Euro aldı başını gidiyor, siyasetçiler (ki en başımızdakiler dahil) ipe çekildi çekilecek derken, yakın geleceğimiz konusunda endişemiz artıyor. Çalıştığımız yerlerde yarınımızın garantisini sorguluyoruz. Bireysel eylemlerimizden en fazla gelişeni ise ek gelir elde etmek ya da kendi işimizi kurmak.
Zaman artık babalarımızın, dedelerimiz yaptığı gibi belirli bir gelirle, beş altı nüfuslu aileyi geçindirmeye müsait değil. Keza kendi kendini geçindirmek, doğal ihtiyaçlarını (barınma, beslenme, giyinme) dahi sağlamaya müsait değil. Biz gençler, erken yaşlarımızda kah eğitim süreci, kah geçim derdi derken yollara düşmüş, ekmek kapımızı ve altın bileziğimizi edinmek için çaba harcarken, ekonomi çizelgesi bizim hep bir adım ötemizde seyir halinde.
Âşık olunmuş sevgilinin koynunda bir Pazar sabahı uyanmak için mi bütün bunlar? Çok sevilmiş bir karşı cinsin sizi bütün bu pislikten soyutlaması uğruna mı yaşıyorsunuz? Siz de onu soyutlayacak mısınız? Daha çok kazanıp daha çok Pazar kahvaltısı etmek için mi yaşıyoruz? Neye dönüşmesine izin veriyoruz hayatın? En büyük korkunuz sokakta açlıktan ölmek mi? O sokaklar ki; bir zamanlar gezmeye, koşmaya doyamadığınız? Salıncak sırası beklediğiniz yeşil parklar nerede? Şimdi çoğunuz ve ben ve şimdi belki hepimiz, kredi kartları borçlarımızı ödemek dışında bir şey düşünemezken kendimize getiriliyoruz. Boğazımıza kadar çamura batmışken ve hayallerimiz iğne deliği kadar küçülmüşken uyandırılıyoruz. Ertesi gün hemen yeniden uyuşturuluyoruz ve Pazar sabahı sevgilimizin koynunda mutlu olup olmadığımızı düşünemeyecek kadar mutluyuz. Çırılçıplak bir sevinç doğuyor içimize “iş güç yok” diye düşünebildiğimiz her saniye. İçinde çırpındığımız boktan çıkıp, derin bir nefes alıyoruz. İşte o zaman sarılıp öpüyoruz önümüze gelen her kimse onun dudaklarını salya sümük… Bütün bu s.kilmiş hayatlarımızı önemliymiş gibi görmeye çalışırken ve yarım yamalak hatırladığımız anıları tek parça halinde tutmaya uğraşırken. Bize hayal dünyamıza ulaşmamız veya mutlu olma yollarımız zerre kadar öğretilmemişken ve her zaman yarıştayken. Şimdi sokaklardan korkuyoruz. O sokaklar ki; bir zamanlar evimiz gibi gördüğümüz, toprağının kokusuna doyamadığımız, çimenlerinde yuvarlanıp çiçeklerini kokladığımız… Gecesi ayrı, gündüzü ayrı cennetlerimiz. Para ile bulanmış neon ışıkları ve arkasını göremediğimiz boyalı sahtekârlıklardan öteye gidemiyor artık. Umutla baktığımız hayatlar, parlak sandığımız gelecekler, özneler, ben’ler. Benzemeye çalıştığımız artistler, inandığımız masallar ve tuttuğumuz takımlardaki futbolcular. Bizden ömürleri boyunca haberleri bile olmayacak bütün süslü hizmetçiler. Ve şu halimize bakın. Bizi köle özentisi insanlar haline getiren şeye bakın. Bütün mutlu çingeneler veya ölmüş Kızılderili ruhları adına bize bakın! Âşık olunmuş sevgilinin koynunda bir Pazar sabahı uyanmayı bekliyoruz. Çok sevdiğimiz karşı cins bizi bütün bunlardan kurtaracakmış gibi. Onu bulduğumuzda onunda aslında bizi beklediğini fark ediyoruz genellikle… Ama yine de iki kişiyle olacak gibi değil bu kurtarma işi. NEYE DÖNÜŞMESİNE İZİN VERİYORUZ HAYATIN???
Ailelerimize bakıyoruz, bizi sevdiklerinde ve bizim iyi olmamızı istediklerinde ne kadar haklı ve masum görünüyorlar. Cahilliklerini sevdirip nasıl da korkularını bize aşılıyorlar. Ailelerimize bakıyoruz, nasıl da her şeyden habersizler tıpkı bizim gibi. Evlenenlere, dünyalarını birleştirenlere, dünya evine girenlere ve hatta yeni birini bu dünyaya kazandıranlara bakıyoruz. Hangi zincirin hangi halkası olduğu umurunda olmayan insanların mutluluklarına özeniyoruz. Örnek alıyoruz, kötüyü veya iyiyi… Örnek alıyoruz önemli değil gerisi…
Daha çok kazanıyoruz birileri kaybederken, daha çok gülüyoruz birileri ağlarken ve daha çok mutluyuz bir başkasını istemeden üzdüğümüzde. Bir başkasının sevgilisi her zaman koynumuzda… Biz birbirimizin sıçtıklarını yemekten başka bir şey yapmıyoruz.
Sizce neye dönüşmesine izin veriyoruz hayatın?
Artık kendimi güzel göstermeye çalışmadığımın farkına varıyorum. Ne zamandır bu yüzden kız arkadaşım yok! Ne zamandır aslında yaptığım güzel bir şeyin olmadığını düşünüyorum. Dürüst olmayı seçtim sonuna kadar, gururla kaybediyorum. Çirkinin ve güzelin bu kadar iç içe olduklarını bilmiyordum. Aslında ikisi de yok, ya da ikisi tek bir şeyin parçası. İçimde ne kadar iyilik kaldığını düşünmüyorum. İyi olmaya çalışmıyorum ne zamandır. Bu yüzden bir kız arkadaşım yok! Ne zamandır aslında yaptığım iyi bir şeyin olmadığını düşünüyorum. Dürüst olmayı seçtim sonuna kadar, mutluluk içinde kaybediyorum. Kötünün ve iyinin bu kadar iç içe olduklarını bilmiyordum. İkisi de yok, ya da ikisi tek bir şeyin parçası. Uzun zamandır hiçbir şey bana utanç vermiyor, ahlak ve dürüstlük el ele yürümüyor. Kendi erdemlerimi yaratmaya çalışıyorum ve bunu insanlara anlatamıyorum. Kendi erdemlerim insanlara saçma geliyorlar. Ama inanıyorum ki insanın erdemi varsa, o ancak kendi yarattığı erdem olabilir. Bunu anlatamıyorum ve kız arkadaşım yok. Olması gerekeni yapmaya çalışan maymunlar gibiyiz. Kız ve erkek, hiç fark etmiyor. Bizi nereye sürükledikleri kimsenin umurunda değil. Benim de umurumda olmamalı, böyle davranıyorlar bana. Kız arkadaşım yok. Artık kendimi sevdirmeye çalışmadığımın farkına vardım. Sevgi ve nefret iç içe, ikisi de tek başına yok! Bize sevmeyi öğrettiklerinde başka bir şeyden nefret etmek zorunda bırakılıyoruz. Bize sevinmeyi öğrettiklerinde başka bir şey üzüyor bizi. Kimseye anlatamıyorum. Uzun zamandır bir şeyleri anlatmaya çalışmıyorum. Bu yüzden de kız arkadaşım yok! Aşk içinde kaybediyorum. Aşığım kaybetmeye, sonsuz bir öğreniş içindeyim. Bize utanmayı öğretiyorlar ve utanılacak hiçbir şey yok. Bize kazanmayı öğretiyorlar ve sahipleniyorlar, kölelere dönüştürülüyoruz, görünmez efendilerimizin adlarıyla hırslanıyoruz. Başkaları oluyoruz ve bu hoşlarına gidiyor. Artık hiçbir şeye kızmıyorum ve bu yüzden kız arkadaşım yok. Kendimi güzel göstermeye çalışmadığımı farkındayım, olduğum halimi anlatmaya çalışıyorum benim için bu güzelden daha önemli, daha gerekli ve daha gerçekçi. Gerçeği seviyorum ve bu yüzden kız arkadaşım yok. Onlar alıştırıldıkları gerçek dışılıktan çok memnunlar ve ben bu şeylerden memnun değilim.
Bakırköy Prof.Dr. Mazhar Osman Uzman'ın yaptığı ilginç bir araştırmanın beni nekadar etkilediğinden bahsederek başlamak istiyorum ilk yazıma...
