Tam o sırada, başka bir pillinetwork sitesi olan sinepil.org'da: "Oyun hazıR"

Ön Sayfa yazılarını, çok tutulan yazıları ya da tüm yazıları gösterebiliriz

Etiket:

kayboluş hakkındaki yazılar:

zamanın içine sıkışmış kalmış,hayır!aslında zaman yok sadece şimdi var ve her zamanda şimdi olacak.gelecek için dayıtılan hayatlar,hırslar..vs sadece kendinden uzaklaşıp yok olmaya sürükler.bilmediklerin umurunda bile değil zaten bildiklerinde bi boka yaramıyor ve hiçbir zamanda yaramayacak.sana sunulan gül bahçeleri sadece birer aldatmaca sen isimsiz bir varlıksın sen sadece güvenlik için sana verilmiş bir numaradan ibaretsin.kaçış,yok oluş... ne yaparsan yap yoksun.hayallerini gerçekleştirmek hiçbir halta yaramaz,çünkü ne yaparsan yap sen sen olamazsın,hırslarından arınmalı ve onlara göre olan dibe inmelisin.yükselmek zannettiklerin aslında birer düşüş;çok para,büyük ekran tv,büyük bir ev,amerikan aile arabası,çocuklar ve mutsuz bir sen yada defolmak,sorumluluk olmadan yaşamak,kafana göre takılmak,cebinde beş kuruş yok
ait olduğun hiçbir yer yok,yerleşik hayat yok ve mutlu bir sen ama onlara göre sadece bir serseri.....

0 ahkam var

Uykumda bir düş gördüm, bir suç düşü. İnsani bir suç değil de küçük bir tahta kutunun ya da geometrik kübün, eğer bu tür nesnelerin bilinci varsa, hissedebileceği ümitsiz, çaresiz bir mutsuzluk gibi; mutlak varoluş suçu.
—Beni seviyor musun?
—canım benim, sevemem, sen çok gençsin ve bir gün bana bir bakacaksın, cildim kurumuş, kırışmış, beni fazlasıyla iğrenç bulmaya başlayacaksın; ama o vakit gelene kadar, sana ne kadar düşkün olduğumu senden gizlemek için elimden gelen her şeyi yapacağım.

Düşümde 11 yaşındaydım.
Sabah uyandığımda, gece ki seslerin beynimin bana oynadığı bir oyun olduğunu düşünüp hatta unutup kahvaltı hazırladım kendime. Mantarlı omlet, nane dere otu ve nar ekşisiyle süslenmiş domates ve kızarmış ekmek kafiydi. Kahvaltının keyfini çıkarıp kahvemi de alıp odama geçtim montaj için.
Düşün etkisi vardı hala üzerimde, hala 11 yaşındaydım belki de.

2 ahkam var

Akşamları balkona çıkıp şehir ışıklarına bakmayı seviyorum; cadde boyunca, tepelerin orada mavi mavi parlayan ateş böcekleri, çocukların oynaştığı ve dinlendiği, kadınların makarna salatası yaptığı kahverengi çatılı evler, köpeğiyle sonbahar yaprakları arasında sopa atıp yakalama oyunu oynayan aileler, binlerce, binlerce, birbirinin tıpkısı, sıcak günler.
Kapı çaldı. Delikten bakma gereği duymadan kilidi boşaltıp açtım evimin kapısını sonuna kadar. Karşımdaydı, bana bakıyordu, tebessümdeydi. Şaşırdığımı belli etmemeye çalışsam da yetenekli olduğumu sanmıyorum.
- iyi günler. Nasılsın?
Selin, ayrıntıları tam olarak bilmesem de bizim apartmanda oturuyordu. Bilmediğim kısımlar çok olsa da ilk sırada olanlar apartmanda ne durumda bulunduğuyla ilgili idi; binada ev sahibi mi yoksa misafir mi, ev arkadaşı annesi mi yoksa sevgilisi mi?
Geçen hafta ilk defa apartmanın ikinci katında rastlamıştım ona. Asansörün kapısı açıldığında gün ışığı ile birlikte göğüs uçlarımda çimdik etkisi yaratmıştı. Siyah saçları, anlamlı, hüzünlü kahverengi gözleri vardı. Genç ve güzeldi. Ruhu var gibi görünüyordu ayrıca. Geçen gün verdiğim penseyi mi getirdi acaba, onun için mi çaldı bu saatte kapı mı?
- “normal” dedim
Sol elinde, kulpu hiç de ellerine yakışmayan bir çanta vardı. Diğerinde ise üstü, siyahın şimdiye kadar gördüğüm en koyu tonlarından birine sahip bir bezle örtülmüş, kafesi andıran köşesiz bir nesne vardı. Anlayamıyordum. Tamam, kapımda onu görmek, büyüleyici gözlerine, fondan gelen müzik eşliğinde gözlerimle vuruşlar yapmak, teninde gezinen kokunun hangi parfüme ait olduğunu tahmin etmek güzeldi, hoştu. Ama ellerindeki çanta ve o köşesiz nesne de neyin nesiydi.
- Bu saatte rahatsız ediyorum ama senden bir ricam olacak.
Korkuyor da bende kalmayı mı teklif edecekti, yoksa “çamaşır makinem bozuldu şunları yıkar mısın” mı olacaktı ricası. Yoksa en olabilme ihtimali yüksek olan “anahtarımı içerde unutmuşum yarın çilingir gelene kadar misafir olarak kabul eder misin beni” mi diyecekti.
- Dinliyorum.
Saniyeler sonra söyleyecek olmasına rağmen hala benden beklediği ricayı düşünüyordum. Fazla makyajı yoktu suratında, saçları da öyle zaman ayrılarak yapılmış değildi, öylece tek bir yerde toplanmıştı. Ne yemek yapsam acaba karnı da acıkmış olabilir. Hemen orada menüyü oluşturdum; körili tavuk ve pilav.
- Teyzem. Bursa da ki teyzem yoğun bakıma kaldırılmış. Zaman kaybetmeden yanında olmam gerek, kalacağım süre belli değil o yüzden senden ricam; gelene kadar bu sende durabilir mi?
Apartmanın ara ışığı sönmüş sadece evin girişindeki lambanın ışığı vuruyordu suratına şimdi. Elindeki kafesi andıran siyah örtülü köşesiz nesneyi çoktan kaldırmıştı bile. Tereddütteydim aslında, çok da tanımıyordum. Ama paranoya yapmanın zamanı değildi şimdi. “Saniyeler geçiyor xerre. Biran önce bir şeyler söyle, istemediğini ya da çekindiğini düşünecek. Bu düşüncelere kapılmasını engelleyecek bir şeyler söyle.”
- Olumlu.
Şimdi loş ışığın vurduğu yüzü tebessümdeydi. Elleri boş olsa sarılacaktı belki de. Ya da ben öyle hissettim. Menüyü çoktan değiştirmiştim; pilav.
- Çok teşekkür ederim, büyük bir dertten kurtardın beni. İhtiyaçlarını karşılamana gerek yok ben hallettim, iki gün idare ederler. Bir köşede dursun öylece. Örtüyü de kaldırma, kaldıracak olursan da bir şey yapmadan önce benim gelmemi bekle. En geç iki gün sonra gelirim.
Rahatlamış gibi görünüyordu, üstündeki ağırlıktan kurtulmuş gibi. Ama tebessümünü bilinçli kullanıyordu. Yükünü paylaşmıştım, mutluydu. Genç ve güzel.
- Anlaştık. Seni beklerim.
Kısa bir minnet ritüelini sunduktan sonra vedalaştık. Kapıyı arkasından bakmamaya gayret göstererek kapattım. Yemek yemeden önce, Selin’in ben de kalan son nesnesini odamın köşesinde, gözüme kestirdiğim uygun bir yere indirdim.
Yatağa girdiğimde Selin’in en son giderken ki görüntüsünü hatırlamaya çalıştım. Olmadı, bir sonrakine daha iyi hafızalamam gerektiğini düşündüm. Uyumam gerekiyor.

12 ahkam var

Mim Nehri

geri »

Arama

pillinetwork hesabınızla giriş yapın.

etiket menüsü

çok tutulan kayboluş yazıları

kaynaklar

RSS Dosyası
pillikutu