
Ben! Bu ülkenin evladı. Ben yüzü gözü utanç yanığı bitkin ve yorgun, bir insan kıyımları gözleriyle görür de nasıl dayanır... Bir insanın babasının öksürüklerinde gizliyse geçmiş, onu nasıl sorgulamaz... Nasıl içtenliğine küfretmez yaşamın?.. Ben, bu ülkenin tek tipleşen insanlarının farklı olduğum için dışlanmış kişisi...
Bir eli olağan üstülüklerde, bir eli olmuş olanların vahşetinde, gözlerini sımsıkı yummuş, korkmuş, gözyaşları yeni merhem olmuş sızlayan ruhuna...
Kedisine küsen,
Çöp eşeyicisi,
Çöpte unuttuğu harfleri düşünmeye başladı.
O sabah şarap şişesini beyaz bir poşetin içinde
diğer atıklarla bırakan cümlenin hışırtısının içinde unuttuğu harflerini.
Evet dedi neden sonra.
Kedim, bütün harfleri yedi.
AyakKAPları, boşluklarından gri zemine vuruluyordu,
Evet, kedim aç..kedim aççç !!!!!!
Sisli bir akşamda, Taksim’de barın önünde, renk renk ışıkların birbirine karıştığı, farklı müziklerin farklı ses yüksekliklerinde çalındığı, tek ve çift gecelik aşkların başladığı kalabalık sokakta, park etmiş arabalardan birinin önünde genç ve güzel bir kız duruyordu. Beyaz sümüklü bir kedi koşarak geçti arabanın altından. Sonra gölgelerin arasında kızın karşısında onunla konuşan biri belirdi. Çocuğun elleri kıpırdıyor ve dikkatle kızı dinliyordu. Kızın üzerinde pembemsi kırmızıya kaçan post benzeri bir mont vardı. Yumuşaklık hissini dokunmadan verebilen cinsten…
Çocuk yüzüğünü çıkartıp fırlattı yere, genç kız görmedi. Farkında değildi onunla ilgili olan şeylerin. Sarhoştu, haklıydı…
O gün gayet bakımlı çıkmıştım evden.
İnce çoraplarım, hafif diz üstü eteğim, dalgalı kızılımsı saçlarımla kendimi muhteşem hissediyordum. Taksi kullanmak zorundaydım, çünkü arabamı bakıma vermiştim.
Bakımlı olan her şey çok güzel görünür gözüme.
Beklediğim taksi gelmemişti. Biraz yürümek istedim. Büyük bir kamyonun yanından geçiyordum ki çırpınmayı andıran sesler duydum.
Neler oluyordu, eğilip baktım. İri bir kedi, bembeyaz paçalı güvercini tırnaklarının arasına almış ısırmaya çalışıyordu. Hemen yattım arabanın altına. Aramızda ilginç bir mücadele başlamıştı. Kedi güvercin ve ben..Nasıl bir hayat yaşarsan yaşa bu mücadele hep vardı. Kedi
tüm çabama rağmen güvercini bırakmamakta ısrar ediyordu.’’Çabuk ver onu bana, seni hain’’, deyip indiriverdim kedinin kıçına tokadımı.. Ve yakaladım titreyen kuşu, derken bir kontak sesi duydum. Tüm gücümle arabayı tekmelemeye başladım. Çalışır vaziyetteyken durdu birden.Biri bana bakıyordu.’’ Hanımefendi, ne yapıyorsunuz, arabamın altında ?’’
Ona kuşu uzattım ‘’Beyefendi tutar mısınız, dışarı çıkmam lazım..dedim.
Adam gördüğü manzara karşısında donup kalmıştı. Birden dönüp üzerime baktım, göğüslerimden biri dışarı fırlamış, bacaklar fora, yüzüm ise çamurdan katılaşmıştı.
Ortaokula gidiyordum, büyümüştüm ve kıllarım çıkmaya başlamıştı. Durgun bir Pazartesi sabahı çalar saatin aceleci sesiyle uyandım ve altıma işemiş olduğumu fark ettim. Çalar saat dalga geçiyordu benimle “diriliri diriliri diriliri diriliri!” Yatak sırılsıklamdı. Çarşaf ve yorganın bazı bölümleri ıslanmış, üzerinde büyük sarı lekeler oluşmuştu. İşemiştim! Korktum, utandım ve panik halinde ne yapacağımı düşündüm. Annem görmeden çarşafı değiştirmeye karar verdim. Peki ya yorgan? Aman allahım, yorgan, yastık, pijamalarım, donum ve bacaklarım sidik içindeydi. “diriliri diriliri diriliri diriliri!” Odanın her yanını kaplamıştı çiş kokusu. Ümraniye’de bir cami tuvaletinin içinde uyanmış gibiydim. İğrençtim!
Yorganı hafifçe kaldırdım ve soğuk hava ıslak bacaklarıma temas etti. Yeniden kapattım yorganı ve “Ilık hali daha iyi” diye geçirdim aklımdan. “diriliri diriliri diriliri diriliri!” Çok fazla vaktim kalmamıştı, çalar saate uzanıp kafasına bir tokat patlattım ve sustu. “dirilp!”
Nevresimi çıkartıp çamaşır makinesine götürmem gerekiyordu ve arkasından pijamalarımı. “Hayır” dedim, önce pijamalarımı çıkartayım ve temiz bir şeyler giyeyim. Ama yorganın içinden çıkmak istemiyordum bir türlü. Sanki uyuyup bir daha uyansam altıma işememiş olarak uyanacakmışım gibi hissettim. Kendimi kandırmamalıydım, işemiştim işte! Hemen bir şeyler düşünüp temizlenmeli sonrada okula gitmeliydim. Gücümü topladım, bütün soğuk hava dalgalarına rağmen kaldıracaktım yorganı, gerisi gelirdi. “1,2,3 ve şimdi!” kaldırdım ve koşa koşa dolabımın yanına gidip temiz don ve pantolonumu çıkardım. Annem seslendi içeriden “Deniz uyandın mı, okula geç kalıyorsun!” ayak sesleri duyuldu arkasından. “Eyvah” dedim. Annem geliyordu. El çabukluğuyla pijamamı çıkardığım gibi yatağın altına fırlattım. Gri kumaş pantolonumu sidikli donumun üzerine geçirdim ve “çat” diye açtı kapıyı annem.