken ve hayallerimiz iğne deliği kadar küçülmüşken uyandırılıyoruz. Ertesi gün hemen yeniden uyuşturuluyoruz ve Pazar sabahı sevgilimizin koynunda mutlu olup olmadığımızı düşünemeyecek kadar mutluyuz. Çırılçıplak bir sevinç doğuyor içimize “iş güç yok” diye düşünebildiğimiz her saniye. İçinde çırpındığımız boktan çıkıp, derin bir nefes alıyoruz. İşte o zaman sarılıp öpüyoruz önümüze gelen her kimse onun dudaklarını salya sümük… Bütün bu s.kilmiş hayatlarımızı önemliymiş gibi görmeye çalışırken ve yarım yamalak hatırladığımız anıları tek parça halinde tutmaya uğraşırken. Bize hayal dünyamıza ulaşmamız veya mutlu olma yollarımız zerre kadar öğretilmemişken ve her zaman yarıştayken. Şimdi sokaklardan korkuyoruz. O sokaklar ki; bir zamanlar evimiz gibi gördüğümüz, toprağının kokusuna doyamadığımız, çimenlerinde yuvarlanıp çiçeklerini kokladığımız… Gecesi ayrı, gündüzü ayrı cennetlerimiz. Para ile bulanmış neon ışıkları ve arkasını göremediğimiz boyalı sahtekârlıklardan öteye gidemiyor artık. Umutla baktığımız hayatlar, parlak sandığımız gelecekler, özneler, ben’ler. Benzemeye çalıştığımız artistler, inandığımız masallar ve tuttuğumuz takımlardaki futbolcular. Bizden ömürleri boyunca haberleri bile olmayacak bütün süslü hizmetçiler. Ve şu halimize bakın. Bizi köle özentisi insanlar haline getiren şeye bakın. Bütün mutlu çingeneler veya ölmüş Kızılderili ruhları adına bize bakın! Âşık olunmuş sevgilinin koynunda bir Pazar sabahı uyanmayı bekliyoruz. Çok sevdiğimiz karşı cins bizi bütün bunlardan kurtaracakmış gibi. Onu bulduğumuzda onunda aslında bizi beklediğini fark ediyoruz genellikle… Ama yine de iki kişiyle olacak gibi değil bu kurtarma işi. NEYE DÖNÜŞMESİNE İZİN VERİYORUZ HAYATIN??? Ailelerimize bakıyoruz, bizi sevdiklerinde ve bizim iyi olmamızı istediklerinde ne kadar haklı ve masum görünüyorlar. Cahilliklerini sevdirip nasıl da korkularını bize aşılıyorlar. Ailelerimize bakıyoruz, nasıl da her şeyden habersizler tıpkı bizim gibi. Evlenenlere, dünyalarını birleştirenlere, dünya evine girenlere ve hatta yeni birini bu dünyaya kazandıranlara bakıyoruz. Hangi zincirin hangi halkası olduğu umurunda olmayan insanların mutluluklarına özeniyoruz. Örnek alıyoruz, kötüyü veya iyiyi… Örnek alıyoruz önemli değil gerisi…
Daha çok kazanıyoruz birileri kaybederken, daha çok gülüyoruz birileri ağlarken ve daha çok mutluyuz bir başkasını istemeden üzdüğümüzde. Bir başkasının sevgilisi her zaman koynumuzda… Biz birbirimizin sıçtıklarını yemekten başka bir şey yapmıyoruz.
Sizce neye dönüşmesine izin veriyoruz hayatın?

28 ahkam var

Artık kendimi güzel göstermeye çalışmadığımın farkına varıyorum. Ne zamandır bu yüzden kız arkadaşım yok! Ne zamandır aslında yaptığım güzel bir şeyin olmadığını düşünüyorum. Dürüst olmayı seçtim sonuna kadar, gururla kaybediyorum. Çirkinin ve güzelin bu kadar iç içe olduklarını bilmiyordum. Aslında ikisi de yok, ya da ikisi tek bir şeyin parçası. İçimde ne kadar iyilik kaldığını düşünmüyorum. İyi olmaya çalışmıyorum ne zamandır. Bu yüzden bir kız arkadaşım yok! Ne zamandır aslında yaptığım iyi bir şeyin olmadığını düşünüyorum. Dürüst olmayı seçtim sonuna kadar, mutluluk içinde kaybediyorum. Kötünün ve iyinin bu kadar iç içe olduklarını bilmiyordum. İkisi de yok, ya da ikisi tek bir şeyin parçası. Uzun zamandır hiçbir şey bana utanç vermiyor, ahlak ve dürüstlük el ele yürümüyor. Kendi erdemlerimi yaratmaya çalışıyorum ve bunu insanlara anlatamıyorum. Kendi erdemlerim insanlara saçma geliyorlar. Ama inanıyorum ki insanın erdemi varsa, o ancak kendi yarattığı erdem olabilir. Bunu anlatamıyorum ve kız arkadaşım yok. Olması gerekeni yapmaya çalışan maymunlar gibiyiz. Kız ve erkek, hiç fark etmiyor. Bizi nereye sürükledikleri kimsenin umurunda değil. Benim de umurumda olmamalı, böyle davranıyorlar bana. Kız arkadaşım yok. Artık kendimi sevdirmeye çalışmadığımın farkına vardım. Sevgi ve nefret iç içe, ikisi de tek başına yok! Bize sevmeyi öğrettiklerinde başka bir şeyden nefret etmek zorunda bırakılıyoruz. Bize sevinmeyi öğrettiklerinde başka bir şey üzüyor bizi. Kimseye anlatamıyorum. Uzun zamandır bir şeyleri anlatmaya çalışmıyorum. Bu yüzden de kız arkadaşım yok! Aşk içinde kaybediyorum. Aşığım kaybetmeye, sonsuz bir öğreniş içindeyim. Bize utanmayı öğretiyorlar ve utanılacak hiçbir şey yok. Bize kazanmayı öğretiyorlar ve sahipleniyorlar, kölelere dönüştürülüyoruz, görünmez efendilerimizin adlarıyla hırslanıyoruz. Başkaları oluyoruz ve bu hoşlarına gidiyor. Artık hiçbir şeye kızmıyorum ve bu yüzden kız arkadaşım yok. Kendimi güzel göstermeye çalışmadığımı farkındayım, olduğum halimi anlatmaya çalışıyorum benim için bu güzelden daha önemli, daha gerekli ve daha gerçekçi. Gerçeği seviyorum ve bu yüzden kız arkadaşım yok. Onlar alıştırıldıkları gerçek dışılıktan çok memnunlar ve ben bu şeylerden memnun değilim.

9 ahkam var
tuttum
2

tampon

regli olduğumda bir türlü bulamadım. günlerdir aradığım tamponlarımı peçeteliğin içinde buldum. tabii annemin de temizlik yaparken bunları gördüğünü farkederek. dağınık olmanın da sınırı var. utandım kadından, olgun kadın, bir şey de demedi. lakin, ortalıkta da bırakılmaz ki canım... Benimki de rezillik. iyi ki yalnız yaşıyorsun...ufff. farkettiğimde nasıl kızdım kendime. Ah ben!!

57 ahkam var
\
İkizimi çok küçük yaştan beri tanıyordum. Ben diyeyim beş, siz diyin altı. Biyolojik ikizim değildi elbette. Ama ikizimdi işte. Herkes "ikiz" diye dalga geçmişti bizimle. Biz birbirimize aşıktık resmen o yıllarda.
İlk okul bire beraber başlamıştık. Hatta önlüklerimiz bile beraber alınmıştı. Beslenme çantalarımız, suluklarımız... Herşeyimiz aynıydı. Hep aynı olalım isterdik.Birbirimizden başka kimseyi arkadaş olarak kabul etmezdik aramıza. Yediğimiz yemek, içtiğimiz su ayrı gitmezdi. Çok üretici bir zekası vardı. Fazla hayalperestti. Doğmadan önce, annemizin karnındayken, aslında ikimizin haberleştiğini anlatırdı bana.
\
Daha birinci sınıftaydık. Birgün annesi onu okula geç getirmişti. Ne annem nede sınıfın öğretmeni beni onsuz sınıfa sokamamışlardı o gün. Ne kadar ağlamıştım. Sonunda kapıda görününce rahatlamıştım. Ve oturmuştuk beraber sıramıza... İkinci sınıfa geçtiğimizde benim öğlenci, onun sabahçı olma sebebi ile ayrılmıştık. Ancak evlerimizde görüşüyorduk. Ama henüz aslında ayrılmadığımızı, yine görüşebileceğimizi idrak edebileceğimiz yaşta olmadığımızdan, bana çok zor gelmişti ayrı sınıflarda olmak. Bir süre sonra vücudumda kızarıklıklar olmaya başladı. Babam doktora götürdü. Sıkıntıdan kurdeşen çıkarmışım. Safın tekiydim ben o yıllarda. Sessiz sakin, pısırık, korkak, sapsarı bir kız çocuğuydum. İkinci ve üçüncü sınıfı onsuz geçirdim. Çocukça bir stres yaşamıştım. Onsuz kendimi savunamazdım bile. Onsuz parmağımı bile kaldıramazdım. Dördüncü sınıfa geçtiğimizde hak yerini bulmuştu ve özel okula alınarak birleşmiştik. Babam, ikimiz aynı sınıfa düşelim diye ne kadar uğraşmıştı. Beşinci sınıf da bitti. Artık duygusal ilişkimiz dayanılmaz boyuttaydı başkaları için. Ailelerimiz endişe ediyorlardı. Sınıf öğretmenimiz annelerimizle konuşmuştu, bizi başkalarıyla arkadaşlığa teşvik etmeleri için. Olmadı. Başkaları bizim için hiçti. Birbirimizden başkasını görmezdi gözümüz. Beraber oyun oynadığımız arkadaşlarımız vardı. Ama onlar da bize tek kişi muamelesi yapıyorlardı. "Yapışık ikizler" diye dalga geçiyorlardı. Artık ortaokuldaydık. İkizimi özel okuldan almaya karar verdiler. Benden ayrılıyordu. Yine içten içe üzüntülere boğuldum. Okulun ilk günüydü, yapayalnızdım. Yemek yiyordum bir başıma. İştahım yoktu. Sanki herkes bana bakıyordu. Çok yalnızdım. Mıy mıy mıy yemeğimi yemeye çalışırken ikizimi gördüm. Bana doğru geliyordu. Almamışlardı o okuldan. Başka okula gitmiyordu. Dünyalar benim olmuştu. Yemeğimi öylece bıraktım. Beraber yapışık bir yıl daha geçirdik. Orta ikide yollarımız gerçekten ayrılmıştı. Başka okula almışlardı. Üzüldüm yine çok... Ortaikinin sonunda fazlasıyla kopmuştuk birbirimizden. Bizi koparan sebep neydi, hatırlamıyorum. Ama görüşmüyorduk eskisi gibi. Ayda yılda bir.
\

İlk ergen olduğum yıllardı. Çok zor bir ergenlik dönemi geçirmiştim. Annem neler neler çekmişti benim yüzümden. İlk iki sene evdekilere kan kusturmuştum. Çok değişmiştim. Evrim geçirmiştim diyebilirim. O eski sakin, sevimli, tatlı halim gitmişti. Yerine cadı mı cadı, her birşeye bağıran agresif, deli bir yaratık gelmişti? Herşeyden nefret eden... Herşeyden sıkılan... İki sene geçirdim bu deli halimle. Hatta bir arkadaş o sıkıntıları atlattıktan sonra o zamanlar ne manyak olduğumu, benden nefret ettiğini yüzüme vurmuştu. İkizimin yokluğunda bir sürü aptal saptal arkadaşlıklar kurmuştum. Gül girmişti hayatıma. Aman evlerden ırak... Nasıl ekşimik surat birşeydi o öyle? Nasıl arkadaşlık yapmıştım? Tabi benim dünyalar tatlısı Ayşem gibi olamazdı ki herkes. Sonra B. girdi hayatıma. Yeni ergen olmanın ateşi başına vurmuş olacaktı ki, erkek peşine düşmüştü o yaşta. En fazla 6-7 aylık arkadaşlıklardı. Sonra toz misali püff diye uçup gitmişlerdi. Hiç aramamıştım da onları. Ayseciğimin yeri başkaydı ama... O birtaneydi. O bir melekti. Ardından lise sıralarında buldum kendimi.

32 ahkam var
Etiketler: , , , ,

Son günlerde, artık hayatımızın bir parçası oldu bu maç bahis oyunları ve bahis siteleri. Her gün bir yenisi çıkıyor piyasaya ve hergün binlerce kişi milyonlarca YTL'yi hiç gözünü kırpmadan yatırıyor, 1'e bilmem kaç verecek umuduyla. Hani bahis caiz mi değil mi tartışması değil benimki ama biraz dur deyin şu içinizdeki bahis canavarına. Öyle birşey ki bu kazanan bir kere daha kazanmak için, kaybeden kaybettiğini geri almak için tekrar tekrar oynuyor. İnsanın psikolojisi bile bozuluyor zamanla.
Ben de bir aralar merak salmıştım bu tip şeylere. Kaybettikçe hırslanıyorsunuz ve bir öncekini kurtarmak için daha riskli bir kupon daha yapıyorsunuz. Yani sizin anlıyacağınız bir defa takıldınız mı varınızı yoğunuzu yatırıyorsunuz.
kazanan yok mu bu işlerden ? var tabi. Ama onlar da bir şekilde aldıklarını, aldıları yere geri vermeleri çok uzun sürmüyor.
Bir kaznan grup var ki onların kazancını tahmin bile edemezsiniz.

0 ahkam var

Her konuşmamız hayatımız üstüne.
Benim de her yazım hayatlar üstüne.
Peki nedir alıp veremediğimiz hayatla,
Hayatımızla?
Neden uğraşırız kendimizle bu kadar,
Hem de çözümler değil sonuçlara yoğunlaşarak?!
Anlamıyorum, anlamayacağım !
Cevaplar hiçbir zaman tatmin edici olmayacak !
Her zaman ne yaptığın önemli olacak,
Neyin üstesinden geldiğin,
Neye rağmen gülüp mutlu olmayı başarabildiğin !
Ayakta nasıl dimdik durduğun,
Neyi nelere rağmen başardığın önemsenecek !
Çünkü önemli olan sadece bunlar !
Herkes kurban, herkes kaybetmiş,
Herkesin başına acı olaylar gelmiş !
Senin farkın ne peki?
Ne yaptın?!
Pes mi ettin,
Nefret mi ettin,
Vaz mı geçtin,
Küstün mü hayata ve Tanrı'ya;
Yoksa her şeye rağmen,
Hatta kendine rağmen,
Üstesinden mi geldin?
İnat mı ettin, son damlana kadar direndin mi,
''Direnecek bir şey yok ki, hayat bu.'', deyip
Gülüp geçerek mi başardın?
Ne yaptın?!
Söyle bana!
Ne yaptığını hemen söyle bana!
Önce kendine söyle ama!
Önce kendinle yüzleş, kendine hesap ver ve
Karşıma ne yaptığını bilen biri olarak çık!
Şuursuzca yaşayan biri olarak değil!

3 ahkam var

Mim Nehri

geri »

Arama

pillinetwork hesabınızla giriş yapın.

etiket menüsü

kaynaklar

RSS Dosyası
pillikutu